HERKESİN BİR SEÇENEĞİ VAR, PEKİ YA HERKESİN BİR VİCDANI VAR MI?
Modern ilişkiler, tükenen sadakat ve giderek unutulan insanlık üzerine…
Birbirini kaybetmekten korkmayan, sevgiyi kolayca tüketen, sadakati kişisel tercihlere indirgeyen bir çağın içindeyiz. Herkes daha iyisini ararken elindekinin kıymetini unutuyor. Oysa mesele kaç seçeneğimiz olduğu değil, bir insanın kalbinde nasıl bir iz bıraktığımızdır. Çünkü gerçek sevgi, her zaman daha iyisini aramak değil; kıymetini bildiğin insanı, her şeye rağmen incitmemeyi bilmektir.
Öyle bir zamana geldik ki artık insanlar sevmekten çok, sevilmenin peşinde. Birbirini tanımaya, anlamaya, keşfetmeye çalışan insanların yerini; sürekli daha iyisini arayan, elindekini beğenmeyen, en küçük sorunda vazgeçmeyi tercih eden insanlar aldı. Herkesin dilinde sevgi var ama davranışlarında sevginin en küçük izine rastlamak giderek zorlaşıyor. Herkes sadakat bekliyor ama sadık kalmanın ne demek olduğunu unutmuş durumda. Herkes değer görmek istiyor ama karşısındakine değer vermek söz konusu olduğunda binbir bahane üretiyor.
Bugün ilişkilerde en büyük sorun sevgisizlikten ziyade, sevginin sorumluluğunu taşımak istememek. İnsanlar birinin hayatına girmeyi biliyor ama o hayatın içinde kalabilmek için emek vermeyi bilmiyor. Başlangıçların heyecanına kapılıyor, güzel sözler söylüyor, gelecek hayalleri kuruyor, karşısındakine kendisini özel hissettiriyor. Sonra zaman geçiyor, heyecan azalıyor, hayatın gerçekleri ortaya çıkıyor ve bir anda o büyük sevgi yerini ilgisizliğe, bahanelere ve uzaklaşmaya bırakıyor. Sanki başından beri verilen sözlerin, kurulan hayallerin hiçbir anlamı yokmuş gibi…
En acısı da insanların artık birbirini kaybetmekten korkmaması. Çünkü herkesin zihninde aynı düşünce var: Nasıl olsa yenisi bulunur. Daha güzeli, daha iyisi, daha heyecanlısı mutlaka bir yerlerde vardır. Oysa kimse kendisine şu soruyu sormuyor: Ya aradığım daha iyisi, aslında kaybettiğim insanın içinde saklıysa? Ya sürekli yeni yüzler, yeni heyecanlar ararken hayatımın en kıymetli insanını kendi ellerimle kaybediyorsam?
Bir insanı sevmek, yalnızca güzel günlerde yanında olmak değildir. Onun kötü günlerine de tahammül edebilmek, kırıldığında gönlünü alabilmek, anlaşamadığınızda konuşabilmek, hata yaptığında sorumluluk alabilmek ve en önemlisi, güvenini boşa çıkarmamaktır. Sevgi, canın sıkıldığında başka birine yönelmek, ilgin azaldığında sadakati unutmak, bir ilişkinin içindeyken başka ihtimallerin hesabını yapmak değildir. Bunların adı özgürlük değil, sorumluluktan kaçmaktır.
Üstelik bugün insanlar sevgiyi bile tüketilecek bir duyguya dönüştürdü. Birini gerçekten tanımadan sevdiğini söylüyor, henüz güven inşa etmeden sahipleniyor, karşısındakinin kalbinde yer edinmeden hayatında hak iddia ediyor. Sonra en ufak bir çıkar çatışmasında, en küçük bir sıkıntıda bütün o güzel sözler unutuluyor. Çünkü bazıları sevmeyi değil, birinin kendilerini sevmesinden elde ettikleri ilgiyi seviyor. Karşısındaki insanın kalbini değil, o kalbin kendilerine sunduğu konforu önemsiyor.
Oysa insanın hayatında her zaman daha güzeli, daha zengini, daha yakışıklısı, daha heyecanlısı olabilir. Ama mesele bunların varlığı değil, insanın neye değer verdiğidir. Çünkü bir ilişkinin kıymeti seçeneklerin azlığından değil, seçenekler varken bile bir insanı seçmeye devam edebilmekten gelir. Sadakat, başka kimse olmadığı için değil, başkasını aramaya ihtiyaç duymadığın için güzeldir.
Belki de artık en çok ihtiyacımız olan şey, yeniden insan olmayı hatırlamak. Bir kalbi kırmanın ne demek olduğunu, verilen sözlerin bir sorumluluk taşıdığını, güvenin bir kez yıkıldığında kolay kolay onarılamadığını anlamak… Herkesin hayatına dokunmak zorunda değiliz ama dokunduğumuz hayatlarda derin yaralar bırakmamak zorundayız. Çünkü bazı insanlar bir ilişkiyi bitirip yollarına devam ederken, bazıları o ilişkinin enkazını yıllarca içinde taşır.
Kimseye sonsuza kadar kalacağına dair söz vermek zorunda değilsiniz. Ama birinin hayatında bulunduğunuz süre boyunca dürüst olmak, hisleriniz değiştiğinde bunu açıkça söylemek ve bir insanın güvenini kendi bencilliğinize kurban etmemek zorundasınız. Gitmek bazen bir tercihtir, ama giderken nasıl davrandığınız sizin karakterinizdir.
Ve unutulmaması gereken bir gerçek var: Her kaybedilen insanın yerine bir başkası gelebilir ama her insanın bıraktığı iz aynı olmaz. Bazı insanların değeri, hayatımızdan çıktıklarında anlaşılır. Bazı sevgiler, kıymeti bilinmediği için yarım kalır. Bazı insanlar ise bir daha karşımıza çıkmayacak kadar özeldir.
Artık daha iyisini bulma telaşından biraz olsun vazgeçip elimizdekilerin ne kadar değerli olduğuna bakmayı öğrenmeliyiz. Çünkü hayat, sürekli yeni insanlarla tanışacak kadar uzun görünse de gerçek bir sevgiye rastlamak sanıldığı kadar kolay değildir.
Kalbinizi her önünüze gelene açmayın ama birine açtığınızda da onu değersiz hissettirmeyin. Sevginizi bir oyun, sadakatinizi bir seçenek, vicdanınızı da işinize geldiğinde hatırladığınız bir duygu hâline getirmeyin.
Çünkü bu dünya daha fazla seçeneğe değil, daha fazla vicdana; daha fazla heyecana değil, daha fazla sadakate; daha fazla güzel söze değil, sözüyle davranışı bir olan insanlara ihtiyaç duyuyor.
İnsanlar artık kaybetmekten korkmuyor olabilir. Ama unuttukları bir şey var: Herkes yeni birini bulabilir, fakat herkes kendisini gerçekten seven bir kalbe yeniden rastlayamaz.
Belki de bu çağın en büyük yoksulluğu sevgisizlik değil, vicdansızlıktır. Çünkü kalbi olan herkes sevebilir ama herkes sevdiği insanın kalbini korumayı bilmez.
Ve unutmayın; insanı özel yapan kaç kişiyi hayatına alabildiği değil, hayatına aldığı bir insanın kalbini ne kadar incitmeden taşıyabildiğidir.
Belki de bu çağda en büyük cesaret, bütün bu kolay vazgeçişlerin, tükenmiş sadakatlerin ve ucuzlamış sevgilerin arasında hâlâ sevmekten, güvenmekten ve insan kalmaktan vazgeçmemektir.
Çünkü seçeneklerin çokluğu insanı zenginleştirmez. Asıl zenginlik, elindekinin kıymetini bilecek kadar vicdan sahibi olabilmektir.
İşte tam da bu yüzden “Kalbinizi köreltmeyin. Bir gün herkes yeni birini bulabilir ama herkes kaybettiği değeri yeniden bulamaz.”
Özlem SABÂ
