Karanlıkta Bir Ses .. Halise Aydoğdu                     

Karanlıkta Bir Ses

Ben doğduğumda, dünyaya değil karanlığa bırakıldım. 

Işığın varlığını bilmiyordum; çünkü ışık, bir yüzle gelir. Bir sesle. Bir “buradayım ”la… Benim payıma bunların hiçbiri düşmedi. 

Bir haftalıktım. Annemin kokusunu ayırt edecek kadar bile yaşamamıştım. Adımı duyamadan, yüzünü görmeden, adında “sevgi” olan bir yere bırakıldım: Sevgi Evi’ne. Büyük bir tabelası vardı. Ama tabelalar çocuk büyütmez. Kalpler büyütür. 

Sekiz aylığa kadar oradaydım. Bebektim. Konuşamazdım. Anlatamazdım. Ağlardım sadece. Ama ağlamak da bir dildir ve o dilin karşılığı yoktu. Açlıkla ağlamak aynıydı, korkuyla ağlamak da. Kimse ayırt etmeye çalışmazdı. Zaten çoğu zaman kimse gerçekten dinlemezdi. 

Biz dışarıyı bilmezdik. 

“Dışarısı” kelimesi yoktu sözlüğümüzde. Gökyüzünü camın ardından görürdük. Yukarıda mavi bir şey vardı. Bazen parlak, bazen karanlık, bazen gri… Ne olduğunu bilmezdik. O maviye “umut” denildiğini sonradan öğrendim. O zamanlar sadece dokunamadığımız bir renkti. 

Toprağın kokusunu bilmezdik. 

Yağmurun sesini, rüzgârın serinliğini… 

Bir evin akşam sessizliğini, bir annenin fısıltısını… 

Sadece floresan ışıkların altında geçen uzun saatler vardı. Zaman orada ağır yürürdü. Çünkü bekleyenlerin zamanı hep ağırdır. 

Sonra bir gün, kapı açıldı. 

Kapılar çok açılırdı aslında. Gelenler bakar, sayar, giderdi. Bu sefer farklıydı. İçeri giren kadının adımlarında acele yoktu. Gözleri dolaşmıyordu; duruyordu. Bir çocuğun yüzünde duracak kadar cesurdu bakışı. 

Adı Hacirce Anneydi. 

Sonradan öğrendim: Okuma yazması yokmuş. Ama yüreği varmış. Bir gün kendi kendine demiş ki: 

“Bir çocuğun hayatına dokunacaksam, eksik kalamam.” 

Gece okullarına gitmiş. Harfleri tek tek öğrenmiş. Defter tutmuş. Yorulmuş. Ama vazgeçmemiş. Sırf bir çocuğun elinden tutabilmek için. Sırf “anne” diyebilmek için. 

Sevgi Evi’ne geldiği gün, ilk beni gördü. Ben de onu. Belki içgüdüydü, belki çaresizlik. Küçücük elimle parmağını tuttum. Sıkı sıkı. O ana kadar bildiğim bütün boşluklar sustu. Çünkü o el, güven demekti. Çünkü o el, düşmeyeceğimi söylüyordu. 

Konuşamıyordum ama içimdeki cümle açıktı: “Beni bırakma.”“Bana bir yuva ver.” 

“Benim de bir ailem olsun.” 

Parmağını bırakmadım. 

O da bırakmadı. 

Bazen bir hayat, işte böyle değişir. Büyük kararlarla değil. Küçük bir elle. 

Şimdi 14 yaşındayım. 

Hayatım ikiye ayrılıyor: O elden önce ve o elden sonra. 

Hacire Anneyle geçen zamanı anlatsam yetmez. Ama yine de anlatmak zorundayım. Çünkü bu sadece benim hikâyem değil. 

Onunla kurulan sofralar vardı. Büyük sofralar değildi. Ama herkesin yeri belliydi. Kimse aceleyle kalkmazdı. O sofralarda ilk kez “beklenmek” ne demek öğrendim. 

Paylaşılan sessizlikler vardı. Konuşmadan da anlaşılabildiğini orada öğrendim. Bazen bir bakış, bazen bir omza konan el… Görünmeyen yaralarımı sardı. Kimsenin fark etmediği ama içimde büyüyen boşlukları. 

Gece korkularımı bilirdi. Işığı kapatmazdı. 

“Geçer” demezdi. 

“Buradayım” derdi. 

Bu yazı sadece benim hikâyem değil. 

Bu, Sevgi Evleri’nde camdan gökyüzüne bakan bütün çocukların hikâyesi. 

Konuşamayanların… 

Anlatamayanların… 

Karanlıkta bir ses bekleyenlerin… 

Çağrım şudur: 

Çağrım, çaresizliğin sesi olabilenlere… 

Bir çocuğun elini tutmak için mükemmel olmanız gerekmiyor. 

Zengin olmanız gerekmiyor. 

Okumuş, kusursuz olmanız da gerekmiyor. 

Sadece kalbiniz yeter. 

Çünkü bazen bir çocuk, 

kendi sesini çıkaramaz. 

Bazen bir çocuk, yerine konuşacak bir yürek ister.

Ve bazen o yürek siz olursunuz. Karanlıkta bir ses olmak,  bir ömür aydınlatır. 

 

Halise Aydoğdu   

İlgili Yazılar

2 Comments

Avarage Rating:
  • 0 / 10
  • Orçun Efe , 4 Şubat 2026 @ 15:17

    Bu yazı insanın boğazında düğüm bırakıyor. Abartısız ama çok derin okurken bir çocuğun sessizliğini görülmeme halini iliklerine kadar hissediyorsun. Özellikle “…Beni bırakma” cümlesi bütün metnin yükünü tek başına taşıyor. Hikâye sadece bir çocuğu değil o çocukların sesini duymayı seçen insanları anlatıyor. Samimi güçlü ve gerçekten iz bırakan bir yazı olmuş. Etkilenmemek için insan olmamak gerekiyor.

  • Halise Aydoğdu , 4 Şubat 2026 @ 15:31

    Orçun bey bu cümleleri sizden duymak ne güzel düşünceleriniz için teşekkür ediyorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir