Ayşe Bedevi: Hatırlanan Unutkanlık

Unutkanlık insana has özelliklerdendi. Peki ya hatırlamak? Hatırlamak da insana has özelliklerden olmakla beraber, karşısındaki insan için yüklediği manevi değeri ön plana atar. Yani aslında insan, unuttuğunda yaşayabilir; hatırladığında var olabilir. Çok değişik değil mi? İki ayrı sözcük ama bir o kadar birbiriyle bağlantılı… Unutmak ve hatırlamak. Yaşamak ve var olmak. Unutmak bir ödüldü bizim için. Düşünsenize, ilkokulda oynarken düşüp dizimizi yaraladığımızda hissettiğimiz o acıyı hâlâ hissediyor olsaydık? Ya da doğum yapmış bir anne, ikinci kez doğum yapmaya cesaret edebilir miydi, az da olsa o acıyı unutmuş olmasa? Aslında unutmak, kötü bir şey gibi görünse de bize verilen bir ödüldü. Peki ya hatırlamak? O, bize verilen bir hediye gibiydi. Çünkü hatırlamak, küçücük bir detayı öne sürmek hayatımızı bile kurtarabilirdi. Örneğin, gittiğimiz bir yolu incelemek ve geri dönüş yolu için incelediğimiz detayları hatırlamak… Eğer o yolun gidişatını hatırlamasaydık, geri dönebilir miydik? Uzun lafın kısası; dışarıdan bakıldığında tuhaf ya da korkunç görülebilen bu iki sözcük aslında bizi yaşatan ve var edendir. Bu nedenle, kıymet bilmek gerekir azizim… Unutmak, her ne kadar can sıkıcı olsa da bir yandan bize verilen bir armağandır. Çünkü unutmak, hafifletir. Hafiflersek yolumuza devam ederiz. Ve eğer ki hafiflersek bir şeyler için çabalamaya başlarız… Hatırlamak ise bize altın tepside sunulmuş bir yiyecekti. Çünkü o olmasa unutkanlığın da kıymetini bilemezdik. Hatırlamak, en güzel anıları yaşatmak bir ömre bedeldi. Ve son olarak azizim şunu bilmek gerekir:

“Unutmak bazen bir yükten kurtulmaktır; ama hatırlamak insanın kim olduğunu unutmamasıdır.”

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir