Bu makale Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesinin Filoloji Fakültesinin Türk dili ve edebiyatı bölümünün birinci sınıf talebesi olan Memmedova Fidan Bahtiyar kızı tarafından hazırlanmıştır.
ÖZET : Bu makale 12.yüzyıl edebiyyatına zirveyi yaşatan və dönemin düşünürü olan Nizami Gencevi hakkındadır. Bu çalışma vesilesiyle şairin yaşadığı dönemde Doğu edebiyyatına verdiği hayatı, felsefi düşünceleri, insan sevgisi və edebi dille olan eserleri analiz edilmektedir. Bu amaçla Doğu edebiyyatının öne çıkan mimarlarından olan Nizami Gencevinin beş eserden oluşan “Hamse” külliyyatını bütüncül bir şekilde yanaşmayla inceleyeceyiz.
ANAHTAR KELİMELER : Nizami Gencevi, Doğu edebiyyatı və Kültürel kapsam, Hamse külliyyatı.
GİRİŞ: Büyük şair və Doğu Edebiyatının dühası olan Nizami Gencevi Azerbaycanın eski paytahtlarından biri olan Gəncə şehrinde dünyaya gelmiş, yaşamış və orada vəfat etmiştir. Genceli Nizami manasında, Nizami Gencevi diye tanınmıştır. Nizami onun nam-ı müstearı yani, takma adıdır. Şairin gerçek adı İlsay’tır. Öz babasının ismi isə Muayyed- oğlu Yusuf olmuştur. Annesi, kendisininde yazdığı gibi Rəiseyi-kürd adıyla bilinmiştir ve aynı zamanda Azerbaycan kürtlerinden Gencede yaşamış bir ailənin kızıdır. Adı bize malum değildir ve hiç bir kaynakta belirtilmemiştir. Lakin bazıları, o cümleden İran şairi və tarihçisi olan Vahid Destigirdi Rəiseyi adını Nizaminin annesinin adı olarak kabul etmiştir. Fakat bize görü bu bir ad değil, sadece terkip unvanı olarak bilinir. Unvanın manası Kürt reisinin kızı ve zedegan manasına gelir. Önemli olarak şöyle söyleye bilirim ki, Kürt və ya reisesi olmak aynı zamanda tarihde örnekleri olduğu gibi bahs edilen şahsın mutlaka kürt ırkından olduğunu ispat etmez. Çünki, Kürt aşiretlerini reislik etmiş bulunan türklerin varlığı bilginlerce malumdur. Asıl önemli konumuz Nizamiye dönelim. Nizaminin asıl lakabı Nizaməddindir. Künyesi işe Ebu-Muhammeddir. Eski dönemlere ait bir çok doğu meşhurlarında olduğu gibi Nizamininde, ne doğum, ne de ölüm tarihi kesin olarak membada belirtilmiyor. Yalnız tahminlere göre tespit olunmaktadır. Şair Miladi takvime göre 1141-yılında, Hicri takvimine göre 553-yılında doğmuştur. Nizam daha çocukken ilk babasını, sonra isə annesini kayb ermiştir. O da tarihin bir “dürri-yetimi”dir. Bu yetimin terbiyesiyle və beslenmesiyle dayısı Hoca Ömer beyilgilenmiştir. Şair Leyla ile Mecnun menzumesinin mükaddimesinde babası ve annesinden sonra dayısını kayb etdiğini büyük bir hüznle bahs etmiştir.
Dayım Hoca Ömeri nasıl unuta bilirim?
Fakat bu acı lokmalar feryadımı boğazımda düğümledi.
Korkuyorum ki, ben fəryad edersem bu gök renkli zincir öteki dünyada onun boynuna sarılır ve sıkar.
Saki şaraphanedeki küptün bana nar tanesi gibi bir şarap getir.
Ekinlere, denizlere kadar su veren cennet kevserinin kızkardeşi olan o şarabı getir.
Şairin tezkirelerini okuduğumuz zaman dayısının himayesinde yalnız olmadığını görüyoruz. Onun yanında olan şahıs kardeşi gibi bilinen Givami Müterrizidir. Bazı rivayetlere göre bu şahsın şairin kardeşi, lakin bazı kaynaklara göre onun teyzesinin ve ya amcasının oğlu olduğu söylenilir. Ne olursa-olsun, uğradakları felaketlere rağmen gençler zamanına göre çok yüksek derecede tahsil almış ve iyi yetiştirilmişlerdir. Zira Müterrizinin de edebiyyatda parlak kasideleriyle çok önemli bir yeri vardır. Örneğin o Azerbaycan Atabeylerinden olan Kızıl Arslana yazdığı “Raiyye” kasidesi,
kaside edebiyyatının en parlak örneğidir. O tezkireden bir kaç beyti örnek olarak yazıyorum.
1.Gâme-del ger bebest bâzâzem,
Medh-i şeh mîgûşâ yedem.
(Gönül gamı eğer pazarımı (işlerimi)
Kapattıysa şahın övgüsü pazarımı yeniden açar.)
2.Şeh Kızıl Arslan ke dest o-deleş,
Hest-i hasm şümâre-şümâr.
(Kızıl Arslan ki, onun eli və gönlü,
Hesap kitap yapanların düşmanıdır.)
3.Hazmeş âverde bâd-ra, be sükûn,
Azmeş efkende hâk-ra bemedâr.
(Onun ihtiyati rüzgara bile sakinlik getirdi.
Azmi və kararlılığı isə toprağı, hatta dünyayı kendi yörüngesine oturttu.)
Her ikisinin böyle eserler yazması yüksek tahsilin nişanesi olmuştur. Hatta Nizaminin yüksek tahsil gördüğünü gösteren unsur çağdaşlarının onu “Hekim” diyerek yani büyük, bilgin anlamında anlaşılmaktadır. XII yüzyılın belli bilim-irfan dallarının hemen hepsinden haberdar olan bu adam İslam ilimleriyle beraber, Yunan felsefesininde bir çok dallarında haberdar olduğuna şüphe edilmez. Nitekim onun bu derin felsefi ilmi ve edebi birikimi Doğu edebiyyatında yeni bir çığır açan ölümsüz şaheseri “Hamse” külliyyatı en olgun meyvelerini vermiştir. Beş eşsiz mesneviden oluşan bu külliyyat, şairin sadece edebi gücünü değil aynı zamanda duygularını ve felsefi dünyasını yansıtan bir ayna niteliğindedir.
YÖNTEM : Nizami hakkında araştırmalar yaparken bir çok yöntemlere başvurdum. Kısa bir şekilde bu yöntemlerden bahs etmeyi kendime borç bilirim.
İlk başvurduğum yöntem- “Doküman analizi” yani diğer bir adıyla metin taraması yöntemi oldu. Bu yöntem sayesinde Nizami Gencevi hakkında günümüze kadar ulaşmış materyallerle araştırmama devam ettim. Örneğin bu materyallere dahil olan eserler Mehmet Emin Resulzadenin “Azerbaycan Şairi-Nizami”kitabı, daha sonra Halil Rıza Ulutürkün “Nizami”, və Nizami hakkında yazılan bir çok makaleyle bu araştırmanı devam etdirdim. Bu veriler sayesinde bir çok güzide bilgiler elde ederek, makalemi oluşturdum. Bu örnek olarak sunduğum kaynakların hepsi azerbaycancadır, bunları türkçeye çevirmek benim için hayli zor olsa da, çok keyif verici oldu. Bu yöntem sayesinde bu dokümanları kullanarak Nizami hakkında hususi ve güzide bilgiler elde ettim.
Başka kullandığım diğer yöntem ise Tipolojik çözüm yöntemiydi. İlk olarak gelin tipolojik çözüm yönteminin ne olduğuna bakalım. Bu yöntem edebi metinleri, karakterleri, temaları ortak özelliklerine göre sınıflandırma yöntemidir. Mesela Nizaminin “Hamse” külliyatında olan eserlerin karakterlerini sınıflandırlalım. Örneğin “İskendername” eserindeki İskender karakteri bilge, cesur ve güçlü bir hükümdardır. Daha sonra ise “Leyla ile Mecnun” eserindeki Mecnun karakteri trajik bir aşk acısı yaşayan ve aşkı uğruna çöllere düşen bir tipdi.
Diğer bir yöntemse “Tarihsel bölüm” yöntemidir. Bu yöntemin özelliği şudur ki, Nizaminin yaşadığı dönemde yani XII yüzyılda Doğu(Şark) ülkelerinin elhusus da Azerbaycan topraklarında olan siyasi vaziyetti eserlerinde net bir şekilde gösteriyordu. Siyasi vaziyyetle beraber eserlerinde XII yüzyılın sosyal ve kültürel şartlarınıda göz önünde bulunduruyordu. Şair, Selcuklar və Atabeyler dönemindeki taht savaşlarının ortasında yaşamış və bu krizlere çözüm olarak əsərlərini adeta bir “Siyasetname” niteliğinde kurgulamıştır. Peki ya niye şairin eserlerinin siyasetname gibi olduğu kanaatine geliyoruz? Çünki eserlerinde daima hükümdar halk ilişkilerine ve ideal hükümdar olmalı konusuna değinmiştir. Mesela “İskendername”eserinde yarattığı hükümdar karakteri olan İskenderin nasıl hükümdar olduğunu, onun halkına nasıl davrandığını açık bir şekilde gösteriyordu. Yarattığı bu kahramanı seviyor, lakin kusurlarını hiç bir zaman gizlemiyordu. Kısası İskender onun için tam bir ideal değildi. Şairin estetik idealı ve insan gerçekliği arasında kurduğu bu dengeyi makalemin bulgular kısmında inceleyeceyiz.
BULGULAR : Bulduğum dokümanlarla makalemin bulgu kısmını oluşturdum. Gelin ilk olarak bulgulardan əldə etdiğimiz malumatlarla şairin edebi yaratıcılığına dokunalım. Kaynaklarda çoğunlukla lirik şiirlerinin olduğu söylensede bunun çok az bir kısmı günümüzü kadar ulaşmıştır. Araştırmacılar bu gün Nizamiye ait 120 gazel, 30 rubai, 6 kaside olduğunu söylüyorlar. Şairin yazdığı lirik şiirlerlede ve poemalar arasında hep güçlü bir sesleşme vardır. Onun eserlerinde ilk dikkati çeken unsur insana olan derin muhabbet ve onun küdretinin yüceliğine inam hissidir. Nizami kendi geleneyine sadık kalarak eserlerinde sıklıkla muhabbet mevzusuna dokunmuştur. Her zaman sevgi duygusunun ulviliyini, insanı mânen saflaştırdığını və yücelttiğini yüksek sanatkarlıkla terennüm etmiştir. Bu terennümleri onun edebi yaratıcılığının şaheseri sayılan “Hamse”lerinde, sonradan beşlik adını almış eser külliyyatında gösterilmiştir. Bu külliyyata dahil olan eserlere odaklanalım.
İlk eser 1174-yılında yazılmış “Mahzenü’l – Esrâr”, diğer bir adıyla bilinen “Sırlar hazinesi” eseridir. Bu eser şairin toplumsal-felsefi görüşlerini aks etdiren kıymetli sanat eseri gibi bu gün de merakla okunuyor. Poemada (manzum hikayede) değinen meseleler çoktur, lakin şair neden bahsederse etsin toplumsal adalet fikrini, insan onurunun yüceliğini, emeye, bilime, sanata hürmet hissini ön plana çıkarmıştır. Poemada bulunan iyirmi makâlatda (sohbet) bu meselelere hususiyle önem verilir. Bu makâlatların içeriği ile sesleşen yirmi hikayede ise şair, okuyucusunun dikkatini ibretlik hadislere çeker, ve onu düşünmeye, sonuç çıkartmaya yöneltir. Nizami eserlerinde yalnızca bunaları göstermiyor, aynı zamanda sözün değerini, kıymetini okuyucusuna öğretiyordu. Nizami söze o kadar değer veriyordu ki, neredeyse “kelime nedir?” sorusu daima onu düşündürmüş ve ilgilendirmiştir.
