GAMZE TÜRKİSTANLI: BİR SONRA Kİ İSTASYON

BİR SONRA Kİ İSTASYON

-ORTAK RENK-

     İstanbul metrosu. Birbirine çarpan aceleci nefesler, bir boşalıp bir dolan kimliksiz koltuklar… Ardı ardına geçen ve rollerini iyice ezberlemiş şu saatler, kendi etrafında dönerken insanların da başını döndürüyorlar. Bir saniyenin bile üzüntüye ya da tebessüme sebep olduğu kanısı yerleşmiş gibiydi insanlara. Treni kaçırmak, yapayalnız bir adada tek başına hissetmek gibiyken, son anda kendini trene atmak ise büyük bir zaferdi. Her istasyon bekleme salonu sanki. Gelenler, gidenler arasına karışıyor, yaşam ise kısır döngüden başka bir şey olmuyordu. Yine yalancı gülüşler içinde açan güneşin sahte sıcaklığını esir almış bir havada, Pendik’ten Kadıköy’e gidiyordum.

Adını anımsamadığım bir istasyonda, neşeli sesleri ile üç kız çocuğu ve annesi binmişlerdi. Yaşları farklı bu çocukların annesi bir yer bulup oturmuştu. En küçüğü ve ortanca kız kardeşler, bu şehrin yabancı simalarından kaçar gibi annelerinin kucağına sığınmışlardı. Boşalan bir koltuğa oturup, oyunun kazananı gibi heyecanlanan en büyük kız çocuğu, her şeye rağmen sevinen gözlerle bakıyordu ortalığa. Yere değmeyen küçük ayaklarını bazen sallıyor, camdan yansıyan görüntüsüne bakıyordu. Yüze de şekilden şekle giriyordu üstelik. Mimikleri tiyatro sanatçılarını aratmıyordu doğrusu. Kızgın, şaşkın, üzgün, sevinçli haller. Günümü güzelleştirip gülümseten bu çocuk hangi ruh halindeydi?

Rüzgârda dağılan saçlarını, kırışmış yumuşak bir kumaşı toplarcasına bir hamlede düzeltti. Kahverengi gözleri, kendinden neredeyse iki beden büyük montuyla aynı renkteydi. Neden kırmızı ya da beyaz değildi ki. Minik bedenine geniş gelen kapüşonlu mont ona da ait değildi zaten. O zaman neden? Sorum çıplak ortada öylece kalakalmıştı. Benim ise kareli, siyah-kırmızı renkli montum ve köşesinde kırmızı çiçek işlemeli berem vardı. Hepsini saklamak istercesine utandım. O çocuktu ve kırmızı en çok ona yakışırdı. O beyaz teninin soğuktan kızarmış burnu ile montumun rengi aynıydı, tek ortak noktamız buydu. Ya o çorapsız spor ayakkabısının içinde üşüdüğünü düşündüğüm ayakları… Onlar üşümüyor muydu? Donuk bakışlar gibi üşüyordu. İç titreten acıma duygusu gibi üşüyordu. İnsanların vicdanı gibi üşüyordu. Üşüyordu işte! Serin ve hatırı sayılı bir soğuğu vardı bu Yeditepeli şehrin. Dolup boşalan trende, küçük kız yanına oturanlara bakıyordu. İstanbul beyefendisi lakabını kullanabileceğim yaşlıca bir adam, koltuğa yavaşça oturdu. Bastonunu öne alıp hayata tutunuyordu anlaşılan

Çocuğun beyaz teni gibi, adamın da yılların ona bırakmış olduğu bembeyaz saçları, tek ortak noktalarıydı. Mavi gözlerini kısarak gözlükleri ile ineceği istasyona bakarken trenin durması ile indi ve uzaklaştı. Anonslar istasyonları hatırlatıyordu, birazda insanlığı hatırlatan cümleler kurulsaydı keşke. Sonra uzun boylu incecik bir delikanlı oturdu sakince ve elindeki kitabı okumaya başladı. Kitabın sayfaları beyazdı, çocuğun düşleri gibi. Tek ortak nokta buydu. Genç delikanlı inerken kız çocuğunun gülümsemesine kayıtsız kalamadı ve tebessüm ederek ona karşılık verdi. Bir süre yanı boş kaldı, çocuğun umutları gibi. İstasyonlarda inenler çoğalıyor, tren, üstünden bir yük atmışçasına rahatlıyordu

Camdan yansıyan görüntüsü onu sevindirmiş olacak ki gözlerini camdan alamıyordu. Bir sonraki istasyon Ayrılık Çeşmesi idi. Anonsla beraber en büyük kız, kardeşleri ve annesi ile ayağa kalkıp trenin durmasını bekliyorlardı. Tam o sırada bakışlarımız kesişti ve ben gülümsedim. O da tebessüm etti. Sonra yüzümü çevirerek gidişiyle yalnızlaşan kalbim ve ben baş başa kaldık. Beklemiş çay tadındaydı şehir. Tren durdu ve diğer yolcularla indiler.

Boşuna ayrılık dememişler. Küçük kızın kalktığı yere hüzün çöreklenmiş oturmuştu hemen. Camdan yansıyan küçük görüntüsü sis gibi dağıldı. Nereye gidiyorlardı, nerede kalacak, nasıl hayal kuracaktı? İstemsiz dönüp baktığımda küçük kız da bakıp bana el sallıyordu, içimdeki bütün masalları da alıp gitti, kahramanları da…

Gamze Türkistanlı

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir