1- Eser sahibi kimdir? Sizi biraz daha yakından tanıyabilir miyiz?
Cevap:
Merhaba, ben Naile Yıldırım. Duyguların ve hayallerin peşinden koşan biriyim. Yazıyla bağım, küçük yaşta babamı kaybetmemle başladı; kendime küçük bir alan yaratarak çizmek ve yazmakla bu bağımı şekillendirdim.
Eserlerimde çoğunlukla dile gelmeyen, yarım kalan duyguların, kırılmışlıkların ve sessizliğin izinden yazıyorum. Hikâyem Ağrı’dan başlayıp Kocaeli’de kitap haline dönüştü. İlk eserim “Mürekkebe Sığınan Ruh” ile dile gelemeyen duyguları okurlarla buluşturdum.
Daha önce gazete köşelerinde şiirlerimle yazarlık yaptım. Ayrıca Altın Kalpler derleme kitabımda satırlarımı daha geniş bir okur kitlesine ulaştırmak amacıyla katkı sundum.
Amacım, özlem, sevinç ve aşk gibi duyguları kaleme alarak, yıllar sonra da aynı hislerin evrensel değerlerini edebiyat dünyasına taşımak. Edebiyat camiasında, duygularımızı iyileştirip bunu yeni nesle aktarmayı hedefliyorum.
Sosyal medyayı aktif kullanıyorum: @naile_yildirim9722
2- Hayatınızın dönüm noktaları, yazarlığa yönelmenizde etkili olan olaylar nelerdi?
Cevap:
Hayatımın en önemli dönüm noktası, küçük yaşta babamı kaybetmem oldu. Bu kayıp, iç dünyamda derin izler bıraktı ve duygularımı ifade edebileceğim bir yol aramama neden oldu. Yazı, tam da bu noktada hayatıma girerek benim için bir sığınak haline geldi.
Zamanla yaşadığım kırgınlıklar, içimde biriken ve dile gelmeyen duygular, kaleme sarılmamı daha da güçlendirdi. Sessizlikte büyüyen hislerimi kelimelere dökerek hem kendimi iyileştirdim hem de başkalarının duygularına dokunabileceğimi fark ettim.
Bir diğer önemli dönüm noktası ise yazdıklarımın kitaplaşması oldu. Eserimin okuyucularla buluşması, yazarlık yolunda ilerlemem için bana cesaret ve motivasyon verdi. Ayrıca gazete köşelerinde yazmaya başlamam, yazarlığımı geliştirmemde büyük katkı sağladı.
Tüm bu yaşanmışlıklar, beni yazıya daha da yakınlaştırdı ve yazarlığı sadece bir hobi değil, hayatımın anlamlı bir parçası haline getirdi. Yazarlık benim için bir meslek değil,kendimi en rahat ifade ettiğim alan oldu.
3- Yazarlık serüveninizde kaleme aldığınız ilk eser mi? İlk eseriniz neydi?
Cevap:
Yazarlık serüvenimde kaleme aldığım ilk eserim, 2026 yılının Ocak ayında basılan “Mürekkebe Sığınan Ruh” oldu. Bu eser, içimde biriken ve çoğu zaman dile getiremediğim duyguların bir yansımasıdır. Yazıya sığınarak kendimi ifade ettiğim bu süreç, benim için hem bir başlangıç hem de derin bir içsel yolculuktu.
Ayrıca Altın kalpler adlı derleme kitapta yer alarak yazılarımı daha geniş bir okur kitlesine ulaştırma fırsatı buldum. Bu deneyim, yazarlık yolculuğumda benim için önemli ve değerli bir adım oldu.
4- Bu ilk adım size ne hissettirdi?
Cevap:
Bu ilk adım bana tarif edilmesi zor bir mutluluk ve heyecan hissettirdi. Uzun süre içimde biriktirdiğim duyguların kelimelere dökülüp bir kitap haline gelmesi, benim için hem gurur verici hem de duygusal bir deneyimdi.
Aynı zamanda kendime olan inancımı güçlendirdi. Yazdıklarımın okuyucularla buluşması, yalnız olmadığımı ve duygularımın başkalarına da dokunabildiğini görmek bana büyük bir motivasyon verdi.
Bu ilk adım, yazarlık yolculuğumda daha güçlü ve kararlı ilerlemem için bana ilham oldu.
5-Eserlerinizde tekrar eden temalar ya da sizi yansıtan karakterler var mı?
Cevap:
Bir kurgu ya da karakter üzerinden ilerlemekten ziyade, duyguların kendisini merkeze alıyorum. Bu anlamda yazdıklarımın beni yansıttığını söyleyebilirim; her satırda kendi hislerimden ve iç dünyamdan izler bulunuyor diyebilirim.
7-Bugüne kadar yayımlanmış kitaplarınızdan kısaca bahseder misiniz?
Cevap:
Bugüne kadar yayınlanmış eserlerim arasında, 2026 yılının Ocak ayında okuyucuyla buluşan ilk kitabım “Mürekkebe Sığınan Ruh” yer alıyor. Bu eser, iç dünyamda biriken, çoğu zaman dile getiremediğim duyguların kelimelere dökülmüş halidir.
“Mürekkebe Sığınan Ruh”, sessizliğin içinde büyüyen kırgınlıkların, özlemlerin ve yarım kalmış hislerin bir yansımasıdır. Her satırında, insanın kendi iç yolculuğuna dokunan, derin ve samimi duygulara yer verdim. Okuyucunun kendinden bir parça bulabileceği, hislerle kurulan bir bağ oluşturmayı amaçladım.
Ayrıca “Altın Kalpler” adlı derleme kitapta da yer alarak yazılarımı daha geniş bir okur kitlesine ulaştırma fırsatı buldum.
8-Bu kitapların sizin için anlamı nedir?
Cevap:
Bu kitaplar benim için sadece birer eser değil, aynı zamanda iç dünyamın dışa yansımasıdır. Her biri, yaşadığım duyguların, sustuğum anların ve içimde biriktirdiğim hislerin kelimelere dökülmüş halidir.
Özellikle “Mürekkebe Sığınan Ruh”, benim için bir sığınak, bir iyileşme süreci ve kendimi yeniden bulduğum bir yolculuk oldu. Yazarken hem kendimi ifade ettim hem de içimdeki yükleri hafiflettiğimi hissettim.
Bu kitaplar, benim için hem bir başlangıç hem de duygularımla kurduğum en samimi bağın somut birer parçasıdır.
9- Yazarken size ilham veren şey nedir?
Cevap:
Yazarken bana en çok ilham veren şey, içimde biriken duygular ve yaşanmışlıklardır. Özellikle dile getirilemeyen, içe atılan hisler kaleme dökülmek için bir yol arıyor.
Bunun yanı sıra hayatın içindeki küçük detaylar, bir anı, bir cümle ya da bazen sadece bir sessizlik bile bana ilham verebiliyor. İnsanların yaşadıkları, hissettikleri ve çoğu zaman ifade edemedikleri duygular da yazma sürecimi besleyen en önemli kaynaklardan biri.
Yazmak benim için bir ifade biçimi olduğu kadar, aynı zamanda bir hissetme ve anlama yolculuğu.
10- Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten duygu ya da an nedir?
Cevap:
Bir fikri yazıya dönüştürmeye iten şey, çoğu zaman içimde yoğunlaşan bir duygu ya da anın bende bıraktığı iz oluyor. Bazen bir özlem, bazen bir kırgınlık ya da sadece içimde büyüyen bir sessizlik… Bu hisler derinleştiğinde, kendiliğinden kelimelere dönüşmek istiyor.
Kimi zaman ise çok küçük bir an; bir bakış, bir cümle ya da aniden gelen bir hatıra bile yazmam için yeterli oluyor. O anın bende bıraktığı etki, yazının başlangıç noktası haline geliyor bende.
11- Bir yazar olarak üretim rutininiz nasıldır?
Cevap:
Bir yazar olarak belirli ve katı bir üretim rutinim olduğunu söyleyemem. Yazmak benim için daha çok hislerle şekillenen bir süreç; içimde yoğunlaşan bir duygu oluştuğunda kendiliğinden kaleme sarılıyorum.
Genellikle sessiz ve sakin ortamlarda, kendi içime dönebildiğim anlarda yazmayı tercih ediyorum. Bazen gece saatleri, bazen de gün içinde yakaladığım küçük bir an benim için yazma zamanı olabiliyor.
Hissetmenin yanında, benim için en temel yapı taşlarından biri de kitap okumaktır. Okudukça besleniyor, farklı bakış açıları kazanıyor ve yazarlığımı geliştirdiğimi hissediyorum.
Yazarken planlı olmaktan çok, duygularımın akışına bırakmayı seviyorum. Çünkü en samimi metinlerin, o anın hissiyle ortaya çıktığına inanıyorum.
12- Belirli bir yazma saatiniz ya da ritüeliniz var mı?
Cevap:
Hayır,
belirli yazma saatim ve ritüelim yok.
13-Yazma sürecinde sizi en çok zorlayan şey neydi?
Cevap:
Yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey, yazmaktan çok yazdıklarımla yüzleşmektir. Yazdıkça aslında ne hissettiğimi ve ne düşündüğümü daha net görüyorum, bu da zaman zaman beni zorlayabiliyor. Ayrıca okuyana kendimi doğru şekilde anlatabilmek, yanlış anlaşılma ihtimali ve kendimi tam ifade edememe düşüncesi de beni bu süreçte zorlayan diğer bir nokta.
14- Hiç vazgeçme noktasına geldiğiniz oldu mu?
Cevap:
Sanırım en çok bu yanımı seviyorum: vazgeçmemek. Pes etmek bana göre değil. ‘Umudumun bittiği yerde inadım başlar’ sözü ise benim için adeta bir dinlenme tesisi gibi oldu. Ne zaman yorulsam bu cümlede durur, dinlenir ve yeniden başlarım.”
15- Eserlerinizin ana fikirleri ya da vermek istediğiniz temel mesajlar nelerdir?
Cevap:
Eserlerimde temel amaç, insanın iç dünyasına dokunabilmektir. Ne yaşarsak yaşayalım, duygularımızın iyileşebilen yanını hatırlatmayı ve insanın kendini yeniden sarıp sarmalayabileceği bir alan açmayı hedefliyorum. Toplum olarak iyileşmeye ihtiyaç duyduğumuz yönlerimize dikkat çekmek ve bu farkındalığı yazılarım aracılığıyla daha ileriye taşımak istiyorum.
16- Okuyucunun metnin sonunda zihninde neyle kalmasını istersiniz?
Cevap:
Okuyucunun metnin sonunda; tüm kırılmışlıklara, dile gelmeyen ve içinde biriken sessizliklere rağmen yeniden kendi içinde çiçek açabileceği ve kendi kalbinin ona bir yuva olabileceği mesajıyla kalmasını isterim.”
17- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Cevap:
Okuyucular bu kitabı, kendi iç dünyalarına ayna tutmak için okumalı. Çünkü metinler, kırılmışlıkların içinden bile yeniden filizlenebileceğini, insanın kendi duygularıyla savaşmak yerine onları sarıp sarmalayarak iyileşebileceğini hatırlatıyor. Her sayfa, sessizliklerin içinde bile yeniden başlama gücü olduğunu fısıldayan bir yolculuk sunuyor.
18- Sizi diğer yazarlardan ayıran şey ne olabilir?
Cevap:
Beni diğer yazarlardan ayıran en önemli şey, yazıyı bir anlatım biçimi değil, bir temas alanı olarak görmemdir. Kelimelerimle insanın en kırılgan yerlerine dokunmaya çalışırım. Yazdıklarımın amacı etkileyici olmak değil, içten içe iyi gelmektir. Okuyucuya bir şeyler anlatmaktan çok, satırlarımda onlarla dertleşirim.
19- Son olarak, edebiyat yolculuğunda olan genç yazarlara veya yazar adaylarına ne söylemek istersiniz?
Cevap:
Her insanın önce kendini anlamakla, hissetmekle ve kendi iç dünyasını tanımasıyla başlayan bir yolculuktur bu. Bu yol, hızlı ilerleyenlerin değil sabredenlerin yoludur. Yazmak; sabır ister, cesaret ister ve en çok da samimiyet ister. Bir anda mükemmelleşen bir şey değildir; yaşadıkça, hissedildikçe olgunlaşan bir yolculuktur. Bu yüzden başkasının sesine değil, kendi iç sesine kulak vermesini tavsiye ederim. Hepimizin bildiği gibi tavşan ile kaplumbağa misali, asıl önemli olanın hız değil istikrar olduğunu unutmamak gerekir.”
20- Yazmaya yeni başlayanlara bir tavsiye mektubu yazacak olsanız, ilk cümlesi ne olurdu?
Cevap:
Yolun başında hissettiğin o belirsizlik, aslında en büyük umudundur. Çünkü yazmak, bir anda mükemmele ulaşmak değil; her kelimede biraz daha kendini bulmaktır. Vazgeçmediğin sürece, yazdıkların da seninle birlikte büyür ve bir gün senin sesin, bir başkasının umudu olur.

