Bir romanın rastgele bir sayfasından koparılmış bir alıntı gibiydim; göz ucuyla okunan, sayfaları hızla çevirenlerin fark etmeden geçip gittiği kısa bir satır… İçine nice özlemler, gerçekleşmemiş hayaller ve dilsiz keşkeler sığdırdığım, kendi kabuğuna çekilmiş kırık dökük bir sığınak. Sana ulaşana kadar, senin o sarsıcı varlığına çarpan dalgalarım durulana kadar kaç yabancı hayatın kenarından geçtim, kaç yabancı hikâyeye misafir oldum bilmiyorum. Dokunan her kalpte eski bir anıyı uyandırdım, değdiğim her hüzünde küçük bir mucize filizlendirdim. Bir tek senin o keskin, her şeyi gören ama beni teğet geçen bakışlarını aşamadım; oysa en çok senin dünyanda durulmak, en çok senin kıyına vuran bir cümle olmak istemiştim.
Şimdi, sessizliğin sokaklarında yürüdükçe daha net görüyorum: Biz seninle aynı kitabın farklı sayfalarında, birbirine arkasını dönmüş uzak satırlardayız. Araya ciltler, hiç tanımadığımız karakterlerin upuzun ve yorucu cümleleri, bitmek bilmeyen hikâyeler ve upuzun zamanlar girmiş. Sen kendi sayfanın beyazlığında kendi kaderini fısıldıyorsun dünyaya, ben kendi siyahımda kendi yalnızlığımı okutuyorum gelip geçenlere. Aynı hikâyenin içinde, aynı mürekkeple yazılmış olmamıza rağmen, birbirini hiç göremeyen iki ayrı satırlarız, sanki.
Yine de içimde bir yerlerde, kelimelerin o insanı teselli eden, zamanı ve mekânı büken büyüsüne inanmaktan vazgeçmiyorum. Birisi günün birinde, elinde eski bir kırgınlıkla bu kitabın sayfalarını karıştırırken, ikimizin hissini de ortak bir acıda yakalar da bu uzak satırların altını aynı kurşun kalemle çizerse ne olur? İşte o zaman, o kurşun kalbin izinde yeniden buluşuruz. Aynı çizginin, aynı vurgunun gölgesinde kesişir kaderimiz; upuzun sayfalar kısalır, mesafeler anlamını yitirir.
Ve diyelim ki kimse fark etmedi bizi ve o kendi halindeki yalnızlığımızla baş başa bıraktı. Bu hikâyenin sonu mutlak bir sessizliğe büründüğünde, yani o kalın kapak büyük bir gürültüyle tamamen kapandığında; sayfalar birbirine yaslanır. Işıklar söner, dünya kendi gürültüsünü de alıp köşesine çekilir. İşte o derin, loş karanlıkta, satır aralarında gizli kalan ne varsa hepsi özgürlüğüne kavuşur. Kitap kapanınca, sayfaların birbirine değen teninde, o gizli kelimeler sessizce buluşurlar. Biz o zaman kavuşuruz.
