İnsan en çok da “asla yapmaz” dediklerinin karşısında sınanıyor şu hayatta;
Bir zamanlar fırtınalar koparken sığınacak tek liman gördüğümüz, gözümüz kapalı güvendiğimiz, iki elimiz kanda olsa bir çağrısıyla koşup gideceğimiz insanlar geliyor;
Tam da o yürüdüğümüz yolların en keskin virajında karşımıza dikiliveriyor.
İşin en acı kısmı ne, biliyor musun? Yaptıkların, feda ettiklerin ya da onlar için göze aldığın uykusuz geceler bir çırpıda unutuluyor. Zaman geçip de roller değiştiğinde, sıra onların vefasına geldiğinde bir bakıyorsun ki kendi eksikliklerini, kendi nankörlüklerini örtmek için ilk taşı yine sana atıyorlar.
Kendi aynalarına bakmaya yüzleri olmadığı için, kendi gölgelerini senin üzerine düşürmeye çalışıyorlar. Seni, sırf kendileri gibi olmadığın ya da artık onların bencil isteklerine hizmet etmediğin için suçluyorlar.
Ama hayat tam da bu işte… Bize en büyük dersleri hep en çok değer verdiğimiz insanlarla öğretiyor. Yine de kırılan yerlerimizden güçlenmeyi, mesafe koymanın bir küskünlük değil, kendine duyduğun saygının bir gereği olduğunu anlıyorsun zamanla.
Her şeye rağmen sırtındaki yükü hafifletip, arkana bakmadan yoluna devam edebilmek; hayatın tüm bu çelişkilerine verilebilecek en sessiz ama en güçlü cevaptır…
