RÖPORTAJ: SHABNAM GOLKARİAN

1.Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Shabnam Golkarian. Yaklaşık on yıldır mimarlık alanında akademik yaşamın içerisindeyim; eğitim, araştırma ve bilimsel üretim mesleki kimliğimin temelini oluşturuyor. Bununla birlikte edebiyat, çocukluğumdan beri hayatımın başka bir güçlü damarı oldu.

Babam tanınmış bir yazar, mütercim ve akademisyen. Dolayısıyla kitapların, düşüncenin, araştırmanın ve yazının gündelik yaşamın doğal bir parçası olduğu bir ortamda büyüdüm. Küçük yaşlardan itibaren onun kitaplarını okumak, çalışma disiplinini izlemek ve düşüncenin nasıl metne dönüştüğüne tanıklık etmek benim üzerimde kalıcı bir etki bıraktı.

Bugün geriye baktığımda akademisyenlik ile yazarlığı birbirinden kopuk iki kimlik olarak görmüyorum. Her ikisi de merak etmek, araştırmak, anlamlandırmak ve yeni bir dünya kurmakla ilgili. Guardians of the Northern Gate ise bu iki yönümün edebiyat alanındaki ilk büyük kesişimi oldu.

2.Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Yazıyla ilişkim çocuklukta başladı; fakat kendi edebî sesimi aramaya başlamam çok daha sonra, akademik yaşamımın son derece yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşti.

Uzun yıllar boyunca dersler, araştırmalar, projeler, toplantılar ve akademik sorumluluklarla çok yüksek tempoda çalıştım. Bir süre sonra hayatın belirli bir düzende tekrar etmeye başladığını ve profesyonel üretkenliğin her zaman içsel tatmin anlamına gelmediğini fark ettim. Fiziksel ve ruhsal olarak yoğun bir yorgunluk birikmişti.

Bu dönem benim için bir kırılmadan çok bir yeniden değerlendirme süreci oldu. Kendime şu soruyu sordum: İnsan yalnızca sorumluluklarını yerine getirerek mi yaşar, yoksa kendi iç dünyasına ait bağımsız bir üretim alanına da ihtiyaç duyar mı?

Yazarlık bu sorunun ardından geldi. Gerçeklikten kaçmak için değil, gerçeklikle kurduğum ilişkiyi yeniden düşünmek için yazmaya başladım.

3.Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Tek bir an olduğunu söylemek doğru olmaz. Benim yazarlık sürecim, farklı dönemlerde biriken etkilerin sonunda aynı noktada buluşmasıyla başladı.

Çocukken babamın kitaplarını okuyor ve onu çalışırken izliyordum. Bir insanın zihnindeki düşüncenin önce cümlelere, sonra sayfalara ve sonunda bir kitaba dönüşmesine çok erken yaşta tanıklık ettim. Bu, farkında olmadan yazıyla aramda güçlü bir bağ kurdu.

Yıllar sonra, akademik yaşamımın yoğunluğu içerisinde daha özgür bir ifade alanına ihtiyaç duyduğumda, çocukluğumdan gelen bu edebî hafıza yeniden ortaya çıktı. Buna uzun yıllardır gördüğüm sıra dışı rüyalar, zihnimde biriken imgeler ve karakterler de eklendi.

Dolayısıyla kalemi elime almama neden olan şey tek bir olay değil; çocukluk, hafıza, rüyalar ve yaşamın belirli bir döneminde duyduğum yaratıcı ihtiyaçtı.

4.Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Çok büyük etkisi oldu. Özellikle babamın kitaplarını okuyarak büyümem ve onun yazma sürecine yakından tanıklık etmem, yazıyı benim için hiçbir zaman uzak veya soyut bir alan haline getirmedi.

Çocuk yaşta bir kitabın yalnızca ilhamla değil; okuma, araştırma, gözlem, sabır ve disiplinle ortaya çıktığını gördüm. Bu anlayış daha sonra akademik yaşamımda da karşılığını buldu.

Kendi yazım dilime baktığımda ise edebiyat ile mimarlığın belirgin biçimde kesiştiğini görüyorum. Bir sahneyi yalnızca olay örgüsü üzerinden düşünmüyorum. Mekânı, ışığı, ölçeği, dokuyu, hareketi ve atmosferi de zihnimde kuruyorum. Belki de bu yüzden romanımda mekânlar çoğu zaman yalnızca fon değil, anlatının aktif bir parçası.

5.Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Bu karar bir anda verilmiş bir karar değildi. Daha çok yaşamımın farklı dönemlerinin birbirini tamamlamasıyla oluştu.

Babamın akademisyenliği beni akademik yaşama yöneltti. Onun araştırmaya, okumaya ve bilgi üretmeye verdiği değer benim mesleki yolumu önemli ölçüde etkiledi. Uzun yıllar bu alanda ilerledim.

Ancak zaman içerisinde, akademik kimliğimin yanında başka bir üretim alanına da ihtiyacım olduğunu fark ettim. Yoğun çalışma temposu ve yaşamın giderek tekrarlanan bir ritme dönüşmesi, daha önce geri planda kalan yaratıcı tarafımı yeniden görünür hale getirdi.

Bir anlamda babamın bana çocukluğumda gösterdiği ikinci yol, yani edebiyat, yıllar sonra yeniden karşıma çıktı. Fakat bu kez onun eserlerini okuyan bir çocuk olarak değil, kendi dünyasını kurmaya çalışan bir yazar olarak.

6.İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

İyi yazarlığın tek bir reçetesi olduğuna inanmıyorum. Ancak güçlü bir gözlem yeteneği, çok yönlü okuma, insan psikolojisine ilgi, dil bilinci ve ciddi bir çalışma disiplini vazgeçilmez unsurlar.

Ben yazarlığı yalnızca ilhamla açıklamıyorum. İlham başlangıç olabilir, fakat bir eserin tamamlanmasını sağlayan şey süreklilik ve emektir.

Kendi yöntemimde iki aşama var. İlk aşamada yaratıcı alanı mümkün olduğunca açık bırakıyorum. Hikâyenin, imgelerin ve karakterlerin özgürce gelişmesine izin veriyorum. İkinci aşamada ise daha analitik bir yaklaşım devreye giriyor. Yapıyı, anlatının ritmini, karakterlerin motivasyonlarını, sembollerin tutarlılığını ve metnin bütünlüğünü yeniden değerlendiriyorum.

Sanırım burada akademisyen kimliğimin de önemli bir katkısı var. Yaratıcılık kadar editoryal mesafe kurabilmek de önemli.

7.Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk edebî eserim Guardians of the Northern Gate. Daha önce akademik çalışmalar, makaleler ve araştırma metinleri yazdım; ancak roman alanındaki ilk yayımlanmış eserim bu kitap.

8.Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

En önemli etken insanın kendisi.

İnsan neden kendi gerçeğinden uzaklaşır? Korkularımız bizi ne ölçüde yönetir? Yaşadığımız travmalar kimliğimizi nasıl dönüştürür? Güven ve ihanet ilişkilerimizi nasıl biçimlendirir? İnsan kendisine yüklenen kimliklerle gerçek benliği arasındaki farkı nasıl fark eder?

Bu sorular beni çok ilgilendiriyor.

Rüyalar, mitoloji, mimari, semboller ve fantastik unsurlar ise bu soruları anlatabilmem için kullandığım araçlar.

9.Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?

Hikâyenin ana mimarisini önceden kurmayı seviyorum. Temel çatışmaların, önemli dönüm noktalarının ve anlatının yönünün büyük kısmını biliyorum.

Ancak karakterlerin bütün davranışlarını önceden belirlemiyorum.

Bir karakter yeterince geliştiğinde kendi psikolojik mantığını üretmeye başlıyor. Bence karakterin kendi doğasına sadık kalmak, hikâyeyi başlangıçtaki plana sadık tutmaktan daha önemlidir.

10.Size ilham veren şeyler nelerdir?

İlham kaynaklarım oldukça geniş. Rüyalar, mimari mekânlar, mitoloji, psikoloji, tarih, müzik, eski yapılar, farklı kültürler ve insan davranışları bunların arasında.

Ancak ilhamı romantikleştirmeyi de doğru bulmuyorum. İlham bir kıvılcımdır. Onu esere dönüştüren şey çalışmadır.

11.En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Benim üretkenliğim belirli saatlerden çok zihinsel yoğunlukla ilgili. Bir sahne zihnimde yeterince belirginleştiğinde onu yazmadan rahat edemiyorum.

Beni en fazla motive eden şey, yalnızca benim zihnimde var olan bir dünyanın kelimeler aracılığıyla başka insanların zihninde yeniden kurulabilmesi.

Edebiyatın çok etkileyici bir tarafı var: Yazar metni bir kez yazar, fakat her okuyucu onu kendi geçmişi, kültürü ve deneyimleri üzerinden yeniden üretir. Bir eser yayımlandığı andan itibaren artık yalnızca yazarına ait değildir.

12.Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Bir yazardan kendi kitabı hakkında “okumalısınız” demesini biraz iddialı buluyorum. Ben daha çok kitabın okuyucuya nasıl bir deneyim sunduğunu anlatmayı tercih ederim.

Guardians of the Northern Gate, fantastik dünyaları, gizemi, macerayı ve alışılmadık gerçeklik geçişlerini seven okuyucular için güçlü bir anlatı sunuyor.

Ancak kitabın yüzeyinin altında başka bir yapı daha bulunuyor. Kimlik, korku, travma, güven, ihanet, özgür irade ve kişinin kendi içindeki güç gibi meseleler romanın esas düşünsel omurgasını oluşturuyor.

13.Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Romanın temel düşüncelerinden biri “kendini hatırlamak”.

İnsan yaşam boyunca ailesinden, toplumdan, çevresinden, travmalarından ve deneyimlerinden çeşitli kimlikler edinir. Zaman içerisinde bunların hangisinin gerçekten kendisine ait olduğunu ayırt etmek zorlaşabilir.

