El-Melik: Kainatın ve Kulluk Dünyasının Tek Hükümdarı
Evrenin derin sırlarını anlamak isteyen her insan, önce kendi kalbinin ve kulluğunun sınırlarını fark etmelidir. Allah(cc)ın isimleri, bu sırları çözmemiz için birer rehberdir ve her ismin kendine özgü bir derinliği vardır. Bunların içinde El-Melik ismi, kainatın ve her varlığın tek sahibi olduğunu, her şeyin O’nun hükmü altında olduğunu bize hatırlatır. İnsan hayatında sıkça sorularla karşılaşır: “Neden başıma böyle bir şey geldi? Neden şimdi?” İşte El-Melik ismi, bu sorulara derin bir cevap sunar; her şey O’nun mülküdür ve her olay O’nun kudreti altındadır. Bizler, O’nun mülkünde yaşayan birer kullarız ve O’nun iradesi dışında hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini idrak etmeliyiz.
Bunu anlamak için tarih boyunca saraylara bakmak yeterlidir. Büyük bir sarayda binlerce hizmetçi, asker, vezir ve danışman olabilir; fakat sarayın gerçek sahibi yalnızca bir padişahtır. Sarayda ne olacağını kimse seçemez; her şey padişahın iradesine tabidir. Aynı şekilde kainatta da tüm varlıklar, her olay ve her nefes, Allah(cc)ın kudreti ve takdiri altındadır. Güneşin doğuşu, yıldızların hareketi, rüzgârın esişi, insanın nefesi… Hepsi O’nun mülküdür ve her biri O’nun kudreti ile varlık kazanır.
Bir padişahın kudreti sınırsızdır; ne derse olur, neyi isterse gerçekleşir ve kimse ona “neden yaptın?” diyemez. İnsan da kainatta aynı şekilde Allah(cc)ın iradesine tabidir. Öl derse ölür, dirilt derse dirilir, var et derse var olur, yok et derse yok olur. Bizler kendi aklımız ve irademizle bu kudrete karşı koyamayız; başımıza gelen hastalık, kaza veya bela, bizim sınırlarımızın ve O’nun kudretinin bir işaretidir.
Bir tasavvufi hikaye bu durumu çok güzel anlatır: Bir padişah sarayına yeni hizmetçiler alır. Her biri merakla sorar: “Neden beni buraya seçti?” Fakat padişah sessizdir; kimse onun iradesini sorgulayamaz. Zamanla hizmetçiler anlar ki sarayın işleyişi padişahın iradesiyle mükemmeldir. İşte kainattaki her olay da böyledir; Allah(cc) her şeyi en güzel şekilde yönetir ve biz sadece O’na teslim oluruz.
Tasavvuf yolunda teslimiyet ve hamd etmek, kulluğun en yüce mertebelerindendir. El-Melik ismini idrak eden kişi, hayatın tüm hâllerinde O’nun hükmüne razı olur. Zenginlik de fakirlik de, sağlık da hastalık da, mutluluk da keder de, her şey Allah(cc)ın mülküdür. Boyun eğmek, aczini kabul etmek ve hamdetmek kulluğun en derin ifadesidir. İnsan, başına gelen her olayda şikâyet etmek yerine Allah(cc)ın kudretini hatırlayarak sabretmeli ve hamdetmelidir.
Kainattaki her olayın bir işaret olduğunu bilmek, her yaratılmış varlık, her nefes ve her olayın Allah(cc)ın hükmünü gösterdiğini idrak etmek, kalpte derin bir huzur ve teslimiyet doğurur. Saray misaliyle düşündüğümüzde, hizmetçilerin çalışması padişahın iradesine bağlıdır; kainatta her varlık ve her olay Allah(cc)ın hükmüne tabidir. El-Melik ismini idrak eden kişi, kendi acizliğini görür ve O’na yönelir. Bu yöneliş, kalpte derin bir huzur ve teslimiyet yaratır. İnsan anlar ki başına gelen her şeyin nedeni O’dur ve O her şeyin en güzelini bilir.
Küçük bir çocuk bahçede oynarken ayağı takılır ve düşer, ağlamaya başlar; yanına gelen annesi sorar: “Neden düştün?” Çocuk şaşkınlıkla yanıt veremez. İnsan da kainatta öyle; her olayın sebebini bilmek mümkün değildir. Ama Allah(cc) her şeyi bilir, her şeyi yönetir ve her olay O’nun hükmüyle gerçekleşir. İşte El-Melik ismi, kainatın ve kulluk dünyasının derinliğini anlamamız için bir anahtardır. Her şeyin, her varlığın ve her olayın sahibinin yalnızca Allah(cc) olduğunu bilmek, kalpte teslimiyet ve hamdın doğmasına vesile olur.
Biz kullar olarak, O’nun mülkünde yaşadığımızın farkında olmalı, her hâlde sabretmeli, şükretmeli ve O’na teslim olmalıyız. Her şeyin Meliki olan Allah(cc), dilediğini yapar, dilediğini yaratır ve dilediğini yok eder; kulluğun en güzel ifadesi de, bu kudret karşısında boyun eğmek ve O’na hamdetmektir. Bir sarayda binlerce hizmetçinin çalıştığını düşünelim, fakat sarayın tek sahibi padişahtır; kainatta yaşayan her varlık ve her olay için hüküm veren de yalnızca El-Melik Allah(cc)’tır. Biz sadece hizmet eden kullarız; O’nun iradesine teslim olur ve her hâlimizde O’na hamd ederiz. Tasavvuf yolunda El-Melik ismini idrak etmek, insanı hem kainatın hem de kendi kalbinin derinliğine götürür, her olayı O’nun kudretiyle karşılamayı öğretir ve kulluğun en saf hâline ulaştırır. İnsan böylece, her nefeste, her bakışta ve her olayda, Allah(cc)ın mutlak hükümdarlığını hatırlayarak yaşar; kalbi huzurla dolar ve hayatın geçici fani hâllerine takılıp kalmaz.
Ayşegül Kum
