FUAT YILMAZ:BİR YILDIZIN PEŞİNDE

BİR YILDIZIN PEŞİNDE
Abdurrahman es-Sûfî ve Gökyüzünün Haritası
GİRİŞ
İnsanlık tarihinin en eski sorularından biri gökyüzüne bakmakla başladı.
Gece olduğunda başımızı kaldırdığımızda gördüğümüz yıldızlar, yalnızca uzak gök cisimleri
değildi. İnsanlar onları yön bulmak, zamanı hesaplamak, mevsimleri anlamak ve evrendeki
yerlerini kavramak için izlediler.
Fakat gökyüzünü izlemek ile gökyüzünü sistemli biçimde incelemek arasında büyük bir fark
vardır.
Astronomi tarihi, bu farkın nasıl ortaya çıktığının hikâyesidir.
Bu hikâyede 10. yüzyılda yaşamış İranlı astronom Abdurrahman es-Sûfî özel bir yere
sahiptir. Rey’de 903 yılında doğan ve 986 yılında Şiraz’da vefat eden es-Sûfî, özellikle sabit
yıldızların incelenmesi ve yıldız kataloglarının hazırlanması alanındaki çalışmalarıyla
tanınmıştır.
Onun en önemli eseri olan Kitâbü Ṣuveri’l-kevâkibi’s-sâbite, yani “Sabit Yıldızların Suretleri
Kitabı”, yalnızca bir yıldız listesi değildir.
Bu eser, gökyüzünün haritalandırılması, yıldızların sınıflandırılması, gözlemlerin
kaydedilmesi ve astronomik bilginin sonraki nesillere aktarılması açısından önemli bir dönüm
noktasıdır.
ES-SÛFÎ’NİN HAYATI VE İLMÎ ÇEVRESİ
Abdurrahman es-Sûfî’nin yaşadığı 10. yüzyıl, İslam dünyasında astronomi çalışmalarının
farklı merkezlerde geliştiği bir dönemdi.
Bağdat, Rey, Şiraz, İsfahan ve diğer ilim merkezlerinde matematik ve astronomi üzerine
çalışmalar yürütülüyor; önceki dönemlerden aktarılan eserler yeniden okunuyor,
hesaplamalar karşılaştırılıyor ve gökyüzüne ilişkin bilgiler geliştiriliyordu.
Es-Sûfî de bu ilim çevresinin önemli astronomlarından biri olarak yetişti.
Kaynaklar onun özellikle Büveyhî hükümdarlarıyla yakın ilişki içerisinde bulunduğunu ve
Adudüddevle dönemindeki ilmî çevrede yer aldığını göstermektedir. Kendi ifadelerinden
hareketle Dînever ve İsfahan gibi merkezlere yaptığı ziyaretler de bilinmektedir.
Bu durum bize önemli bir noktayı gösterir:
Ortaçağ astronomisi yalnızca tek bir şehirde veya tek bir rasathanede ortaya çıkan bir
faaliyet değildi.
Bilgi, âlimlerin seyahatleri, kitapların dolaşımı, öğrenciler, hükümdar himayesi ve farklı
şehirlerdeki ilim çevreleri aracılığıyla hareket ediyordu.
Es-Sûfî’nin çalışmaları da böyle geniş bir bilgi dünyasının içerisinde şekillendi.
BATLAMYUS’TAN ES-SÛFÎ’YE
Es-Sûfî’nin astronomi tarihindeki önemini anlayabilmek için kendisinden önceki en önemli
kaynaklardan biri olan Batlamyus’un Almagest adlı eserine bakmak gerekir.
Batlamyus, yıldızların konumlarını ve takımyıldızları sistemli biçimde ele alan kapsamlı bir
astronomi geleneğinin en önemli temsilcilerinden biriydi.
Es-Sûfî’nin yaptığı şey ise bu mirası yalnızca aktarmak değildi.
O, Batlamyus’un yıldız kataloğunu Arapça astronomi geleneği içerisinde yeniden ele aldı.
Yıldızların konumlarını, parlaklıklarını ve renklerine ilişkin bilgileri değerlendirdi; aynı
zamanda Arapların geleneksel yıldız adlarını ve gökyüzü tasvirlerini bilimsel astronomi
geleneğiyle bir araya getirdi.
Bu nedenle es-Sûfî’nin eseri basit bir tercüme olarak değerlendirilemez.
Burada önemli olan, önceki bilgilerin alınması ve yeni gözlemlerle yeniden
değerlendirilmesidir.
Bilim tarihinin en önemli özelliklerinden biri de budur:
Bilgi yalnızca korunmaz.
