Modern Masumiyet – Tetiklenmiş Bir Çağın Portresi
Bir dönem insanlar günah çıkarırdı.
Şimdi analiz yapıyoruz.
Eskiden biri bizi kırdığında “canım acıdı” derdik.
Şimdi “tetiklendim” diyoruz.
Acı artık kişisel değil.
Kavramsal.
Sanki insan ruhu bir klinik dosyaya dönüştü.
Her davranışın bir etiketi var.
Her suskunluğun bir tanısı.
Her vedanın bir çocukluk hikâyesi.
Ve herkes birbirinin psikoloğu.
Bir tartışma yaşanıyor.
Biri diyor ki:
“Bu benim değersizlik şemamı aktive etti.”
Diğeri cevap veriyor:
“Sen kaçınmacısın zaten.”
Üçüncü bir ses ekleniyor:
“Bu tamamen narsisistik bir savunma.”
Kimse şunu sormuyor:
Belki sadece iki insan anlaşamadı?
Modern insanın en büyük konforu şu:
Artık kimse hatalı değil.
Herkes yaralı.
Yaralı olmak masumiyet sağlar.
Yaralı olmak sorumluluğu hafifletir.
Yaralı olmak insanı dokunulmaz kılar.
Çünkü travma varsa seçim yoktur.
Travma varsa irade zayıftır.
Travma varsa suçlu aranmaz.
Oysa insan, sadece yaralarından ibaret değildir.
İnsan aynı zamanda tercihlerinden ibarettir.
Bugün biri sizi terk ettiğinde önce Google’a yazıyorsunuz:
“Terk edilme travması belirtileri.”
Belki de o kişi sadece gitmek istedi.
Belki de sevgi bitti.
Belki de her hikâye derin bir patolojiye dayanmak zorunda değildir.
Ama sıradan bir gerçek, dramatik bir travmadan daha az ilgi çekicidir.
Psikoloji dili bir zamanlar iyileştiriciydi.
Şimdi bir savunma mekanizmasına dönüştü.
İnsanlar birbirini anlamak için değil,
Üstünlük kurmak için analiz ediyor.
Birine “bağlanma stilin problemli” dediğiniz anda
Ahlaki bir yükseklik kazanıyorsunuz.
Sanki kelimeyi bilen, haklı oluyor.
Oysa kelimeler büyüdükçe insan küçülüyor.
Fyodor Dostoyevski insanın karanlığını teşhis etmezdi sadece.
Onu çıplak bırakırdı.
Kahramanları travmalarına sığınmazdı.
Suç işlerlerdi.
Severlerdi.
Kıskanırlardı.
İtiraf ederlerdi.
Çelişirlerdi.
Ve en önemlisi:
Sorumluluk alırlardı.
Bugünün insanı ise çelişmek istemiyor.
Acı çekmek istemiyor.
Hatalı olmak istemiyor.
Bu yüzden kelimelere sığınıyor.
“Travmam tetiklendi.”
Bu cümle, bazen şu anlama geliyor olabilir:
“Bu duyguyla kalmak istemiyorum.”
Duygulara tahammül edemiyoruz.
Öfke geldiğinde analiz ediyoruz.
Kıskançlık geldiğinde şemaya bağlıyoruz.
Yalnızlık geldiğinde çocukluğa gidiyoruz.
Hiçbir duygu bugünde kalamıyor.
Oysa büyümek, analiz etmekten çok daha zor bir şeydir.
Büyümek, tetiklenmeye rağmen sakin kalabilmektir.
Büyümek, geçmişi bilip bugünü seçebilmektir.
Büyümek, “evet kırıldım ama nasıl davranacağımı ben belirleyeceğim” diyebilmektir.
Travma çağında yaşıyoruz.
Ve bu çağın en büyük tehlikesi şu:
İnsanlar kendilerini anlamaya çalışırken
Kendilerini değiştirmeyi unutuyor.
Çünkü değişim, acıtır.
Ve acı artık tolere edilmek istenmiyor.
Herkes farkındalıklı.
Herkes bilinçli.
Herkes terimleri biliyor.
Ama kimse sabırlı değil.
Kimse fedakâr değil.
Kimse yüzleşmek istemiyor.
Birine “narsist” demek kolay.
Kendi manipülasyonunu görmek zor.
Birine “bağlanma problemi var” demek kolay.
Kendi kaçışını görmek zor.
Birine “travmalısın” demek kolay.
Kendi bencilliğini görmek zor.
Belki de en büyük mesele şu:
Psikolojik kavramlar bizi özgürleştirmek için vardı.
Ama biz onları kimlik haline getirdik.
“Ben böyleyim, çünkü travmam var.”
Hayır.
Belki de sen böylesin, çünkü değişmemeyi seçiyorsun.
Bu cümle rahatsız eder.
Çünkü bu cümle sorumluluk ister.
Ve insan, en çok sorumluluktan korkar.
Travmalar gerçektir.
Yaralar gerçektir.
Çocukluk izleri gerçektir.
Ama her huzursuzluk travma değildir.
Her eleştiri istismar değildir.
Her sınır koyma kaçınma değildir.
Bazen biri sizi sevmez.
Bazen biri sizi seçmez.
Bazen biri sizi anlamaz.
Bu trajiktir ama patolojik olmak zorunda değildir.
Belki de en büyük olgunluk,
Her şeyi bir kavrama dönüştürmeden yaşayabilmektir.
Bazen sadece üzülmek.
Bazen sadece susmak.
Bazen sadece hatalı olduğunu kabul etmek.
Çünkü her şey travma değildir. Bazen sadece büyümek gerekir.
Ve belki de artık şunu sormanın zamanı gelmiştir:
Travman mı tetiklendi,
Yoksa egon mu incindi?

Aylen Durmush, Kimin Hikâyesi Bu? Kitabının yazarıdır. Psikoloji ve kişisel gelişim alanında kaleme aldığı metinlerde insanın iç çatışmalarını, travma diliyle kurduğu savunmaları ve sorumlulukla yüzleşme cesaretini sorgular.
