GÖZLERİMDEN ÖP BENİ
Hatırlar mısın annem, ceviz oyması sandığında en kadim hüzünleri saklardın.
Sandığın kapağını her açışında toprak damlı evimizin içerisine müthiş bir naftalin kokusu yayılırdı. Şimdi yastıklarda, yorganlarda ne zaman bu kokuyu duysam takvimlerden irtifa kaybediyor, zaman ve mekân ötesine düşüyorum anne.
Nedense naftalin kokusunu her özümseyişimde, mevsimlerden zemheri oluyor ve ben hep üşüyorum, hep üşüyorum. Ruhunu eleyip, varlığını göğe savuranlardan, öfkeyle şahlanan bir atın dörtnala koşması gibi semaya yükselenlerden birisi de sen ve babam olunca, bu naftalin kokusu daha ağır gelir oldu bana. Bizim türkümüzün güftesi naftalin konusunda yazılmıştır annem, ezgimiz o naftalin kokusunda duyulmuştur hep. Koşarken düştüğüm, düşüp te dizlerimi kanattığım günler geliyor aklıma. Mutlaka senin efsunlu nefesin değecekti yaralarıma. Ve o yaradan kum taneleri dökülecekti, senin o mübarek ellerin dokundukça.
Düştüğüm yer, kırk yerinden kırılacaktı, senin dilinden düştüğüm yere belalar okundukça.
Şehrin kenar bir mahallesinden, yokuş yukarı bir sokağın sonundaki o evden yazıyorum sana anne.
Ne tamamen yıkılmış, ne de tam anlamıyla ayakta evimiz. Yağmur yağdığında bizi yağmura küstüren o evde rutubetle cebelleşirdik hatırlar mısın? Yer yer dökülen sıvaların altından nazarını esirmeyen eski tuğlalar, maziyi fısıldayıp dururdu.
Tahtadan bir karyola bir de yanmaya gönlü olmayan sobamızın şahitliğinde ablamın masalları ile uyurdum. Bir evde bir ana varsa, latif bir boyun eğişi vardır kadının, canından can bildiklerine. Evladının yüreğinde tutsak bir gönlü vardır onun.
Şiirin kalbe dokunuşu gibi saçlarıma naiften bir el dokunur.
Bir evde bir ana varsa, o evde sevda yazılır, aşk okunur. Bir evde bir ana varsa, yanaklarımda dokunur yeryüzünün en nazenin busesi. Kevser ırmakları akar evimin orta yerinden ve gönül çeperlerimde yankı bulur su sesi. Sevginin yağmurları bir tek kadında bulutlanır. Cemre de düşer, dallar meyveye durur.
Mevsim hep bahar olur.
Üşümez âdem, bir evde bir ana varsa. Ben neden üşüyorum anne ? Hele bir muhabbet hırkasıyla bir ana evladını sarsa. Bir evde bir ana varsa şairimdir ben ozanımdır. Yüreğime damlamış taze bir mürekkep lekesiyle, muhtaçlığımla, mahcubiyetimle yazanımdır. Şimdi yüreğimde bıçak izleri anne. Heybemde sancılı bekleyişler.
Açılsa şu köhne kapı da göğsüne yaslansam. Gönlümün çorağına indirilen sağanaklarda ıslansam. Şimdi daha çok idrak ediyorum anne. Kutsal bir sevgiye kucak açıştı senin gölgen. Şimdi daha çok idrak ediyorum anne, bu kucak açışın incelik, emek ve dikkat gerektirdiğini. Özünde sabrı, merhameti, fedakârlığı, cömertliği barındıran ailenin, aynı zamanda ilahi bir müessese olduğunu.
Acıları saklı tutan eski bir tabakadaki küflü tütününü kâğıdına saran babamın, duvarda asılı duran kasketiymiş aile. Hasretle demlenen bir demlik çayın etrafında pervane olmakmış Sevgi bu kutlu dirliğin usaresiymiş, bizler de birer divanesiymişiz. Aile, bozkırın ortasında munis denizler bulabilmek ve rengârenk kayıkları yüzdürebilmekmiş o denizde anne.
Şimdi öylesine bakıyorum boş duvarlara.
Bir mucize bekliyor kırk yaşında çocuk gönlüm, bir keramet. Guzum diyecek birileri de ben duyacağım. Elimden tutup götürecek mahalle bakkalına babam beni. Akşam yine sütlü pilav pişireceksin yine bana.
Yine sobanın üzerinde ısıtacaksın o taşı. Yine sarıp sarmalayıp karnının üstüne koyacaksın. Böyle yıkacağız marazı, böyle bağlayacağız. Yine tek kanallı bir devrin acıklı Türk filmlerine cumartesi akşamları gelsin ağlayacağız.
Meğerse ağlamakmış mutluluk cumartesi akşamları. Mutluluk sütlü pilavın tadıymış. Tandır ekmeğinin kendisiymiş. Mutluluk duvara astığımız şahmeran, yılanların efendisiymiş.
Ve keşke bir kez daha sarılabilseydim sana anne, sen o mübarek Fatma Kadın’a. Mutlak bir hicran karşısında inadı inadına. Bir kez daha yıkayabilseydim ayaklarını babamın. Bir kez daha bakabilseydim gözlerine. Onun gibi olabilseydim keşke. Zaman babamın cebindeki köstekli saatte şaşırtan bir akışla geçen zamandı.
Ve hiç kurmasaydım o saati, zaman orda durabilseydi. Ya da babam gelip durmuş bir zaman için o köstekli saatini şimdi kurabilseydi. İnkârı yok özledim anne. Hep seni, hep seni anne
Donuk bakışlarımdan ve suskunluğundan, gözlerimden öp beni anne.
