Şiir artık bazı insanların cebinde taşınan bir mendil gibi…
Canı sıkılan çıkarıp iki mısra sallıyor, adına da “edebiyat gecesi” diyor.
Eskiden şairler aşk yüzünden sabahlara kadar yürürdü, şimdi ise beğeni sayısı düşünce story atıyor.
Ne garip çağ…
Bir zamanlar bir şiirin içinde memleket vardı.
Yoksulluk vardı.
Anne sesi vardı.
Bir tren garında bekleyen adamın sigara dumanı vardı.
Şimdi şiirin içinde en çok kahve fincanı, loş ışık ve İngilizce bir fon müziği bulunuyor.
Bir de altına iliştirilen şu cümle:
“Beni anlayan anladı…”
Kimsenin bir şey anladığı yok ama herkes yorumlarda filozof.
Eskiden insanlar şiiri yaşardı, şimdi şiirin filtresini arıyor.
Ahmed Arif bir dize yazarken memleket yanıyordu.Açın okuyun Anadolu şiirini bakalım kaçımız anlıyoruz.
Bugün biri iki kelimeyi alt alta getiriyor:
“Gece sustu
Ben öldüm…”
Altına da siyah ekran.
Bir milyon görüntülenme.Arkadaşım şiir bu değil ki.
Şairlik artık biraz da aksesuar meselesi oldu.Ki şükürler olsun bizim kalemden başka aksesuarımız olmadı.
Omuzda bez çanta, elde yarım kalmış kahve, masada daktilo süsü…
Daktilonun içine kâğıt koy desen, ritüelim bozulur diye korkar bazıları.
Oysa edebiyat süs değil, yük işidir.
İnsan bazen bir cümleyi taşımak için ömründen yıllar verir.Ben şiir kitabımı 15 senede hazırladım mesela.
Şimdi herkes hızlı yazıyor ama kimsenin kelimesi yürümüyor.
Çünkü şiir aceleyi sevmez.
Şiir biraz da susmasını bilene gider…
Kitabımda önsöz de geçer şu cümlem
Şiir yazanın değil ihtiyacı olanındır.
Bir de “anlaşılmayan şair” meselesi var…
Kimi insanlar kötü yazdığı için değil, özellikle karmaşık yazdığı için kendini büyük şair sanıyor.
Şiiri çözmek için bazen sözlük değil, elektrik mühendisi gerekiyor.
Okuyucu şiiri değil, kullanım kılavuzunu arıyor.
Ama bütün bu gürültünün içinde hâlâ gerçek şiir bir yerlerde oturuyor.
Belki Kırşehir’de bozlak dinleyen yaşlı bir adamın sessizliğinde…
Belki gece vardiyasından çıkan bir işçinin cebindeki buruşturulmuş kâğıtta…
Belki annesine söyleyemediği şeyleri deftere yazan bir çocuğun kalbinde…
Çünkü gerçek edebiyat bağırmaz.
Gösteriş yapmaz.Susmayı bilir…Aç Nazım’ı oku kardeşim öyle bir vurur ki seni her bir cümlesi yığılır kalırsın.Aç Ahmed Arif oku,Cemal Süreyya,Şükrü Erbaş oku öyle bir yumruk koyar ki kalbinin üstüne komada gibi hissedersin aylarca.
Masaya yumruğunu vurmaz.
Sadece bir cümle kurar…
Ve insanın içine günlerce oturur.
Velhasıl uzun lafın kısası çoktur.Yazdığında yazılamayandır aslında…
