Dikiz Aynasındaki Siluet
Sevgiye ulaşmanın yolu inanmaktan mı geçer, yoksa sonucu düşünmeden yola atlamakta mıdır marifet? Gecenin kanatlarına tutunarak beklediği ruhun peşinden koşmak yorar mı insanı? İkimiz de yorulursak eğer, birbirimizin kalbine yaslanarak dinlenebilecek miyiz?
Ben de sonucunu düşünmeden atladım yola; peşinden koştum ve yetiştim sana. Yan yana şeritlerde dinleniyorduk. Kalbim kalbine yaslanmak istediğinde sana yeşil yanmıştı, bense hâlâ kırmızı ışıkta bekliyordum… Sen yolunda ilerlerken ben sana yeniden yetişmek için şerit değiştirmeye çalışıyordum; sen ise bir kere bile arkana bakmadan uzaklaşıyordun.
Yeşil ışık bana yandığında, sana yetişmek için yeniden koşmaya başladım. Gözüm hiçbir şeyi görmeden, geçtiğin her şeride atladım. Hayat yolculuğunda değiştirdiğin şeritleri takip etmekten yorulmuştum; yalnızdım ve üşüyordum. Ne yüzümü yakan rüzgârdı beni üşüten ne de ağlayan yağmurlar… Senin arkanda bıraktığın o toz ve duman üşütüyordu beni, ruhumu… Ve sen, bunu hiçbir zaman anlamadın.
Önümü görmeden ilerlediğim bu yolda, en sert dönemeçlerde bile yavaşlamak gelmedi aklıma. Çünkü sadece sana ulaşmak istiyordum. Sana ulaşmak, ısınmak ve dinlenmek… Hatta tüm manzarayı birlikte izleyerek, yavaş yavaş ilerlemek istiyordum bu yolculukta. Ama sen farklı şeritlerdeki maceralarla öylesine meşguldün ki beni görmek istemedin; sana yetişmem için bir an olsun yavaşlamadın.
Arkana bile bakmadan ilerledin. Ben uçurumları göze alarak koştum arkandan ama yetişemedim; yetişmeme izin vermedin.
Sen patikalardan yeni yollara saparken ben, kalbin kadar sert kayalara çarparak durmak zorunda kaldım.
Ve kimse görmedi enkazımı. Sen arkana bile bakmadın; bense senin dikiz aynanda yaralı bir siluet olarak kaldım…
