“Kalemin Ritmi, Yüreğin Sesi”
1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Burçin KAHRAMAN. Hacettepe Üniversitesi İstatistik bölümünü bitirdikten sonra aynı bölümde Veri Madenciliği üzerine yüksek lisansımı tamamladım. Uzun yıllar çalıştığım Bilişim sektöründen ayrıldıktan sonra ertelediğim hayallerimi gerçekleştirmek adına yazmaya başladım. 2026 Nisan ayında Sevginin Romanı ve aynı yılın Haziran ayında Aşk Ney’di adında iki romanım basıldı.
2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Konuşmaktansa yazmayı her zaman tercih etmişimdir. İnsan konuşurken çoğu şeyi düşünemiyor ama yazmak öyle değil. Düşünerek yapılan bir eylem her şeyden önce. Ayrıca, çocukluğumdan beri şiir yazarım. Çok da uzak değilim edebiyata yani. Kitap okumayı da hep sevmişimdir. Gerek gözlemlerimle gerekse okuduklarımla edindiğim birikimleri daha doğrusu söylemek istediğim şeyleri, bir kurgu şeklinde yazıya dökmek bugüne kısmetmiş.
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
On yaşından beri şiir yazdığım için kalem hep elimdeydi benim. Roman anlamında ise gördüğüm bir rüyadan çok etkilendim ve kafamda ilk kez o sabah bir kurgu oluştu.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Cumhuriyet dönemi yazarlarının gerek edebi tekniklerini gerekse anlatım güçlerini her zaman takdir ettim ve örnek almak için uğraştım. Çünkü anlatımları çok boyutlu ve zengin. Bugün büyük eser diye nitelendirilen çoğu kitapta bu zenginliği göremiyorum maalesef. Sadece olay, düz bir dille anlatılıyor ve kavramlar parlatılmıyor. Eski yazarlarımızın kitaplarını okurken sadece olayı değil, o duyguları da birebir hissederek yaşıyorsunuz. Bu özellik bence kitap okumanın temel sebebidir. Vermek istediğinizi hissiyatsız kuru bir bilgi olarak aktarmaktansa, duygularla zenginleştirerek çok boyutlu olarak anlatmak, okuyanın zihninde yıllar geçse de unutulmayacak anı niteliğinde görüntüler oluşturur.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Aslını söylemek gerekirse yazar olmak aklımda olan bir şey değildi. Sadece yazmak ve kurgulamak hoşuma gidiyor. Sevdiğim ve beni mutlu eden bir şeyi yapıyorum. Hepsi bu.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
İyi bir yazar her şeyden önce duygu ve düşünce tercümanı olmalıdır. Gördüğü ya da hissettiği şeyleri başkalarının da anlayacağı şekilde yazıya dökebilmelidir. Yaşanarak veya hissedilerek bu dünyada boyut kazanmış şeylerin, başkalarına birebir aktarılabilmesi için sağlam bir köprü vazifesi görmelidir. Bu köprü o kadar sağlam olmalıdır ki zaman geçse, altından köprüyü aşındıran sular aksa bile kimseyi yarı yolda bırakmamalıdır.
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitabım; “Sevgi” gibi bugün değeri çok da bilinmez olmuş bir kavramı, birçok yönüyle ele almaya çalıştığım “Sevginin Romanı”, ikinci kitabım ise ilk romanımın devamı niteliğinde olan, “Sevgi” nin tutkulu ve ilahi bir boyuta ulaştığı “Aşk” kavramını yine farklı yönleri ile ele almaya çalıştığım “Aşk Ney’di” romanıdır.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Kitaplarımdaki konuları kaleme almamdaki en büyük etken; unutulmaya yüz tutmuş, unutulmaktan öte değersizleştirilir olmuş birtakım kıymetli kavramlara hak ettikleri değeri verme çabamdır. Bu nedenle önce “Sevgi”, sonra da “Aşk” konusunu seçtim. Sevgi ve daha ilahi boyutlu olan aşk kavramları, insanı insan yapan değerlerin başında gelir. Her insan kalbine bu duygular yüklenmiş olarak doğar ama koruyamazsa maalesef zaman içinde bu güzel duyguları hissetmemeye başlar. İnsanlığın zarar görmesi için bilinçli olarak unutturulmak da isteniyor olabilir. Ancak, bu dünyayı kurtaracak olan şeylerin başında sevgi ve aşk gelmektedir.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Aslında ben romanlarımda hiçbir şeyi seçmem, hiçbir şeye önceden karar vermem. Yazmaya başlayınca, akış içinde her şey birbirine bağlanır. Sadece yazmaya başlamadan önce odaklanmam gereklidir. Onu başarabildiğim takdirde olaylar, kişiler hatta isimler birbirine bağlanarak ilerler. Örneğin, ikinci romanım olan Aşk Ney’di de “Neden “Ney” enstrümanını seçtin?” diye sordular. “Ben seçmedim. Doktoru, Tarık’ın ruhuna ney çalarak sirayet edebileceğini düşündü. Bunu uyguladı ve başardı. Çünkü çok eski dönemlerden beri ney ile ruhsal tedavilerin yapıldığı bilinmektedir. Ney sesinin kalp ritmi ve nabız üzerinde olumlu etkileri olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sanırım bilinçaltım bu yüzden ney’i seçti” diye cevap verdim.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Bana ilham veren şeyler duygulardır. Duyguları tetikleyen şeyler de etrafımızdaki güzelliklerdir. Mesela bahçede bir gün imkânsız denecek kadar dar bir alanda çok güzel bir bitkinin yeşerdiğini gördüm. O kısmı ne sulamıştık ne de bakımını yapmıştık. Kendi kendine büyümüştü ve çok canlıydı. O an duygularım dile geldi ve birden cümleler dökülmeye başladı. Öyle anları çok iyi değerlendirmem ve hemen not almam gerekiyor. Bazen o kısımda zorlanıyorum. Her zaman not alamayabiliyorum çünkü ve bir süre sonra o ilhamın vesile olduğu sözler unutuluyor. O duygu kaybolduğu için sonradan hatırlanamıyor bile kaleme dökülen sözcükler.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Dönem demeyelim çünkü yazmak benim için günlük bir serüven gibi. Geceleri ve sabahın en erken vaktinde yazmayı çok seviyorum. Duyguların en yoğun olduğu ve hiçbir şeyin sizi yazmaktan alıkoymadığı değerli zamanlarda… Kafamı kurcalayan bir düşünce yoksa genelde motivasyonum yüksek oluyor. Hele ki güzel de bir kurgu yakalamışsam, saatlerce yazabilirim.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Yazmaktaki en büyük amacım, yazdıklarımı okuyanların kalplerinde küçük huzur kandilleri yakmaktır. Ben bu amaçla çıktım bu yola. Çünkü, ben de okurken sadece huzur hissettiğim kitapların sonunu getirebiliyorum. Bu huzur, hep mutlu son olmak zorunda değildir. Ancak, okuduğum şeyleri içten içe hissedebilmek ve yaşıyormuşçasına o anın içine girebilmektir.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
İnsanlığa dair mesajlar vermeyi seviyorum. İnsanlığı hatırlatan, insan olmanın ölçütlerini pekiştiren, bıktırmadan, üstelemeden ama illaki düşündürerek bu mesajları vermeye çabalıyorum.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Duygunun kökenine indiğiniz zaman yoğun ve coşkulu bir bilgi ile çıkıyorsunuz. Bu bilgi o kadar derinden geliyor ki okuyan, her şeyi ile bu bilgiye hâkim olsun istiyorsunuz. Ancak bu çaba, tekrar ya da gereğinden uzun anlatım olarak değerlendirilebiliyor. Bu durum, yazarken hissettiğim o coşkuyu aynen aktarma çabamdan kaynaklandığı için kısa tutmak o an aklıma gelmiyor. Ama günümüz insanı artık bir şeyi uzatmaktan hoşlanmadığı ve her şeyi çabucak tüketmeyi sevdiği için benim bu çabama, çaba ile karşılık vermek yerine sıkılmayı, o kısım üzerinde derinleşmek yerine geçiştirmeyi tercih edebiliyor. Bu durum ile başa çıkabilmek için küçürek öyküler üzerinde çalışıyorum. Az kelime ile yoğun anlam elde etmek için bol bol edebi eser okumayı sürdürüyorum.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Son iki haftadır bunu yaşıyorum maalesef. Çok üretken bir dönemden sonra ufacık bir duygu dalgalanması ile verimsiz bir döneme de girilebiliyormuş. Bu dönemi de bir es olarak görüp, odağımı değişik konulara yönlendirmeyi tercih ediyorum. Mesela boş kaldıkça bol bol düşünüp, sorgulamalar yapıyorum. Zihnimi yormamaya gayret ediyorum. Zaten öylesine kısır bir evre oluyor ki yazdığınız şeyleri başta kendiniz beğenmiyorsunuz. Okumak için dahi zihninizi toplayamıyorsunuz. Çok üzerine gidip durumu daha da zorlaştırmadan günlük hayatın akışına bırakıyorum kendimi. Derginiz için yaptığım bu çalışma, bu dönemde bana taze bir nefes gibi geldi. Sanırım yeniden yazmaya başlayacağım.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Yeni yazarların en büyük problemi bu bence. Kitabınız basılana kadar herşey çok güzel. Kitabınız basılıyor ve yalnız kalıyorsunuz. Yeni diktiğiniz bir cana, can suyu vermezseniz ne olur? Ben bu can suyunu iki kitabımda da hiç almadım. İlk kitabımda imza gününe katıldım ama kendi çevremden toplayabildiğim tanıdıklarım sağolsunlar destek verdiler. Onun dışında ufacık bir destek görmedim. İkinci kitabımda imza günü dahi düzenlenmedi. Instagram üzerinden kendi çabalarımla, reklam çalışmaları ile kitaplarımı tanıtmaya çabalıyorum. İki kitabım da çok derin düşüncelerin sonucu ortaya çıkmış üç yüz sayfadan daha uzun kitaplar. Onca emek veriyorsunuz, basılıyor ve asıl başlaması gereken süreç başlamadan bitiyor. Yazık bence. Ayrıca, her zaman bu düşüncemi savunacağım; yazar kitabını tanıtmak ve satmak için uğraşmamalı. Zoraki bir uğraş içinde olmamalı. Ben bunu sevmiyorum. Alan alır, okumak isteyen okur. Kimseden destek görmediğim için, zoraki uğraş veriyorum bu konuda. Satılması için değil, emeklerime üzülüyorum. Üretkenliğim de zarar görüyor. Kitabınızı basanların kitabınızı en güzel şekilde de tanıtması gerekir. Her iki kitabım da yayınevlerinden olumlu dönüşler aldı. Edisyon süreçleri çok hızlı ve minimum seviyede düzenleme ile tamamlandı. Basıma hazırlanma ya da basım aşamasında en ufak bir ilgisizlik görsem, zaten direkt vazgeçerdim o yayınevinden. Böyle bir şey de yaşamadım. Hatta ikinci kitabım o kadar hızlı basıldı ki, geciktirelim çabalarım bile sonuç vermedi. Bu konuda kendilerine müteşekkirim. “Kitabınız çok güzel bir an önce okuyucularla buluşturalım” dendi. Bu kısımlar çok güzel. Çok mutluluk ve onur verici. Sonrası neden yapılmıyor o halde?
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Yazar tanınmıyorsa, bu gibi organizasyonların tek faydası sahayı görmek oluyor bence. Bu da gerekli aslında. Masa başında yaptığınız teorik işlerin pratik yansımalarını tahlil etme şansını yakalıyorsunuz. Eğer sağlam bir okur kitlesi edinmişseniz, işte o zaman hem yazar için hem de okuyucu için bu organizasyonların, karşılıklı etkileşim anlamında değeri büyük oluyor. Kalpten kalbe, dilden gönle, gözden ruha iletişim iki tarafı da besliyor.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Şu an bir Youtube kanalında da müziklendirerek paylaştığım şiirlerimle ve sonrasında çıkarmayı hedeflediğim öykülerimle uğraşıyorum. Şiir kitabı ve öykü kitabı düşünüyorum önümüzdeki sene inşallah.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Tanıdıklarım, “Yazmak konusunda hep iyiydin, bizi şaşırtmadın” diyorlar. Tanımayanlar ya da yazar yönümü bilmeyenler çok daha derin konuşuyorlar. Gözlerim yaşaracak kadar duygulanıyorum onların düşüncelerini dinlerken. “Neredeydin şimdiye kadar?” cümlesini duymak büyük bir onur. Kendilerine sizin şahsınızda buradan teşekkürlerimi iletiyorum.
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Daha önce de belirttiğim gibi anlatım zenginliği her şeyin ötesindedir. İlgi çeken konulardan ziyade buna dikkat etmelerini bilhassa tavsiye ediyorum. Çok ilgi çekecek bir hedeften ziyade bir kişi bile okusa, okuyanın zihninde güzel anıların arasına karışacak kadar sağlam görüntüler oluşturacak, zengin ve renkli anlatıların peşinde olsunlar.


