Çekmecenin Sırrı: Nefes Almak İsteyen Kâğıtlar
Hayat, ne devasa bir kütüphane ne de her sokağı ezberlenmiş karmaşık bir haritadır. Hayat, aslında köşeleri aşınmış, zamanın ve yaşanmışlığın kokusunu sinmiş kadim bir ahşap çekmecedir. Ne zaman çekileceği, hatta gün ışığına çıkıp çıkmayacağı bile muamma olan, sessiz bir gizem…
Bizler ise bu derin çekmecenin içine bazen özenle yerleştirilmiş, bazen de rastgele fırlatılmış birer kâğıt parçasıyız. Kimimiz düzgünce katlanmış birer pusula, kimimiz kenarları sararmış birer hatıra, kimimiz ise bir köşesi hırpalanmış birer notuz. Eğer tenimiz bu kâğıtsa, ruhumuz o kâğıda can veren mürekkeptir. Henüz çekmecedeki yerimizi almadan çok önce, görünmez bir el tarafından her birimizin üzerine benzersiz birer hikâye fısıldanmıştır.
Bu hikâyeler, varlığımızın özüdür. Bazılarımız; bir anlık parlamayı, kısa ama keskin bir çığlığı anlatan aceleyle yazılmış notlarız. Bazılarımız; acının ritmiyle aşkın kafiyesini harmanlayan, mısraları bitmek bilmeyen uzun şiirleriz. Kimimiz ise sadece tek bir adresin çözebileceği sırlar saklayan mahrem bir mektubuz. Ve pek çoğumuz; üzerinde defalarca oynanmış, silinmiş, karalanmış ama bir türlü son noktası konulamamış o yarım kalmış taslaklarız.
Çekmecenin o loş karanlığında, birbirimize yaslanmış halde bekleriz. Yanımızda duran kâğıt belki en keskin düşmanımızın itirafını taşıyor, belki de bir ömür arayıp da bulamadığımız ruh eşimizin kokusunu saklıyor. Yanı başımızdaki hikâyeyi tanımadan, sadece kendi satırlarımıza sinen sesleri dinleyerek, dirsek temasında ama birbirimizden bihaber bir sabırla dururuz.
Bu bekleyiş, hikâyelerin demlenme sürecidir. Bir anlamın içine doğmak, bir başka hikâyeyle çarpışıp kıvılcım çıkarmak için gereken o dinginlik dönemi… Hayat dediğimiz o ahşap çekmece, bizi çürütmek için değil, saklamak için vardır. Her bir harfin, her bir kelimenin doğru zamanı beklemesi için bir sığınaktır orası.
Ve bir gün, o büyük, bilinmeyen an geldiğinde; çekmece gürültüyle açılır. İşte o an, kâğıtlar nefes almaya başlar. Artık yalnız birer hikâye değil; birbirini tamamlayan birer cümle, birer paragraf oluruz. Senin hayal kırıklığın, bir başkasının zafer şarkısına giriş cümlesi oluverir. Bir komşunun sessiz yalnızlığı, senin buluşma sevincine derinlik katar. Yıllarca karanlıkta bekleyen o dağınık sayfalar, nihayet mukadder olan düzene kavuşur.
O an anlarız ki; hiçbirimiz tek başına yazılmadık. Çekmeceden taşan tüm o sırlar, şiirler ve yarım kalmış taslaklar bir araya gelerek tek bir şeye dönüşür: Binlerce bölümlük, her birimizin mürekkebiyle dokunmuş, nefes kesici ve muazzam bir insanlık destanı.
Hikâyemiz, ancak bir başkasının hikâyesine değdiğinde gerçekliğini bulur. Artık çekmecede saklanan o kimsesiz kâğıtlar değiliz; bizler, o büyük ve ebedi kitabın silinmez birer sayfasıyız.
Gizem Gökmen

