RÖPORTAJ: BETÜL EKİCİ

1- Soru: Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
. Ben Betül Ekici. Malatya merkezde doğdum. Eğitim hayatımı ortaokuldan sonra sonlandırıp
liseyi yarıda bıraktım; çünkü klasik okul kalıpları hiçbir zaman bana göre olmadı. Ben
sıralarda oturmaktan ziyade hayatın tam kalbinde olmayı; dünyayı gözlemlemeyi, görmeyi ve
derinlemesine düşünmeyi seven biriyim. Kendimi bildim bileli ömrüm insanları izlemekle,
onların iç dünyalarını ve toplumsal ilişkileri anlamaya çalışmakla geçti. İnsanları
gözlemlemeyi, onların gizli acılarını, gerçek hissiyatlarını ve dile getiremedikleri
düşüncelerini fark etmeyi yürekten seviyorum. En büyük amacım ve arzum ise bu insanların
ruhlarına dokunabilmek, onlara bir nebze de olsa yardım edebilmek. İşte yazarlık serüvenim
de tam bu noktada başladı. Modern hayatın içinde kaybolan, kırılan ve sessizleşen
insanların yaşadıklarını, kadın-erkek ilişkilerindeki o derin çıkmazları tarafsız bir gözlemci
olarak kaleme aldım. Yazarken hem kendi düşüncelerimi hem de toplumun görünmeyen
yaralarını bir araya getirerek, okuyan herkesin kendinden bir parça bulabileceği ve “İşte bu
beni anlatıyor” diyebileceği içten bir köprü kurmayı hedefledim.
2- Soru: Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
. Hayatı; sosyal medyayı, çevremi ve insan ilişkilerini uzun süre gözlemledikten sonra
toplumda çok büyük bir adaletsizliğin olduğunu fark ettim. İnsanların iç dünyalarında
yaşadığı gerçek acılar, kırgınlıklar ve çaresizlikler yerine; sürekli olarak yüzeysel karakter
analizlerinin, kalıpların ve cinsiyet kutuplaşmalarının konuşulduğunu gördüm. Bu adaletsiz
düzen karşısında durmak istedim. Kalemi elime almamdaki asıl kırılma noktası; sadece bir
tarafı haklı çıkarmak değil, her iki cinsin de iç sesi, anlatılamayan kalbi olabilme arzusuydu.
Kadın ya da erkek ayrımı yapmaksızın, insanların dile getiremediği saklı çığlıkları,
yaşanmışlıkları ve duyguları anlatmak istedim. Benim yazarlık yolculuğum tam olarak
buradan, insanlara bir rehber ve pusula olma isteğimden başladı. Okurlarımın kitabımın
sayfalarında dolaşırken uzaklarda bir yazarı değil, doğrudan kendilerini görmelerini
amaçladım. Bu yüzden aynayı tamamen onlara çevirdim; onların acılarını, duygularını ve
derin düşüncelerini yansıttım. İnsanların sadece etiketlerle yargılandığı bu çağda, her iki
tarafı da kalbine dokunan adil bir ses olabilmek benim en büyük dönüm noktam oldu.
3- Soru: Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
. Bardağı taşıran ve beni kaleme sarılmaya iten asıl an, sosyal medyada üretilen o tek taraflı,
derinlikten yoksun ve zehirli içeriklerin yarattığı büyük bıkkınlık oldu. Dijital dünyada sürekli
sadece kadınları haklı çıkaran ya da sadece erkekleri savunan, tamamen kendi kitlelerini
memnun etmek üzerine kurulmuş sahte dünyalara şahit oldum. Bu alanlarda gerçek hiçbir
hissiyat, iyileştirici hiçbir dokunuş yoktu. Ortada sadece katı kalıplar ve keskin çizgilerle
ayrılmış cinsiyetler vardı; kimse asıl hataları, insani kusurları veya doğruları konuşmuyordu.
İnsanlar körü körüne tek bir tarafa odaklanmış durumdaydı. Kadınlar tarafından erkeklerin,
erkekler tarafından kadınların acımasızca aşağılandığı, hakaretlerin havada uçuştuğu adil
olmayan bir savaş alanı inşa edilmişti. Kendi kurdukları sığ ilişkileri yine kendileri yıkıp suçu
karşı tarafa atıyorlardı. İşte bu yıkımı, bu anlamsız çekişmeyi durdurmak istedim. Kadın ya
da erkek ayrımı yapmaksızın her iki tarafı da doğrularını, yanlışlarını ve en önemlisi insan
olarak ortak paydada buluştuğumuz o aynı duyguları, düşünceleri, hataları konuşmak
istedim. İnsanların etiketlere hapsolup birbirinin ruhunu görmeyi reddetmesi beni derinden
üzdü ve ilk satırlarımı tam olarak bu kör döngüye bir dur demek amacıyla kaleme aldım.
4- Soru: Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarının bugünkü yazım
dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
. Kitap okumayı, özellikle de fantastik, macera ve aşk türündeki eserleri her zaman çok
sevdim. Benim için okumanın en güzel ve en özel anı; yağmurlu havalarda, o huzurlu
yağmur sesinin ve havanın yarattığı benzersiz atmosferde sayfalar arasında kaybolmaktır.
Yağmurun sesi içimdeki okuma hevesini ve heyecanını besleyen, beni bambaşka dünyalara
taşıyan en büyük ilham kaynaklarından biridir. Ancak benim okuma alışkanlığım sadece
matbu sayfalarla sınırlı kalmadı; ben zamanla “insanları okuma” yeteneğimi de geliştirdim.
Çevremdeki sıkıntıları olan, derdini dışarıya vuramayan ve her şeyi sessizliğiyle anlatmaya
çalışan o suskun insanları adeta bir kitap gibi okumayı öğrendim. Bilirim ki, bir insan ne
kadar sessiz kalıyorsa, aslında içinde o kadar büyük fırtınalar kopuyor ve çok şey anlatmak
istiyordur. İşte gençlik yıllarımdan beri hem severek okuduğum o heyecan dolu kitaplar hem
de sessiz çığlıklarını derinden hissettiğim insanları okuma alışkanlığım, bugünkü yazım dilimi
ve insan odaklı üslubumu şekillendiren en güçlü temel oldu.
5- Soru: Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
. Ben çocukluğumdan beri akranlarım gibi sadece oyun oynamanın ya da gezip tozmanın
peşinde olan bir child değildim. Kendimi bildim bileli büyüklerle sohbet etmeyi, onlarla oturup
sıkıntılarını, dertlerini ve hayata dair yaşanmışlıklarını anlamaya çalışmayı seçtim. Çocuk
aklımla belki o zamanlar kimsenin derdine büyük çareler üretemiyordum ama insanları
dinlemeyi, acılarına ortak olmayı ve onlara yardım etmeyi o yaşlarda kendime misyon
edinmiştim. Yaşım ilerledikçe ve büyüdükçe, o küçük yaşta dinlediğim hikayelerin beni ne
kadar olgunlaştırdığını fark ettim. Hayatın içindeki bu erken tecrübeler, beni insanı ve
toplumu derinlemesine gözlemlemeye itti. İnsanların kırgınlıklarını sadece susarak bile olsa
dinlemenin, onlara yalnız olmadıklarını hissettirmenin ve ruhlarını rahatlatmanın bendeki
yazma arzusunu tetiklediğini gördüm. Biriktirdiğim tüm bu insan hikayeleri ve kazandığım
ruhsal olgunluk, beni sonunda kalemi elime alıp bir yazar olmaya yönlendirdi.
6- Soru: İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
. Bence iyi bir yazar olmanın en temel şartı, insanı kalbiyle dinleyebilmek ve tarafsız bir
gözlemci olabilmektir. Yazmak sadece kelimeleri yan yana getirmek değil; insanların sessiz
çığlıklarını, anlatamadıkları acıları derinden hissedebilme becerisidir. Ben bu yolda yürürken
çocukluğumdan beri geliştirdiğim ‘dinleme ve anlama’ yöntemini izledim. İnsanları
yargılamadan, sadece dertlerine odaklanarak ve onların sessizliklerinden anlamlar çıkararak
ilerledim. Kendi içimde derin bir olgunlaşma süreci yaşarken, her insandan kendime bir
hayat tecrübesi, bir ders çıkardım. Yazarken de bu biriktirdiğim samimi tecrübeleri, hiçbir
ajanda gütmeden, olduğu gibi satırlara dökmeyi yöntem olarak benimsedim.
7- Soru: Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
. Kaleme aldığım ilk eserim, okurlarımla dijital ortamda buluşturduğum e-kitabım ‘Unutulan
Değerler’dir. Bu kitap, benim çocukluğumdan beri süregelen insan gözlemlerimin, modern
dünyadaki ilişkilere ve evliliklere dair biriktirdiğim tüm o sessiz tanıklıkların ilk somut
meyvesidir. Şu an için tek ve ilk kitabım bu olmakla birlikte, içimdeki yazma ve insanlara
dokunma arzusu sürdükçe yeni eserlerle de okurlarımın karşısına çıkmayı hedefliyorum.
8- Soru: Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler
nelerdir?
.Beni bu konuları yazmaya yönlendiren en büyük etken; çocukluğumdan beri büyüklerin
dünyasında şahit olduğum dertler, hayal kırıklıkları ve büyüdükçe çevremde, sosyal
medyada gördüğüm insan ilişkilerindeki samimiyetsizlik oldu. İnsanların birbirini dinlemeyi
bırakması, acıları ve ortak paydaları konuşmak yerine sadece etiketlere ve cinsiyet
kutuplaşmalarına odaklanması bardağı taşıran son damlaydı. İnsanların anlatamadığı kalbi
olmak, onlara bir nevi pusula sunabilmek ve sayfaları açtıklarında aynada kendilerini
görmelerini sağlamak isteği, beni bu kitabın temellerini atmaya yönlendiren en güçlü
etkendir.
9- Soru: Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor
musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
.Benim kitabım masabaşında uydurulmuş hayali kurgulardan oluşmuyor; benim karakterlerim
hayatın tam içinden, sokaktan, sosyal medyadan ve çevremizden aldığım gerçek insanlar.
Dolayısıyla onların kaderini önceden ben planlamıyorum. Onların dertlerini, sıkıntılarını ve
yaşanmışlıklarını dinlerken kendimi bir anda tamamen onların içinde buluyorum. O kadar
derin bir bağ kuruyorum ki, onların hissettiği duyguyu, hayal kırıklıklarını ve acıları kendi
ruhumda hissedip düşüncelerime yansıtıyorum. Yazım sürecinde karakterlerimle adeta
bütünleşiyorum ve onlar kendi yollarını, kendi gerçekliklerini satırlara kendileri fısıldıyorlar.
Ben sadece o anların sadık bir aktarıcısı oluyorum.
10- Soru: Size ilham veren şeyler nelerdir?
. Bana en çok ilham veren şey, dışarıda sessizce akan hayatın kendisi ve o sessizliğin
ardına saklanmış insan hikayeleridir. Derdini anlatamayan, içine atan bir insanın suskunluğu
benim en büyük ilham kaynağım olur. Mekânsal olarak ise yağmurlu havalar içimdeki yazma
arzusunu tamamen besler. Yağmurun o kendine has dinginliği, huzur veren sesi ve
oluşturduğu mistik atmosfer zihnimi tamamen açar. İnsanların gizli kalmış duygularıyla,
yağmurlu bir havanın dinginliği birleştiğinde benim için en büyük ilham kapıları aralanmış
olur.
11- Soru: En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok
motive eden şey nedir?
