Bazı insanlar hayatlarında sürekli aynı şeyleri yaşadıklarını hisseder. İnsanlar değişir, ortam değişir, ilişkiler değişir ama sonuç hep aynı olur. Çünkü çoğu zaman değişmeyen şey dış dünya değil, kişinin zihninde taşıdığı düşünce kalıplarıdır.
Çocukluk döneminde sürekli eleştirilen, yaptığı hiçbir şey yeterli görülmeyen bir çocuğu düşünelim… Zamanla o çocuk, sevgi alabilmek için sürekli kendini kanıtlaması gerektiğine inanmaya başlar. Başarılı olursa sevileceğini, hata yaparsa değersiz olacağını düşünür. Yıllar geçer, çocuk büyür ama o duygu yetişkinlikte de kişinin içinde yaşamaya devam eder.
Bu yüzden bazı insanlar ilişkilerinde sürekli kendini açıklamak zorunda hisseder. Karşı tarafın sevgisini kaybetmemek için fazla fedakârlık yapar, sınır koyamaz, “hayır” diyemez. Çünkü bilinçaltında hâlâ aynı korku vardır: “Yeterli olmazsam terk edilirim.”
Benzer şekilde çocuklukta sürekli maddi kaygılarla büyüyen biri, yetişkin olduğunda para kazansa bile rahatlayamaz. Sürekli bir şey olacakmış gibi hisseder. Çünkü zihni huzura değil, mücadeleye alışmıştır.
İnsanlar çoğu zaman “Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum?” diye sorar. Oysa bazen cevap dışarıda değil, yıllardır kendimize söylediğimiz cümlelerin içindedir. Çünkü zihin, alıştığı duyguyu tekrar yaratma eğilimindedir.
Bu yüzden değişim sadece olumlu düşünmekle başlamaz. İnsan önce kendi içindeki yaraları, korkuları ve tekrar eden düşünce kalıplarını fark etmek zorundadır. Çünkü düşünceler değişmeden davranışlar, davranışlar değişmeden de hayat değişmez.
Bazen hayatımızdaki döngüler kader değildir. Sadece yıllardır farkında olmadan tekrar ettiğimiz duyguların sonucudur. Ve insan bunu fark etmeye başladığında, dönüşüm de yavaş yavaş başlar.
Zihin değiştiğinde, insanın baktığı dünya da değişmeye başlar.
