Halise Aydoğdu: Öykü Turna

Gurbet, Halise için sadece kilometreler demek değildi; mutfaktaki sönük ışık, pencere kenarındaki yarım kalmış kitap ve genzinde bir türlü geçmeyen o nane kokulu hasretti. Bugün, İstanbul’un gri gökyüzüne bakarken kalbinin en derininde yine o ince sızı vardı. Elleri istemsizce telefonuna gitti ama arayamadı; Latife annesinin yorgun sesini duymak, ona şifa olamamanın ağırlığını bir kat daha artıracaktı. 

​Halise, çocukluğunun en güvenli limanını düşündü. Ne zaman dizleri kanasa ya da ruhu daralsa, annesinin “Latif” dokunuşuyla her şey iyileşirdi. Şimdi ise roller değişmişti. Annesi, o koca yürekli kadın, bir hasta yatağında şifa bekliyor; Halise ise başka bir şehrin, başka bir hayatın içinde camdan bir duvarın arkasında bekliyor gibi hissediyordu. 

​”Anne,” diye fısıldadı boşluğa doğru. “Sevgin, sırtımda taşıdığım en ağır ama en güzel yüküm.” 

​Gidip yanına oturamamak, alnından öpüp “Geçecek anne, ben geldim,” diyememek gurbetin en acı yüzüydü. Halise biliyordu ki, o gidemese de duaları ve kalbindeki o sonsuz sevgi her gece annesinin başucuna konuyordu. Aradaki yollar ne kadar uzarsa uzasın, Latife’nin kalbiyle Halise’nin özlemi aynı nefeste buluşmaya devam edecekti. 

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir