Emine Kurt: Sessizliği Yıkan Ses

Hayatımız boyunca hep konuşmaktan kaçtık. Özledik, üzüldük, kırıldık belki de ama biz neye kırıldığımızı ya da kimi özlediğimizi bile söyleyemedik. Söyleyemedikçe de kaybeden hep biz olduk. Gitme diyemediğimiz için, seviyorum diyemediğimiz için en çok da kırılıyorum diyemediğimiz için. Oysa hep anlatmak, konuşmak istedik ama frangalar vurulmuş dudaklarımızdan tek bir kelime bile dökülmedi. Sadece sustuk., sustuk ve sustuğumuz kadar da haykırdık. Dile getirilemeyen hisler, düşünceler, duygular belki de kaybettiklerimiz için. 

 Şimdi ise yıldızların bile gökyüzünü terk ettiği bir karanlıkta, kaldırım taşına oturup kaybettiklerime ağlıyorum. En çok da kendime. Diğerleri için hep yarı yolda bıraktığım; isteklerine, hayallerine frangalar çektiğim, konuşmayı değil de susmayı öğrettiğim kendime. Peki ama neden? Neden küçücük bir bedene bu kadar ağır bir yük yükledim., neden onun elinden çocukluğunu aldım? Neden konuşmayı bile öğrenememiş bir bedene susmayı öğrettim, neden kendi katilim oldum? Neden, neden, neden…?

Oysa sustuğum kadar da kendimden eksildim, görmezden geldiğim her bir duyguda biraz daha kendimden uzaklaştım. Sonra ise kendine bile yabancı olan bir bedeni insanların arasına kattım. Hırpalanacağını, zarar göreceğini, yalnız kalacağını bile bile… Sonuç mu? Sonuç: kimseye anlatamadığım bir hayatın içinde kendime bile anlatamadığım birisine dönüştüm. Daha fazla uzaklaştım kendimden daha fazla sessizliğe gömüldüm. 

 Bir sesim vardı, o da terk etti beni ve artık tamamen yapayalnızım. Bir ben vardım çünkü her ne kadar kendime yabancı olsam da en azından kendimi anlatabildiğim bir ben vardı. Artık o da yok… Duygular yok, hisler yok, düşünceler yok ve sesler de yok. Peki, geriye benden ne kaldı? Bir hiç… 

Peki bu hikâyenin en başına dönseydik? Mesela susmayı değil de haykırmayı öğretseydim sana her şeyden önce de kendini sevdirebilseydim. Bir günlük tutsak; her bir sayfası farklı farklı renkte olan bir günlük. Yeni insanlarla tanışsan ya da. Hayır, hayır bu sefer onlara karşı hislerini, düşüncelerini ifade edebileceksin. Aşık mı oldun, seni seviyorum diyebileceksin; kırıldın mı, kırgınlığını haykıracaksın; özledin mi, o halde gidip doyasıya sarılabileceksin ama asla susmayacaksın. Sadece başkalarına karşı da değil kendine karşı da hislerini ifade edebileceksin. Birkaç satır önce bahsettiğim günlüğün ise senin bu hikayedeki dünyan olacak. Her bir sayfası sen kokacaksın, her bir sayfada kendine biraz daha yaklaşacaksın ve karanlığa mahkûm ettiğin kendini böylece aydınlığınla tanıştıracaksın. Bir hiç olmaktan çıkıp her şey olmak için savaşacaksın.  

Peki, bu hikâyenin başına dönmeden de böyle bir sen yaratmak mümkün mü? Yara aldığın yerden daha fazla güçlenmek, senden gidenleri tekrar elde etmek, tekrar kendi sesine kucak açmak…  

Karanlığın hüküm sürdüğü bir gecede, gökyüzünde tek bir yıldız kendine yer edindi ve bu hikâye yeniden başladı…

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir