GİZEM GÖKMEN:YIRTIK ÇARIKLARIN ZAFERİ

Yırtık Çarıkların Zaferi

Toprak yollarda çetin bir mücadeleyle yükselen tozlar, ufku ve gökyüzünü kızıla boyamıştı. Barutun genzi yakan keskin kokusu ciğerlerimizi kavuruyordu; fakat o dumanın hemen ardında, genzimizi sızlatan bambaşka bir nefes vardı: Bulutların arasından süzülüp gelen, özgürlüğün ve umudun kokusu.

O gün orada ne münferit bir “ben” vardı ne de yabancı bir başkası… Sadece ve sadece “biz” dik. Bizi biz kılan, yan yana durduğumuzda omuzlarımıza binen o kederli ama sarsılmaz ortak yüktü. Büyük bir zaferin ilk adımlarını; tabanları aşınmış, bağları defalarca dikilmiş nasırlı çarıklarımızla atıyorduk. Yolların kırılamayan sivri taşları artık ayaklarımızı acıtmıyordu; aksine, altımızda şahlanan bir toprağın feryadına ve direnişine dokunuyormuşuz gibi hissettiriyordu.

Taşlı yamaçlarda patlayan acımasız çatışmaların gürültüsü kulakları yırtarcasına yankılanıyordu belki; ama bağrımızda tutuşan o suskun bekleyiş, fırtınanın sesini bastıracak kadar güçlüydü. Göğsümüzde yıllardır biriken vatan aşkı, sindiği karanlık kuytulardan çıkmaya ve küllerinden yeniden doğmaya hazırlanıyordu. Ufukta belirecek ilk şafak, bir milletin kaderinin üzerine çekilmek istenen o simsiyah perdeyi söküp atacaktı.

Ve o şafak, sadece karanlığı değil; çaresizliği de boğacaktı. Yıllardır yüreğimizde sakladığımız o kutsal yemin, her bir siperde yankılanan bir direniş çığlığına dönüştü. Ne üzerimize yağan mermiler ne de önümüzdeki uçurumlar durdurabilirdi bizi. Çünkü biz, toprağa düşen her damla teri, her bir damla kanı bağımsızlığın harcı kılmaya ant içmiş bir milletin evlatlarıydık.

Siperde dimdik duran Mehmet’in sırtındaki çamur, yanındaki Ali’nin gözlerinde hiç sönmeyen o kutsal ışık… Çarığımızın altından kayıp giden her bir çakıl taşı, toprağa düşen her damla alın teri; 30 Ağustos’un aydınlığına uzanan birer köprüydü. O gün ordular sadece ileriye atılmadı; bir halk, ayağındaki yırtık bağcıklar ve bükülmez iradesiyle tarihi baştan yazdı.

Ve o karanlık geceden 30 Ağustos’un aydınlığına uzanan her adım, Mustafa Kemal Atatürk’ün gözlerindeki o sönmeyen bağımsızlık meşalesini takip ediyordu.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir