Ben ortopedik engelli bir bireyim. Ancak itiraf etmeliyim ki; toplumun bakışları,
istenmeden gelen gereksiz yardım çabaları ile karşılaşmadığım sürece, engelimle olan ilişkim
oldukça huzurlu.
Yani, bana engelimi unutturmak yerine hatırlatan o kelimenin ağırlığı altında
ezilmektense, kendi gerçekliğimi kucaklamayı tercih ediyorum.
Asıl mesele, benim kim olduğumdan ziyade, toplumun bu farklılıkları nasıl tanımladığı.
Hep düşünmüşümdür: engelli kelimesinin neden farklılıkları tanımlamak için
kullanıldığını. Adı ağır, çağrıştırdıkları daha da ağır.
Engelli neye göre, kime göre?
Sanki sorun kişideymiş gibi…
Sanki kişi bir şeyden engellenmiş gibi…
Oysa gerçek engel bireyde değil; yolları, merdivenleri, tabelaları, sistemleri dünyada tek
tip insan varmış gibi tasarlayan toplumdadır.
İhtiyacı olan ama temin edemediği bir proteze, yıllardır erişemediği bir tedaviye, bir ilaca
karşı örülen maddi ve bürokratik duvarlardadır engel…
Bu yüzden yılda bir gün “Engelliler Günü” adı altında bir kutlama yapmak da, bana tuhaf
geliyor. Kimse zorluklarıyla kutlanmamalı; haklarıyla, eşitliğiyle, erişilebilirliğiyle
onurlandırılmalıdır.
Artık konuşmak değil; harekete geçmek, değişimi sürdürülebilir kılmak gerekir.
Çünkü eşit yaşam, bir güne sığdırılamayacak kadar büyük bir HAK.
Bu yüzden ben “Engelliler Günü” yerine “Eşit Yaşam Farkındalık Günü” demeyi
tercih ederim.
Farkındalık, sorunu görmekten değil; o sorunu yaratan mimari ve zihinsel engelleri
kaldırmaktan geçer.
