İnsan Bazen Kendi Hayatına Alışana Kadar Ağlar
Bir şeyi yıllarca zihninde büyütüp ona kavuştuğun gün, hayatının mucizevi bir şekilde değişeceğine inanıyorsun. Ben de öyle sanmıştım. Hayalim psikoloji okumaktı, yıllarca “bir gün” diyerek ertelediğim, kafamda kusursuzlaştırdığım o gün nihayet geldi ve başladım. Fakat tuhaf olan şuydu: Gerçekleşen hayalimin eşiğinden içeri adım attığımda, hiçbir şey zannettiğim gibi olmadı.
Mutlu oldum. Hem de gerçekten çok mutlu oldum. Ama aynı zamanda zorlandım. Ağladım. Yoruldum. Bazen “Ben ne yapıyorum?” diye düşündüm. Bazen “Acaba yanlış bir karar mı verdim?” dedim. Hatta bazı anlarda insanın kendine sormaktan çekindiği o soruyu ben de sordum: “Acaba sorun bende mi?”
Uzun zamandır kendime çok güçlü olduğumu kanıtlamaya çalışıyorum. Bir şeyleri tek başıma yapabildiğimi gördükçe bundan gurur duyuyorum. Kimseye muhtaç olmadan hallettiğim her şey bana ayrı bir güç veriyor. “Bak, bunu da yaptın” diyorum kendime. Ama her şeyi tek başına yapabileceğini kendine kanıtlamaya o kadar alışıyorsun ki bir noktadan sonra yardım istemek sana zayıflık gibi gelmeye başlıyor.
Oysa insanın yorulması, güçsüz olduğu anlamına gelmiyor. Bazen sadece yorulmuş oluyorsun. Bunu anlamam biraz zaman aldı.
Çünkü çok istediğim bir şeye kavuştuğumda zorlanıyorsam, bunun yanlış bir şey olduğuna inanmaya çok müsaittim. Sanki gerçekten istediğim bir yerdeysem her sabah mutlu uyanmalı, her şeyi sevmeli, hiç ağlamamalı, hiç yalnız hissetmemeli, hiç “Ben bunu yapabilecek miyim?” diye düşünmemeliydim. Ama hayat öyle çalışmıyor.
Bazen en çok istediğin şeyin içinde bile çok zorlanıyorsun. Bazen yıllarca hayalini kurduğun şey gerçekleşiyor ve sen onun içinde ağlıyorsun. Bazen çok mutlu olduğun bir günün akşamında kendini yorgunluktan yatağa atıyorsun. Bazen “İyi ki geldim” diyorsun. Bazen de “Acaba geri mi dönsem?” diye düşünüyorsun.
Oysa belki bazen sadece o duyguyu yaşamamız gerekiyor. Ağlayacaksak ağlamak, biraz uzaklaşmak istiyorsak uzaklaşmak, yardım gerekiyorsa yardım istemek, bir gün hiçbir şey yapmak istemiyorsak kendimize kızmamak… Biraz zaman vermek.
Çünkü bazı dönemler çözülmek için değil, yaşanmak için geliyor. Ve bazen o dönemi atlattığında dönüp kendine bakıyorsun ve “Ben aslında ne kadar neşeli bir insanmışım” diyorsun. Ben bunu yeniden fark ediyorum.
Belki senin de uzun zamandır kendini insan sevmeyen biri olarak anlatan bir tarafın var. Ama aslında insanları sevmiyor değilsin. İnsanlardan kırılmaktan korkuyorsun. Hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorsun. Birini hayatına alıp sonra onun gitmesinden korkuyorsun. Bu yüzden mesafe koydun. Sonra insanlar seni soğuk biri olarak tanıdı. Sen de zamanla buna inandın.
İnsanların bize verdiği bazı etiketler var ya… Bir süre sonra kendi sesimizmiş gibi gelmeye başlıyor. “Sen soğuksun.” “Sen insan sevmezsin.” “Sen kendi başına daha iyisin.” Belki de öyle değilsin. Belki sadece kendini koruyorsun. Çünkü insanlarla arana mesafe koyduğunda incinme ihtimalin de azalıyor. Ama kendini korurken kendinden de uzaklaşabiliyorsun.
Sonra bir gün kendini güvende hissettiğin bir yerde, kendi alanında, kendin gibi olabildiğin insanların arasında buluyorsun. Ve bir bakıyorsun… Ne kadar çok konuşuyorsun. Ne kadar çok gülüyorsun. Ne kadar kolay heyecanlanıyorsun. Bir şey anlatırken gözlerin parlıyor. İnsanlarla saatlerce konuşabiliyorsun. Yeni bir şey öğrenmek seni çocuk gibi sevindiriyor. Ve o zaman anlıyorsun: Sen soğuk biri değilmişsin. Sadece her yerde kendin olamıyormuşsun.
Belki sen de şu sıralar kendinle ilgili bazı şeyleri yanlış yorumluyorsun. Belki çok yoruldun ve bunu “yanlış yoldayım” sanıyorsun. Belki ağladın ve bunu “güçsüzüm” diye yorumladın. Belki yardım istedin ve bunu “Tek başıma yapamadım” diye düşündün. Belki çok istediğin bir şey gerçekleşti ama beklediğin kadar kolay olmadı. Belki de bütün bunların içinde kendine biraz fazla sert davranıyorsun.
Bir şeyi çok istemek, onun içinde hiç zorlanmayacağın anlamına gelmiyor. Hatta bazen tam tersine, çok istediğin şeyin içinde zorlanmak çok normal. Çünkü artık hayalini uzaktan izlemiyorsun. Onu gerçekten yaşıyorsun. Ve gerçek hayat, hayal ettiğimiz kadar pürüzsüz değil.
Bazen güzel, bazen yorucu. Bazen kahkahalarla dolu, bazen gözyaşlarıyla. Bazen “iyi ki”lerle, bazen “acaba”larla. Ama hepsi aynı hayatın içinde.
O yüzden bugün zorlanıyorsan kendine hemen “Yanlış yapıyorum” deme. Belki yanlış yerde değilsin. Belki sadece çok yoruldun. Biraz dur. Gerekirse ağla. Gerekirse yardım iste. Gerekirse bir süre hiçbir şeyi çözmeye çalışma. Kendine zaman ver.
Belki de şu an hayatının en güzel dönemlerinden birinin içindesin ve henüz bunun ne kadar güzel olduğunu göremiyorsun.
İnsan bazen kendi hayatına alışana kadar biraz ağlıyor. Sonra bir sabah uyanıyor, dışarı çıkıyor, birileriyle konuşuyor, gülüyor, bir şeye heyecanlanıyor ve bir anda kendine şunu söylüyor:
“Ben buradayım.
Ve aslında yaşamayı çok seviyorum.”
Aylen Durmush, Güneybatı Üniversitesi „Neofit Rilski“ Psikoloji Bölümü öğrencisi, yazar ve içerik üreticisidir. Psikoloji, felsefe ve insanın kendini keşfetme yolculuğu üzerine düşünmeyi ve yazmayı seviyor. „Kimin Hikâyesi Bu? – Bir Yolculuk: Başkalarından Kendine“ kitabının yazarı ve Varoluşun Eşiğinde platformunun kurucusudur.
