VARIMSIZ
Siyah Kalemden bir hikâye…
İnsan ne zaman çaresiz kalır?
Bir çocuğunu kaybettiğinde mi?
Babasını toprağa verdiğinde mi?
Yoksa yaşamak istemediği bir hayata mecbur bırakıldığında mı?
Belki hepsinde…
Savaş vardı.
Yoksulluk vardı.
Evlerin içinde eksilen sandalyeler, sofralarda boş kalan tabaklar, kapı önlerinde bekleyen çocuklar vardı.
Birileri ağlıyordu.
Hıçkıra hıçkıra…
Birileri sevdiklerini toprağa veriyordu.
Çocuklar ölüyordu.
Yaşlılar ölüyordu.
Gençler daha hayatın ne olduğunu bile anlayamadan hayattan kopuyordu.
Ve geride kalanlar…
Onlar yaşamaya devam etmek zorundaydı.
Çünkü hayat bazen insanın fikrini sormuyordu.
Bir kadın vardı.
Babası ölmüştü.
O gün evin içinde babasının yokluğu her şeyden daha ağırdı. Bir sandalye boştu. Bir çift ayakkabı kapının yanında duruyordu. Kadın o ayakkabılara baktıkça içi parçalanıyordu.
Sonra başka bir kadının evine gitti.
Kimse ne diyeceğini bilmiyordu.
“Başın sağ olsun.”
İki kelime…
Ama bazen iki kelime, koca bir acının yanında hiçbir şeydi.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra kadın:
“Gel,” dedi.
“Saçını yapayım.”
Kadın şaşırdı.
Babası ölmüştü.
Ama oturdu.
Saçına fön çekildi.
Yüzüne biraz makyaj yapıldı.
Aynaya baktı.
Gözleri hâlâ ağlıyordu.
Sonra öyle bir şey oldu ki…
Kadınlardan biri küçük bir söz söyledi.
İkisi de güldü.
Bir anlığına…
Sadece bir anlığına ölüm unutuldu.
Sonra kadın yine ağladı.
İşte hayat buydu.
İnsan aynı gün içinde hem hıçkıra hıçkıra ağlayabiliyor hem de gülebiliyordu.
Çünkü insan, acısının içinde bile yaşamaya devam ediyordu.
Çaresizlik vardı.
Mecburiyet vardı.
Ayrılık vardı.
Ama bir gün özgürlük de vardı.
Bir gün insan kendi hayatını seçmek istiyordu.
Kendi yolunu çizmek…
Kendi sesini bulmak…
Kendi hikâyesini yazmak…
Varımsız işte tam burada başlıyordu.
Savaşın ve yoksulluğun ortasında, insanın kendisini kaybetmeden hayatta kalma mücadelesinde…
Bazen bir ölümün yanında bir gülüş.
Bazen bir ayrılığın yanında yeni bir başlangıç.
Bazen çaresizliğin tam ortasında küçücük bir umut.
Çünkü hayat tuhaftı.
Gerçekten tuhaftı.
Vardı.
Yoktu.
Ağlamak vardı.
Gülmek vardı.
Kaybetmek vardı.
Yeniden başlamak vardı.
Ve bütün bunların arasında insan vardı.
Siyah Kalemden…
VARIMSIZ.