Bilgi sorgulanır, karşılaştırılır, düzeltilir ve yeniden üretilir.
KİTÂBÜ SUVERİ’L-KEVÂKİBİ’S-SÂBİTE
Es-Sûfî’nin en önemli eseri Kitâbü Ṣuveri’l-kevâkibi’s-sâbite’dir.
Eser yaklaşık 964-965 yıllarında şekillenmiş olup 48 takımyıldızı ele alır. Bu takımyıldızlar,
dönemin astronomi anlayışına göre ayrıntılı biçimde tanımlanmış ve resimlerle gösterilmiştir.
Kitabın en dikkat çekici özelliklerinden biri, takımyıldızların iki farklı bakış açısından
gösterilmesidir.
Bir tasvir gökyüzünde görülen görünümü esas alırken, diğer tasvir gök küresi üzerinden
bakıldığında ortaya çıkan görünümü gösterir.
Bu ayrıntı ilk bakışta yalnızca sanatsal bir özellik gibi görünebilir.
Oysa burada bilimsel düşünce ile görsel anlatımın birbirini tamamladığı görülür.
Bir yıldızın katalogda yalnızca adının verilmesi yeterli değildir.
Onun hangi takımyıldız içerisinde bulunduğu, gökyüzündeki konumu, diğer yıldızlarla ilişkisi
ve parlaklığı gibi özelliklerinin de kaydedilmesi gerekir.
Es-Sûfî’nin eseri tam olarak böyle bir bilgi düzeni oluşturmuştur.
YILDIZ KATALOĞU VE GÖZLEM
Es-Sûfî’nin çalışmalarının en önemli yönlerinden biri yıldızların konumlarına ilişkin bilgileri
sistemli biçimde kaydetmesidir.
Eserde yıldızların konumları, parlaklıkları ve bazı durumlarda renkleriyle ilgili bilgiler
bulunmaktadır.
Yıldızlar takımyıldızlara göre sınıflandırılmış, her yıldız için çeşitli astronomik bilgiler
verilmiştir.
Bu yaklaşım, gökyüzünün yalnızca seyredilen bir alan olmaktan çıkarılıp ölçülebilen ve kayıt
altına alınabilen bir araştırma alanına dönüşmesini gösterir.
Es-Sûfî ayrıca Batlamyus’un verdiği değerleri kendi döneminin gözlem şartlarıyla
karşılaştırmış ve yıldızların konumlarında zaman içerisinde meydana gelen değişimleri
hesaba katmaya çalışmıştır.
Burada astronomi açısından önemli bir mesele ortaya çıkar:
Gökyüzü sabit görünse bile insanın yıldızlara ilişkin ölçümleri zamana bağlı olarak
değişebilir.
Bu nedenle eski katalogların yeni gözlemlerle karşılaştırılması gerekir.
Es-Sûfî’nin yaptığı çalışmalar, astronominin yalnızca eski tabloları kopyalamaktan ibaret
olmadığını; gözlem, hesaplama ve karşılaştırma süreçlerini birlikte gerektirdiğini
göstermektedir.
TAKIMYILDIZ TASVİRLERİ VE YAZMA ESER GELENEĞİ
Es-Sûfî’nin kitabını benzersiz kılan özelliklerden biri de astronomi ile kitap sanatının
birleşmesidir.
Takımyıldızların resimleri, yıldızların konumlarını anlatan tablolarla birlikte verilmiştir.
Bu nedenle eserin günümüze ulaşan nüshaları yalnızca bilim tarihi açısından değil, yazma
eser sanatı açısından da büyük önem taşımaktadır.
Bugün dünyanın farklı kütüphanelerinde eserin çeşitli nüshaları bulunmaktadır.
Örneğin Paris’teki Bibliothèque nationale de France koleksiyonunda bulunan Arabe 5036
numaralı nüsha, 1430-1440 yıllarında Semerkant’ta istinsah edilmiş 247 yapraklık önemli bir
örnektir.
Bu nüshada takımyıldız tasvirleri, yıldız tabloları ve astronomik bilgiler bir arada görülür.
Benzer şekilde Oxford Bodleian Library’de bulunan Huntington 212 numaralı yazma, 1170
tarihli bir Kitâb Ṣuveri’l-kevâkibi’s-sâbite nüshası olarak kayıtlıdır.
Daha erken tarihli nüshalardan biri de bugün Doha’daki Museum of Islamic Art
koleksiyonunda bulunan 1125 tarihli yazmadır.
Bu örnekler bize yalnızca es-Sûfî’nin kitabının varlığını değil, aynı zamanda kitabın yüzyıllar
boyunca nasıl çoğaltıldığını ve farklı coğrafyalara nasıl taşındığını da gösterir.
BİR KİTAP NASIL YAŞAR?
Bir bilim insanının hayatı birkaç on yıl sürebilir.
Fakat yazdığı kitap, başka bir insan tarafından kopyalandığı sürece onun ömrünü aşabilir.
Es-Sûfî’nin eserinin tarihindeki en dikkat çekici noktalardan biri de budur.
İlk nüsha kaybolmuş olabilir.
Fakat eser ortadan kaybolmamıştır.
Başka nüshalar hazırlanmış, başka şehirlerde yeniden yazılmış, farklı dönemlerde yeni
sanatçılar tarafından resimlendirilmiş ve astronomlar tarafından okunmaya devam edilmiştir.
Böylece 10. yüzyılda hazırlanan bir astronomi çalışması, 12. yüzyılda Musul’da, 15. yüzyılda
Semerkant’ta ve daha sonraki yüzyıllarda farklı merkezlerde yeniden karşımıza çıkmıştır.
Bu durum yazma eserlerin neden yalnızca eski kitaplar olmadığını gösterir.
Bir yazma eser aynı zamanda bir bilgi zinciridir.
Bir nüshayı yazan müstensih vardır.
Onu okuyan bir öğrenci vardır.
Üzerine not düşen bir âlim vardır.
Başka bir şehirde onu kopyalayan başka bir insan vardır.
Yüzyıllar sonra o nüshayı bir kütüphanenin rafında bulan araştırmacı vardır.
Böylece bilgi, insan ömrünü aşarak yaşamaya devam eder.
ES-SÛFÎ’NİN SONRAKİ ASIRLARA ETKİSİ
Es-Sûfî’nin yıldızlara ilişkin çalışmaları İslam dünyasında uzun süre etkili olmuş, daha
sonraki astronomi ve kozmografya çalışmalarında kullanılmıştır.
Eserin farklı dillerdeki nüshalarının bulunması, bu bilgi mirasının yalnızca tek bir coğrafyayla
sınırlı kalmadığını göstermektedir.
Daha sonraki dönemlerde es-Sûfî’nin yıldız adlandırmaları ve takımyıldızlara ilişkin
terminolojisi de önemini korumuştur.
Bugün modern astronomide kullanılan bazı yıldız adlarının Arapça kökenleri taşıması,
Ortaçağ İslam astronomisinin gökyüzü terminolojisine bıraktığı mirasın izlerinden biridir.
Ancak es-Sûfî’nin asıl önemi yalnızca birkaç yıldız adının günümüze ulaşmış olmasında
aranamaz.
Onun daha büyük mirası, gökyüzünün gözlem, ölçüm, sınıflandırma ve kayıt yoluyla
anlaşılabileceğini gösteren astronomi geleneğinin bir parçası olmasıdır.
SONUÇ
Abdurrahman es-Sûfî’nin hikâyesi yalnızca geçmişte yaşamış bir astronomun hikâyesi
değildir.
Aynı zamanda bilginin nasıl üretildiğinin ve nasıl korunduğunun hikâyesidir.
O, kendisinden önceki astronomların çalışmalarını okudu.
Onları kendi döneminin bilgisiyle karşılaştırdı.
Gözlemler yaptı.
Yıldızları sınıflandırdı.
Takımyıldızları resimlerle gösterdi.
Ve bütün bu bilgileri bir kitap içerisinde gelecek nesillere bıraktı.
Bugün onun eserinin farklı nüshaları dünyanın çeşitli kütüphanelerinde yaşamaya devam
ediyor.
Bu nüshalara baktığımızda yalnızca yıldızların isimlerini veya eski astronomların hesaplarını
görmüyoruz.
Bir medeniyetin bilgiye nasıl yaklaştığını da görüyoruz.
Belki de es-Sûfî’nin bize bıraktığı en önemli ders budur:
Gökyüzüne bakmak merakla başlar.
Fakat bilime dönüşmesi için merakın yanında sabır, ölçüm, kayıt ve sorgulama gerekir.
Bir yıldızın ışığı bize ulaşması için yüzyıllar geçebilir.
Bir kitabın da insanlığa ulaşması için bazen yüzyıllar boyunca korunması gerekir.
Es-Sûfî’nin yıldızları bugün hâlâ gökyüzünde.
Onun kitabı ise hâlâ kütüphanelerde.
Biri gökyüzünde, diğeri sayfalarda yaşamaya devam ediyor.
Ve ikisi de aynı soruyu yeniden soruyor:
İnsan, evrendeki yerini anlamak için daha ne kadar uzağa bakabilir?
YAZAR
Fuat Yılmaz

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir