ELİF ARSLAN:ZAMANIN EŞİĞİNDE İNSAN

Zamanın Eşiğinde İnsan
İnsan, dünyaya gözlerini açtığı ilk andan itibaren görünmeyen bir yolculuğun yolcusudur. Her
nefes, ömrün kitabından sessizce kopan bir sayfa; her gün ise geri dönmeyecek bir misafirdir.
Buna rağmen insanoğlu, zamanı tükettiğini zanneder. Oysa tüketilen zaman değil, zamana emanet
edilmiş ömürdür.Çağımızın en büyük yanılgısı, hızın bereket getirdiğine inanmaktır. Daha hızlı
yürümeyi, daha çok konuşmayı, daha fazla görünmeyi marifet sayıyoruz. Fakat hiçbir nehir, acele
ettiği için denize daha hikmetli ulaşmaz. Su, yolunu sabırla bulur; insan ise çoğu zaman
sabretmeyi unuttuğu için kendini kaybeder.Kalabalıkların ortasında yalnızlaşan insan, sessizliği bir
eksiklik sanıyor. Oysa hakikat, gürültünün içinde değil; sükûtun derinliğinde filizlenir. En büyük
hesaplaşmalar mahkeme salonlarında değil, gecenin en tenha vaktinde insanın kendi vicdanıyla
baş başa kaldığı anlarda yaşanır. Çünkü vicdan, susturulabilen bir ses değil; yalnızca ertelenebilen
bir hakikattir.Kalabalıkların ortasında yalnızlaşan insan, sessizliği bir eksiklik sanıyor. Oysa hakikat,
gürültünün içinde değil; sükûtun derinliğinde filizlenir. En büyük hesaplaşmalar mahkeme
salonlarında değil, gecenin en tenha vaktinde insanın kendi vicdanıyla baş başa kaldığı anlarda
yaşanır. Çünkü vicdan, susturulabilen bir ses değil; yalnızca ertelenebilen bir hakikattir.Bir ağacın
heybeti dallarından değil, toprağa görünmeden uzanan köklerinden gelir. İnsan da böyledir.
Görünen başarılar, alkışlar ve unvanlar yalnızca dallardır. Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde
nasıl biri olabildiğimizdir. Merhameti olmayan bir bilginin, adaleti olmayan bir kudretin ve sevgiden
mahrum bir ömrün ardında bırakacağı tek miras, sessiz bir boşluktur.
Belki de ömrün en büyük yanlışı, sonsuz yaşayacakmış gibi plan yaparken faniliği unutmak; en
büyük doğrusu ise her güne son günün vakarıyla bakabilmektir. Çünkü insanı ölümsüz kılan
bedeninin uzun ömrü değil, geride bıraktığı güzel izlerdir. Bir gönlü incitmemek, bir yarayı sarmak,
bir yabancının yükünü hafifletmek… Bazen bunlar, ciltler dolusu kitaptan daha uzun yaşar.
İnsan ardında bıraktığı sözlerle değil, o sözlerin bir kalpte uyandırdığı yankıyla hatırlanır. Zira
kelimeler unutulur; fakat bir gönle dokunan mana, zamanın aşındıramadığı nadir emanetlerden
biridir.
Belki de hayatın bize yönelttiği en derin sual şudur: Bu dünyadan geçerken ne kadar iz bıraktığımız
değil, kaç kalbi incitmeden yürüyebildiğimiz… Çünkü ömür, varılacak bir menzil değil; emanet
edilmiş bir yürüyüştür. Ve her yürüyüşün sonunda insanın elinde kalan tek şey, vicdanına
söyleyebildiği son cümledir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir