Keşkenin Acımasızlığı
Keşke diye başlar bütün cümleler. Ne tatsız bir lokmadır keşke. Hem geçmişe bir sitemdir hem de geleceğe bir handikap. Cevabını bildiğimiz sorunun, hayıflanmasıdır. İnsan neden keşkelere sığınır ya dilinden eksik etmez? İnsan bir keşkeden mi ibarettir yoksa? O arzuladığı yaşamı kaçırmanın, o bildiği soruyu yanlış cevaplamanın pişmanlığı mıdır yoksa içten içe? Pişmanlık keşkeyi doğurur elbette.
Keşke önce zihnimize düşer, sonra gönlümüze, en son dilde yankı bulur. Sanki zihnimiz ile yüreğimiz bu ağır yükü taşımak istemez de, dilimizden dökülürse ferahlamış olur. Öyle değil midir sizce de? Hani içinizde tuttuğunuz sözcükler sıkışır kalır ya yüreğinizde, anlatınca huzur bulur. Bazen yükümüzü hafifletir, bazen de en ağır yükü sırtımıza yükler keşkeler.
Dilimizden her zaman bal misali sözcükler damlamaz ki. Bazen en olmadık yaralar açar. Dilin kemiği yok ki dursun. Dil, sözcüklerin ağırlığını tartsaydı ne gerek kalırdı keşkeye. Acımasızdır bu yüzden keşkenin dili. Geri dönülmez bir yol gibidir. Hayatım hep keşkelere sığmak ve sığınmakla geçti bu yüzden. İyikilerim kayboldu heybemden. Büyüdükçe anladım ki, hayat keşkelere sığacak kadar uzun değil. O yüzden ben artık keşkeleri değil iyikileri büyütüyorum sadece…
Gülnaz Okuyan
