Bir masal kitabının içinde yaşıyordum ben. Etrafım olabildiğince sisli ve karmaşıktı; ortalıkta bir sürü duygu uçuşuyordu. Hayatı bazen kahve kokusunun derin dumanından izler, bazen de bu sayfaların arkasına gizlenirdim. İçinde nefes aldığım bu büyük masal kitabı, sonunda pembe rüyaların yer aldığı prenses masallarından çok daha fazlasını barındırıyordu. Canlıydı; kelimeleri karmaşık, konuları sürekli değişen bir yapısı vardı.
Her masalın sonu, kitabı okuyanın hayatına ya da kurduğu hayallere göre şekillenirdi. Kitabı eline alan kişinin ruhunu okur, duymak istediklerini bulması için kelimelerin yerlerini değiştirirdim. Bu yüzden herkes sayfalarda kendinden bir anı yakalardı. Hikâye sonunda istedikleri gibi bittiği için mutlu olur ve kitaba özen gösterirlerdi. İnsanların kitapların arasına saklanma sebebi de buydu zaten: Acılardan kaçmak ve uzaklaşmak… Ben de konusu ve sonu okuyana göre değişen bu kitabın kalbindeydim. Kitabıma önce ruhlar dokunurdu, sonra bedenler…
Kapak her açıldığında kelimeler harekete geçer, okuyanın aradığı cevapları ve mutluluğu ona sunardı. Kimi zaman kitabım hiç açılmaz, kimse okumak için yanaşmazdı. Ancak bir süre sonra kendilerini ikna edip sayfaları çevirdiklerinde mucizeler başlardı. Sonrasında gülen yüzlerle ve tatmin edici cevaplarla yeni bir yaşama “merhaba” derlerdi. Onlar mutlu oldukça kitabımın sayfaları çoğalır, birbirinden güzel masallar anlatmaya devam ederdi. Eklenen her mutlu hikâyeyle kitabımın cildi daha çok parlar, böylece daha fazla insanın kendi öyküsünü yazmasına yardım ederdi.
Bir gün küçük bir kız çocuğu geldi. Kitaba doğru ilerledi ve onu eline almak için uzandı. Bu ağır gövdeyi minik ellerinin arasında tutmakta zorlanıyordu. Merakla kapağı açtı ve o an benimle göz göze geldi. Korkacağını zannetmiştim, ama korkmadı. İlk defa biri beni doğrudan görüyordu; şaşkındım. Beni fark eden tek kişi o küçük kızdı. Yere oturarak benimle konuşmaya başladı:
“Masalların çok güzel, bir sürü güzel masalın var senin.”
Sakin ve yumuşak bir sesle, “Evet,” dedim. “Kitabımda bir sürü masal birikti. En çok hangisini sevdin?”
Bana baktı, “Yazılmayanı,” dedi ve hemen ardından ekledi:
“Benim için güzel bir masal yazar mısın?”