Şairinin fikrince söz rengi olmayan, göze görünmeyen soyut bir kavramdır ve onu tarif etmek mümkün değildir.
Yok zerre rengi, bakmak kendi nişanına,
Dil acizdir söylemeye tarif sözün nişanına.
Nizamiye göre, söz en kıymetli şey sayılıyordu. O kadar kıymetliydi ki, “Sırlar hazinesi” eserinde bulunan parçada bunu açık şekilde göre biliriz. O kısmı örnek olarak sizeler için yazıyorum.
Kalem bu hayatta kalarak ilk kez.
Sözden yazdı, dikkatle baksan birinci harfe.
Sadece sözle kazandı evren bu şöhreti,
Bir bu kadar dediler, azalmadı değeri.
Taçlar taç sahibi sanmışlar sözü ancak,
Bazı tefsir etmiş onu bir başka sayalım.
Sözün yanında gümüş topraktır, sadece toprak.
Altın ne köpektir? Altın adıdır ancak.
Bu mısralarda görüldüğü gibi, şair söz karşısında altın ve gümüşü değersiz bir şey gibi düşünüyor, sözü taçlar karşısında taç sahibi, evrene şöhret getiren, her şeyin ilgi ve sonu hesap ederek gösteriyor ki, onun değeri hiç bir zaman azalmıyor.
Şimdi şairin ikinci eseri və 1181-yılında yazılmış olan “Hüsrev ve Şirin” eseridir. Sasani hükümdarı olan Hüsrev-i Perviz və Azerbaycan güzeli olan Şirinin sevgisiyle bağlı olan efsane ve rivayetleri dikkatle öğrenen, farklı membalardakı yarım kalmış malumatları sabırla toplayıp tahlil eden büyük şairimiz bu vesileyle ölmez sanat eseri yaratmıştır. Bu eseri sadece sevgi destanı adlandırmak doğru değil. Çünki, devrin toplumsal, siyasi problemleri, ahlaki – etik kayideleri eserde göz önünde bulundurulmuştur. Devletin akılla ve adaletle idare edilmesi, kadın liyakatini yüceliğine, temiz ahlak, insan kudretine inam, sanat ve sanatçıya muhabbeti eser boyu okuyuncuya göstermiştir. Nizami bunların hepsini bize Hüsrev karakteri sayesinde okuyucuya öğretmeye ve başarmış bir şairdir. Hüsrev karakteri güzeller-güzeli Şirini çok sevse de hükümdarlık qururu onun ciddi yanlışlar yapmasına neden olmuştu. Şirinin ona olan sevgisi onu hemen değiştirmiyor, çünki aslında bu hemen mümkün olan bir şey değildi. Şirinin dönmez iradesi, akıllı davranışları, bu qururlu hükümdarı aniden değil, yavaş-yavaş değiştirmeye nail olmuştu. Hüsrevin tabiatında olan kusurların aradan kalkması için her azap-eziyyete katlaşan Şirin karakteri Nizami Gencevinin en sevdiği kadın karakteridir.
“Leyla ile Mecnun” eseri şairin üçüncü poemasıdır və 1188-yılıda kaleme alınmıştır. Arap efsanesi esasında yazılmış olan bu eser şairin kendi döneminin bir sıra mühim problemlerine münasebet bildirmeye imkan vermişti. Nizami bu eserinde de ananesine sadık kalarak sevgi mevzusuna yine kullanmıştır. Onun döneminde insanlarl elhusus kadınları köle vaziyyetine salan adetler, kanunlar güçlü olsa da eserin kahramanları olan Leyla ile Mecnun bunlara boyun eymeyen gençlerdir. Bu akıllı, zekalı ve dönemin kanunlarına boyun eymeyen gençler hem toplum tarafından dışlanmaya, hem de bazı yakınları tarafından anlaşılmamaya maruz kalmıştırlar. Onların aşkı örnek bir aşk hikayesi gibi günümüzde de değerlendirilmiştir.
“Yedi güzel” eseri hakkında bir özet geçelim. Bu eser hamse külliyatına dahil olan dördüncü eserdir. Bu eser 1197-yılında kaleme alınmıştır. Bu esede de diğer eserlerde olduğu gibi toplumsal konulara insan hayatının tasvirine değinmiştir . Bunlarla bərabər ülke nasıl idare olunmalı ülkede her kes için eşit olan adaletin nasıl olması gerektiğini açık bir şekilde öğretiyordu bu eser sayesinde. Hem de bu hikayede yedi güzelin konuştuğu hikayeler mevcuttur. Bu hikayelerin hemen hepsinde iyilik ve kötülüğün savaşları yer alır. Burada galibiyyet kazanan taraf her zaman iyilik olmuştur.
Şimdi ise dahi şairimizin yazdığı son eser olan ve 1203-yılında tamamlanmış “İskendername” eserine bakalım. Bu eser iki bölümden ibaret olan bir eserdir. İlk bölümü “Şerefname” adıyla bilinir. Bu bölümde Makedoniyalı İskenderin yaptığı iyilikler, savaşlar hususiyle de İran şahı olan Darayla olan savaşları gösterilir. O her zaman adaletin və dürüstlüğün tarafında olan hükümdar olmuştur. Örneğin onun adaletli və saygın bir hükümdar olduğunun kanıtı İranla olan savaşda Daranı mağlup eder. Ama Dara yaşlı olduğu için onu öldürmez ona saygı duyar. İran memleketine geldiği zaman İran tahtına oturur, buna rağmen yaşlı Daraya olan saygınlığını hiç bir zaman kayb etmez. İranda olurken Daranın kızı olan Rûşenekle evleniyor. Bir az zaman geçdikden sonra İskenderin yanına Daranın iki serkerdesi geliyor. Onların adı Bess və Nabarzan adlı şahıslardır. Bu adamlar ona Daranı zehirleyerek öldürdüklerini və İskenderin tarafına geçmek istediklerini söylediler. Onları dikkatla dinleyen İskender onlara hiç beklenmedik bir ceza verir. Bu iki adamı idam etdiriyor. İdam etdirmeden önce İskender onlara: “Hükümdar Daranın bile güvendiği iki insan ona hainlik yaptıysa, bana da aynısını yapar.” Diyerek idam emrini verir. Şimdi bu eserin ikinci bölümü hakkında bir kaç şey söyleyeyim. Bu bölümün adı “İkbalname” adıyla bilinir. Bu kısımda insan, insanın toplumdakı yeri və vazifesi hakkında şairin ilmi-felsefi düşüncelrini aks etdirmiştir.
SONUÇ : Özetlemek gerekirse, 12. Yüzyıl Doğu edebiyatının en büyük mimarlarından biri olan Nizami Gencevi, geride bıraktığı devasa mirasla sadece kendi çağını değil, yüzyıllar sonrasını bile şekillendirmeyi başarmış evrensel bir değerdir. Eserlerinde estetik ve edebi mükemmelliği, derin felsefi düşüncelerle harmanlayan Gencevi, insanı, aşkı, adaleti ve bilgeliği merkeze alan zamansız bir edebi ekol yaratmıştır.Onun şiir dilinde kurduğu muazzam yapı ve insan ruhuna dokunan evrensel mesajlar, Gencevi’yi sadece Doğu dünyasının değil, tüm insanlığın ortak kültür mirasının en önemli figürlerinden biri haline getirmektedir. Sonuç olarak Nizami Gencevi kalemiyle inşa ettiği edebi abideyle dünya edebiyat tarihindeki sarsılmaz ve öncü yerini bu gün de korumaya devam etmektedir.
KAYNAKLAR.
1.Mehmet Emin Resulzadenin “Azerbaycan Şairi-Nizami” eseri. BAKÜ 2011.
2.Halil Rıza Ulutürkün “Nizami” adlı kitabı. BAKÜ 2011.
3.Nizami Gencevi “Sırlar hazinesi”
4.Nizami Gencevi hakkında “Söz değeri” adlı makale.
