Bir akşam vaktiydi, geminin kıyıya yanaştığı zaman. upuzun, sonu olmayan bir yolculuğun habercisiydi. Bir ton vardı gökyüzünde, gri; belirsiz. Liman doluydu, tıpkı oradaki insanların yüreği gibi.
Kimseden ses çıkmıyor, herkes sessizce bekliyordu. Birazdan kalkacak olan o gemi, sıradan bir yolculuğa çıkmıyordu. O, bir gemiydi adı olmayan. bilet kesilmez, yolcu çağrısı yapılmazdı.
Çünkü ne saati belliydi ne de nereye gideceği… Sadece uygun zamanı beklerdi. Ve eğer uygun zamanı gelirse hareket eder, yol alırdı.
bir gün, iskelede bekleyen bir yaşlı adam. yüzünde yılların çizgileri, gözlerinde yarım kalmış cümlelerin bakışları vardı. Konuşmuyordu, konuşmasına gerek yoktu. Gözleri her şeyi bir bir döküyordu. Derin bir bakış, derin bir tutku…
Yanında kadın, eli elinde; gözleri gözlerinde. Fakat yüreklerde bir ağrı, lal olmuş bir dil…
Çünkü vedalar yüksek sesle yapılmazdı. Ağlamak, geri getirir miydi gideni? Gemi, kimsenin gözyaşını geri çevirmezdi oysa. Sözler ne fayda ederdi yaralar kabuk bağlasa?
gemi, suyun cazibesine dayanamazdı. ne bir zil ne bir düdük sesi ne de bir zincir sesi duyuldu. Sanki deniz, gemiyi dört gözle bekliyordu. Yolcular bir bir gemiye bindi, arkalarına dönüp bakmadan.
Çünkü bilen bilirdi. bu yolculukta geriye bakmak kalbi ağırlaştırırdı. İskeleden el sallayanlar oldu, binenler bakmasa da. Gemi yolunu aldı, yavaşça süzüldü kocaman denizde. Limanda kalanlar, geminin karanlığa karışmasını bekledi.
Deniz aynı denizdi, gökyüzü değişmemişti. Hayat yine devam ediyordu ama herkes bir şeylerin eksikliğini hissediyordu. Bu eksiklik, adı olmayan ve yeri doldurulmayan bir eksiklikti.
yaşlı adamın eli havada kaldı. ağlamak istedi, işe yaramayacağını bile bile. Sustu, içindeki acıyı göre göre. Gidenin arkasından ağlamak boşuna, hayat devam edecek kalana.
Sessiz gemi gitti, arkasından hatıralar bırakarak.
Ve herkes bir gün, o geminin yolcusu olacaktı, dünyadan bir haber yaşarken…
Yaşlı adamın gözleri doldu ve geminin yolunu gözlerken ilk sözcükleri dile getirdi.
“Hoşça kal demedim… Çünkü bazı vedalar kelime kabul etmez. Ardından ağlayamıyorum; çünkü biliyorum, sesim artık sana yetişemez…”
Not: Bu öykü Yahya Kemal Beyatlı’nın Sessiz Gemi adlı şiirine ithafen yazılmıştır.
İşte şiir:
Yahya Kemal Beyatlı/Sessiz Gemi
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan,
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol,
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufuka bakar gözleri nemli,
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu,
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler.
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden…