Okuyucuya doğrudan mesaj vermekten çok, onu düşünmeye yönelten sorular bırakmayı tercih ediyorum. Çünkü edebiyatın en güçlü taraflarından biri hazır cevaplar sunması değil, insanın kendisine yeni sorular sordurabilmesidir.

14.Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Benim için en zor konulardan biri zaman yönetimiydi. Akademik yaşamı, dersleri, araştırmaları ve üniversitedeki sorumlulukları devam ettirirken bir roman dünyasını zihinsel olarak canlı tutmak ciddi bir disiplin gerektiriyor.

Bir diğer zorluk ise zihnimde çok güçlü biçimde gördüğüm bir sahneyi aynı yoğunlukla dile aktarabilmek.

Bazen görüntü zihninizde kusursuzdur ama kelimeler henüz ona ulaşamamıştır. O zaman tekrar yazarsınız.

Bu süreç bana yazarlığın yalnızca yaratmak değil, aynı zamanda vazgeçmek olduğunu da öğretti. Bazen sevdiğiniz bir paragrafı, sahneyi hatta karakteri bile metnin bütünü için geride bırakmanız gerekir.

15.Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Yazar tıkanıklığını her zaman bir problem olarak görmüyorum.

Bazen zihnin, hikâyeyi görünmez biçimde işlemeye devam edebilmesi için mesafeye ihtiyacı vardır. Böyle dönemlerde metni zorlamak yerine bir süre geri çekilmeyi tercih ediyorum.

Müzik dinlemek, Sessizce bir koşe de oturup zihnini dinlendirmek, araştırma yapmak, görsel malzemeler incelemek veya tamamen başka bir işle ilgilenmek çoğu zaman faydalı oluyor.

İlginç biçimde çözüm çoğu zaman bilgisayarın karşısında değil, başka bir işle uğraşırken geliyor.

16.Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Bugün bir kitabın yayımlanması sürecin sonu değil, yeni bir aşamanın başlangıcı.

Bu nedenle tanıtım sürecini yalnızca sosyal medya paylaşımlarından ibaret görmüyorum. Kitabevleriyle iş birlikleri, imza günleri ve okuyucuyla doğrudan temas kurabileceğim etkinlikler üzerinde çalışıyorum.

Aynı zamanda kitabın dünyasını görsel ve işitsel olarak da genişletiyorum. Yapay zekâ destekli görsellerden yararlanarak bazı sahneleri görselleştirdim, bunları animasyonlara dönüştürdüm ve tanıtım çalışmalarında kullanılan bazı müzikleri kendim oluşturdum.

Buradaki amacım yalnızca bir kitabın reklamını yapmak değil. Guardians of the Northern Gate etrafında tutarlı bir anlatı evreni oluşturmak.

Kitabın İngilizce yayımlanması da bilinçli bir tercihti. Hikâyenin farklı kültürlerden okuyucularla buluşmasını ve mümkün olduğunca uluslararası bir dolaşıma girmesini istiyorum.

17.Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?

Yazarlık doğası gereği uzun süre yalnız sürdürülen bir üretim biçimi. Bir dünyayı aylarca hatta yıllarca yalnızca zihninizde taşıyorsunuz.

Okuyucuyla karşılaştığınız anda ise eser başka bir aşamaya geçiyor.

Bir okuyucunun sizin hiç düşünmediğiniz bir ayrıntıyı fark etmesi, belirli bir karakterle özel bir bağ kurması veya aynı sahneyi tamamen farklı bir biçimde yorumlaması çok değerli.

Bu nedenle okur-yazar buluşmalarını yalnızca tanıtım etkinliği olarak görmüyorum. Bunlar aynı zamanda yazarın kendi eserini başkasının gözünden yeniden görmesini sağlayan bir karşılaşma alanı.

18.Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Evet, zihnimde geliştirmekte olduğum yeni fikirler ve anlatı dünyaları var.

19.Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Benim için en anlamlı geri dönüşler yalnızca “kitabı beğendim” şeklindeki yorumlar değil.

Bir okuyucunun belirli bir karakterde kendisini bulduğunu, bir sahnenin zihninde uzun süre kaldığını veya romandaki bir düşüncenin kendi yaşamına farklı bakmasına neden olduğunu söylemesi çok daha değerli.

Çünkü o noktada metnin artık sizin kontrolünüzden çıktığını görüyorsunuz.

20.Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Çocukluğumda babamı izleyerek öğrendiğim önemli şeylerden biri şuydu: Yazarlık yalnızca yetenek veya ilham meselesi değildir. Disiplin, araştırma, tekrar ve sabır gerektirir.

İkinci olarak, ilk metinlerinin kusursuz olmasını beklememelerini öneririm. İyi yazı çoğu zaman ilk yazımda değil, yeniden yazarken ortaya çıkar.

Ve en önemlisi, herkes tarafından beğenilmeye çalışmasınlar. Edebiyatta kalıcı olan şey çoğunluğa benzemek değil, zaman içerisinde kendi düşünsel ve estetik sesini oluşturabilmektir.

Bir yazarın asıl meselesi yalnızca hikâye anlatmak değil; dünyaya hangi yerden baktığını keşfetmek ve bunu kendisine ait bir dille ifade edebilmektir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir