EMİNE KURT:İKİ AŞIĞIN VEDASI

İki Aşığın Vedası
Rüzgârın soğuğunu tenimde hissediyordum. İçim ürperiyordu, üşüyordum. Birazdan yağmurda başlardı zaten. Peki, yağmur içimdeki bu sıkıntıyı da tam göğsümün ortasına saplanan, canımı acıtan bu yumruyu da alıp gider miydi? Geçsem altına, sırılsıklam olsam geçer miydi bu acı?

Geçmezdi…

Üzerinden kaç ay ya da kaç yıl geçti bilmiyorum. Fakat canım hala ilk gün ki gibi acıyor. Bazı geceleri sabah etmekte o kadar çok zorlanıyorum ki. Sanki zaman geçmek bilmiyor ben her saniye biraz daha fazla acı çekiyorum. Kalbim sıkışıyor, içim daralıyor, nefes alamıyorum. Bazen boğazıma dolanmış parmakların varlığını hissediyorum… Ölmek istiyorum, bu gece sabah olmasın istiyorum. Fakat yine gün doğuyor ve ben yine bir geceyi daha ölmek isteyerek geçirmiş oluyorum.

Senin olmadığın bir dünyada yaşayamıyorum güzelim. Olmuyor, yapamıyorum sensiz. Bak yine geldim sana. Her gün olduğu gibi yine mezarının başındayım. Bu sefer papatya getirdim sana. En sevdiğin çiçeği…

En sevdiğin çiçeği en sevdiğime getirdim.

Biliyor musun güzelim toprak bile senin kokunu ödünç almış. Ve ben hala senin kokunda nefeslenebiliyorum. Nefes alamıyorken bile nasıl oluyor da benim nefes almamı sağlıyorsun? Saçma çok saçma güzelim. Seninle buluşmak istiyorum. Bu kadar ayrılık yeter, sevdiğim beni bekler diyorum. Fakat tam sana kavuşacakken yüzün geliyor gözümün önüne, yapma diyen haykırışını duyuyorum. Sonra, sonra elim bıçağın üzerinden yavaşça kayıyor. Bıçağın zeminde bıraktığı ses yankılanıyor kulaklarımda. Ve böylece yine engel oluyorsun kavuşmamıza. Söylesene güzelim. İstemiyor musun beni, yetmiyor mu bu ayrılık?

Dün bana verdiğin hediyelerin arasında bir mektup buldum. Senin mektubunu. Senin vedanı, senin haykırışını. Böyle diyorum çünkü her bir satırda çığlıklılarını duydum, her bir satırda seninle vedalaştım. Zor oldu be güzelim. Ben seninle vedalaşmaya hiç hazır değildim ki. Fakat yaşıyorken duymadığım çığlıkların bu vedanın artık gerçekleşmesi gerektiğini haykırıyordu. Zaten sen çoktan vedalaşmışsın ki benle. Hayır, hayır yanlış anlama kızmıyorum sana. Hem kırgın da değilim…

Fakat canım çok acıyor güzelim. Çok öfkeliyim kendime. Duymadığım için görmediğim için. Nasıl olurdu da canımın, canının yandığını göremezdim. Sen aylarca seni benden alan hastalıkla mücadele ederken ben neredeydim? Ben neden yanında değildim?..

Özür dilerim güzelim. Sana verdiğim sözü tutamadım. Her koşulda yanında olamadım. Canının daha fazla yanmasına izin verdim. Oysa seni bütün kötülüklerden koruyacaktım. Kabuğumun altına saklayıp sadece kahkahalarının yankılandığı bir dünya yaratacaktım. Fakat sana yaratacağım dünyanın peşinde koşmaktan seni görmedim, seni duymadım. Elini sımsıkı tutup bütün derdine ortak olamadım. En çok zoruma giden de kahkahalarının yankılanması gereken bu dünyada acı dolu çığlıkların yankılanması oldu. Ve ben seni herkesten korumak isterken kendimden koruyamadım.

Aslında bugün buraya gelmeyecektim. Doğru olan da buydu gerçi. Hem her şeyden sonra nasıl öylece gelebilirdim ki. Fakat buradayım işte. Hemen yanında. Neden mi? Bilmiyorum. Kendimi o kadar çok suçlu hissediyorum ki. Sanırım özür dilemek için geldim. Belki de bir kâğıt parçası üzerinden vedalaşmak değil de yüz yüze vedalaşmak istemişimdir. Hayır bunların hepsi bahane. Ben her ne olursa olsun hep sana gelirdim ki…

Özür dilerim güzelim. Biliyorum hatalıyım fakat ben sensiz yaşayamam. İstemezsen konuşmam ama yeter ki yanında olmama izin ver. Bırak sen kokan toprağına sarılabileyim. Seni hissedebileyim.

Yağmur başladı güzelim. Söylesene beni ıslatan senin mi gözyaşların? İçimi ürperten bu ses senin mi haykırışın? O halde biz kavuşamadık haykırışlarımız birbirine karışsın güzelim.

O gece gökyüzü ilk defa bu kadar çok gürledi. Yağmur dinmek bilmedi.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir