Eylül Kapıda
Geliyor yine bizim hüzün mevsimimiz.
Ayağımıza dolaşacak sarı yeşil kurumuş yapraklar.
İnsan bazen kitabının arasında çiçek kurutmayı bile özlüyor.
Sahi neden en çok sonbaharda özler insan?
Bazen bir insanı,
Bazen eskiyi,
Hatta bazen eski kendini…
Telaşsız çocukluğumu özlüyorum bazen mesela
Dizimizdeki yarayı en büyük yara sandığımız o günleri.
Keşke hep çocuk kalsaydım diyorum bazen!
Sonra burnuna sobanın üzerinde kuruttuğum portakal kabuğunun kokusu geliyor, daha çok özlüyorum.
Annemin içiniz ısınsın diye yaptım dediği tarçınlı sahlep in tadını bir daha asla bulamadım mesela.
Sonbahar gelince insan şöyle güzel bir aşk acısı da çekmek istiyor…
Usul usul çiselleyen yağmur altında el ele yürümeyi…
Romantik sonbahar çiftlerini hep Ankara’ya kaptırdık,
İstanbul’da sonbahar bile romantik değil artık…
Kapatın şu ışıkları, susturun korna seslerini,
Şişttt… sessiz olun havada aşkın matemi var…
Heyyy… Mutlular çekilin kenara sizin mevsiminiz bitti.
Sonbahar gelince insan yünlü bir battaniyenin altında çoraplarını vicdanına kadar çekip müzik dinlemek istiyor,
Bütün gün kitap okuyup kahve içmek istiyor mesela.
Sonra çocuk bağırıyor ordan, “anneee karnım acıktı…”
Evli ve çocuklu olunca da sonbahar hiç romantik olmuyor…