. En çok zihnimin sakinleştiği, dış dünyanın gürültüsünün azaldığı ve özellikle yağmurlu, loş
havalarda çok üretken oluyorum. Yazma konusundaki en büyük motivasyonum ise, bir
insanın ruhuna dokunabilmek ve onun yarasına merhem olabilmektir. Dinlediğim, acısını
paylaştığım insanların kelimelerim vasıtasıyla bir nebze olsun rahatladığını, kitabımı okuyan
birinin ‘Yalnız değilmişim, beni anlayan biri varmış’ dediğini hissetmek beni yazmaya devam
etmek adına sonsuz bir güçle motive ediyor..
12- Soru: Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
. Okuyucular ‘Unutulan Değerler’ isimli kitabımı okumalılar; çünkü bu kitapta sahte dünyalar,
yapay övgüler ya da bir cinsiyeti karalayıp diğerini yücelten o klişe sosyal medya
zehirlenmeleri yok. Bu kitapta hayatın en çıplak, en adil ve en samimi gerçekleri var. Modern
zamanların koşturmacasında unuttuğumuz sevgiyi, sadakati, ilişkilerdeki o asil erdemleri
yeniden hatırlamak; kadın-erkek ilişkilerine tarafsız ve iyileştirici bir pencereden bakmak
isteyen herkes bu kitapta kendinden çok büyük parçalar bulacak. Sayfaları her açtıklarında
uzak bir yazarı değil, doğrudan kendi kalplerini ve yaşanmışlıklarını görecekler. Ruhsal bir
şifa ve içsel bir yüzleşme arayan herkesin kitaplığında mutlaka yer alması gereken bir pusula
olduğuna inanıyorum.
13- Soru: Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
. Kitabımın temel ana fikri; modern zamanların ve dijital çağın bizlere unutturduğu o en saf
insani erdemleri yeniden hatırlatmaktır. Baktığımız zaman hem kadınlarda hem de
erkeklerde çok üzücü bir ortak nokta görebiliyoruz: İnsanlar artık gerçek sevgiyi, gerçek aşkı,
bir ilişki için samimiyetle emek vermeyi ve empati kurmayı tamamen unuttular. Bu
kavramların gerçekte ne anlama geldiğini bile bilmez hale gelip, tamamen bencilce ve
tüketmeye dayalı farklı bir zihniyete büründüler. Ben toplumun bu yönde savrulmasını
istemiyorum. Elbette bu yozlaşmaya direnen, değerlerini koruyan temiz kalpli insanlar da var;
fakat zamanın ruhuna yenik düşüp tamamen değişen, sevgiyi tüketen büyük bir kitle de
mevcut. Kitabımla vermek istediğim en büyük mesaj; bu acı gerçeklerin görülmesini
sağlamak, insanları aynaya baktırarak kaybettikleri o samimi duyguları ve ‘Unutulan
Değerleri’ onlara yeniden kazandırmaktır.
14- Soru: Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa
çıktınız?
. Benim için yazmanın en zor ve yıpratıcı yanı, yüksek empati yeteneğimin getirdiği o ağır
duygusal yüktür. İnsanların dertlerini, hayal kırıklıklarını ve yaşadıkları acıları sadece
dinlemekle kalmıyorum; kendimi tamamen onların yerine koyup o acıyı kendi kalbimde
hissediyor, adeta onların acısıyla kavruluyorum. Bir başkasının yaşadığı o ağır duyguyu bu
kadar derinden anlayıp kitaba aktarmak ruhsal olarak beni bazen çok yoruyor. Bu zorlukla
başa çıkabilmek için yazma aşamasında karakterlerimle bütünleştiğim gibi, yazım bittikten
sonra da kendi iç dünyama dönüp ruhumu dinlendirmeye, o ağır duygusal yükü kelimelere
dökerek hafifletmeye çalışıyorum.
15- Soru: Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
. Yazarken kelimelerin tıkandığını veya duyguların ağır gelip zihnimi yorduğunu hissettiğimde
kendimi asla zorlamıyorum. Böyle anlarda masadan kalkıp en büyük şifa kaynağım olan
sessizliğime çekiliyorum. Dışarı çıkıp insanları sadece yargısızca izlemek, sokaktaki hayatın
akışını gözlemlemek zihnimi yeniden açıyor. Bir de eğer hava yağmurluysa, penceremin
kenarına geçip sadece yağmurun sesini ve o huzurlu atmosferi dinliyorum. Doğa ve sessizlik
içimdeki o tıkanıklığı çözüyor, ruhum dinlendiğinde yeni fikirler ve kelimeler kendiliğinden
satırlara dökülmeye başlıyor.
16- Soru: Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara
anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
.Ben eserini dijital olarak yayınlamış modern bir e-kitap yazarıyım. Bu yüzden geleneksel
fuarlar veya fiziki imza günlerinden ziyade, gücümü tamamen dijital dünyanın ve sosyal
medyanın dinamiklerinden alıyorum. Kitabımı ve düşüncelerimi kitlelere ulaştırmak için
Instagram gibi platformlarda okurlarımla doğrudan, samimi bağlar kurabileceğim paylaşımlar
yapıyorum. Ayrıca okurlarımın kitabıma dünyanın her yerinden saniyeler içinde kolayca
ulaşabilmesi için Shopier gibi güvenli ve modern dijital satış kanallarını aktif olarak
kullanıyorum.
17- Soru: Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?
. Eserlerini tamamen dijital dünyada yayınlayan bir e-kitap yazarı olarak, benim için ‘kitap
fuarı’ ve ‘okur buluşması’ kavramları tamamen ekranların ardındaki o samimi mesaj
kutularında gerçekleşiyor. Fiziki bir alanda stand arkasında oturup kitap imzalamıyorum belki
ama Instagram üzerinden bana ulaşan okurlarımla kurduğum bağın sıcaklığı fiziki fuarları
aratmıyor. Okurlarımın sayfaları okuduktan sonra bana gönderdiği uzun, duygu yüklü
mesajlar, paylaştıkları içsel yüzleşmeler benim en büyük okur buluşmamdır.
18- Soru: Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni
projeleriniz var mı?
.Evet, yazarlık yolculuğum tüm hızıyla devam ediyor ve çok yakın bir zamanda okurlarımla
buluşturmayı planladığım ikinci kitabımın hazırlıkları üzerindeyim. İlk kitabımda modern
çağın yozlaşmış ilişkilerini ve toplumsal sorunları ele almıştım; şu an üzerinde çalıştığım bu
yeni projem ise tamamen ‘gerçek aşkı ve gerçek evliliği’ anlatan yapıcı, rehber niteliğinde bir
eser olacak. Tıpkı ilk kitabımda olduğu gibi, yine hem kadını hem erkeği ortak insani
paydalarda, adilce konu alacağım ve yine dijital e-kitap formatında yayınlanacak.
19- Soru: Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler
nelerdir?
. Beni en çok duygulandıran geri dönüşler, okurlarımın bana ulaşıp ‘Bu satırlarda beni, benim
sakladığım acılarımı ve söyleyemediğim cümlelerimi anlatmışsınız’ demeleri oluyor.
İnsanların aynaya bakmaktan korktuğu hataları veya kimseye açamadıkları evlilik/ilişki
sorunlarını kitabımda görüp bir nevi içsel şifa bulduklarını söylemeleri benim için çok
kıymetli. Bir okurumun satırlarımda kendini bulup yalnız olmadığını hissettiğini duymak, bir
yazar olarak alabileceğim en büyük ödüldür.
20- Soru: Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde
bulunmak istersiniz?
. Edebiyat yolculuğunun başında olan dostlarıma en büyük tavsiyem; sadece popüler
kalıplara uyum sağlamak veya belirli kitleleri memnun etmek için yazmamalarıdır. Yazmak,
her şeyden önce dürüstlük ve cesaret ister. Çevrelerini, insanları ve en önemlisi sessizlikleri
çok iyi gözlemlesinler. Kadın ya da erkek, şu veya bu etiket demeden insanı sadece ‘insan’
olarak, kalbiyle dinlemeyi öğrensinler. İlk yazdıkları metinlerin mükemmel olmasını
beklemeden, içlerindeki o samimi sesi ve adalet duygusunu kaybetmeden yazmaya devam
etsinler.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir