Sevmenin Adabı
Bu akşam çok güzel bir yazıya denk geldim;
Karl Marx, eşine yazdığı bir mektubu şöyle sonlandırıyor:
“Dünyada çok kadın var. Kimileri de çok güzel. Ama ben, her bir hattı, hayattaki her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim?”
Bir insanın sevgisini bu kadar özenle, bu kadar derinden anlatmış olması düşündürüyor beni.
İnsan diyorum Azizim…
Sevmeli. Öyle sevmeli ki; bütün benliğiyle, iliklerine kadar hissetmeli sevgisini.
Bir gülüşünde kaybolmalı, gözlerinde kendini bulmalı. Bir yüzün yalnızca güzelliğine değil, taşıdığı hikâyelere âşık olmalı. O yüzdeki her çizgide birlikte yaşanmış yılları, her bakışta paylaşılan anıları görebilmeli.
Çünkü gerçek sevgi, kusursuz olanı sevmek değildir.
Sevdiğinin yüzündeki çizgiyi de, sesindeki yorgunluğu da, zamanla değişen hâlini de sevebilmektir.
Bir insanı bugün olduğu gibi değil, dününü, bugününü ve yarınını birlikte severek sevmektir.
Sevmenin değerini bilmeli insan…
Ki çiçekler açsın sevgiden.
Ki bir evin kapısı açıldığında yalnızca bir insan değil, huzur girsin içeri.
Ve bilmeli ki Azizim…
Zor olan sevgide kalmak değil; insanın gerçekten sevebileceği bir kalbi bulmasıdır.
Bulduysan eğer, öyle kolayca bırakmamalısın.
Çünkü bazı insanlar hayata bir kez girer.
Ve bazı yüzler vardır…
Bir daha dünyanın bütün yüzlerini getirseler de,
insana kendi sevdiğinin yüzü kadar güzel gelmez.
