GİZEM GÖKMEN:Sararmış Fotoğraflar

Sararmış Fotoğraflar

Kim bilir kaç insanın dokunduğu, sayfalarını çevirdiği ve okurken hayaller kurduğu çok eski bir kitabın kelimeleri arasında unutulmuş bir fotoğraf buldum. Yabancı bir insan bakıyor bana o kâğıt parçasından. Gözlerimi kaçırmadan uzun bir süre seyrediyorum fotoğrafı. Kim bilir kimdi bu insan; neler yaşamıştı, neler görmüştü ve hâlâ yaşıyor mu? Acemi biçimde çekilmiş sararmış bir fotoğraf ve tam kalbinde gözlerinin içi gülen, gösterişten uzak, günlük haliyle bir portre… Kenarı yanmış o karenin içinden gülümseyerek bakıyor. Yaşadığı dönemin güzelliğini mi anlatmak istiyor, yoksa geleceğe umutla ve mutlulukla baktığını mı?

Çekimin özelliğinden olsa gerek, fotoğrafın içinden sararmış bir yaşanmışlık kokusu yayılıyor. Öyle sıcak, öyle samimi ki… Bakan insanın fotoğrafın içine girerek o ana gitme isteği uyanıyor. Samimi hisler, mutlu anlar, bir arada yaşanan hayatlar… Ne ararsan var bu karede. Kenarda, fotoğrafı aceleyle çeken insanın parmak izi bile “Ben de buradayım,” diyor. Arka planda kendisini gösteren eşyalar bile fotoğrafa bakanlara birer anı anlatıyor. Acılar bile samimi ve dost canlısı… En azından bir hüznü bile tek başına geçirmediğini çok güzel özetliyor o kare. İşte bu çerçevenin içinde yaşayan hikâye insanı mutlu ediyor ve geçmişe duyulan özlemi artırıyor. Bu yüzden kıyamayız bazı fotoğraflara; özellikle de samimice çekilmiş, rengi sararmış olanlara. Ben fotoğraftaki gülen kişi olsaydım, geleceği hiç merak etmeden o zamanda saklanıp kalmak isterdim. Yitirdiğimiz tüm hisler ve duygular tam da o anda hâlâ nefes alıyor; bu zamana gelmek istemiyorlar ve o kadar haklılar ki… Samimi duygularla sarmalanmış o anlar, ağız dolusu kahkahalar eşliğinde geçen saatler, zamanın insanları acımasızca yönetmediği o güzel günler… İşte hepsi, sadece sararmış bir fotoğraf karesinde kalan anlar.

Pencerenin kenarından dışarıyı izlerken bir müddet düşündüm. Zaman içinde ne değişti de hayatı doyasıya yaşadığımız o günleri ardımızda bırakıp yaşamın kölesi olduk? Artık zaman bizi ve ruhumuzu yönetiyor. Bir yere geç kalma lüksümüz olamaz, hatta olmamalı… Ama o zamanlar öyle miydi? Samimi dostluklar, birlikte geçirilen anlar bile bu hızın içerisinde kayboldu. Sahi, en son ne zaman karşı komşumuzun kapısını çalıp bir “merhaba” dedik? Hâl hatır sormaya veya birinden yardım istemeye zamanımız yok; üstelik artık yabancı bir insana güvenmiyoruz bile. İşte bu yüzden o sararmış fotoğraftan bize bakan zamanları özlüyoruz. Sevdiklerimizi, sohbetlerimizi çok özlüyoruz. Sıkışıp kalan fotoğraf karesi içindeki o gülen gözleri özlüyoruz. Çünkü artık gözler de gülmüyor…

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir