Kudüs: İnanç ve Savaş
Kudüs…
Adını söylemek bile insanın içinde uzak bir ezgiyi uyandırıyor. Yüzyılların
sessizliğini taş duvarlarında saklayan, duaların göğe yükseldiği, rüzgârın
dar sokaklarında eski hikâyeleri fısıldadığı kadim bir şehir.
Güneş,
akşamın kızıllığını taşlarına bıraktığında sanki zaman biraz yavaşlıyor;
geçmişle bugün aynı sokakta yan yana yürüyor. Her köşesinde başka bir
hatıranın, her taşında başka bir duanın izi var.Üç büyük semavi dinin
buluştuğu bu şehir, yalnızca bir coğrafya parçası değil; insanlığın inanç
hafızasında derin bir yere sahip. Müslümanlar için Mescid—i Aksa’nın
bulunduğu kutsal bir belde olan Kudüs, Hristiyanlar ve Yahudiler için de
derin dinî ve tarihî anlamlar taşıyor.
Ezanın, çanların ve duaların aynı
gökyüzüne yükseldiği bu şehir, farklı inançların yüzyıllardır kesiştiği nadir
yerlerden biri.Ne var ki bu güzel şehrin gökyüzü uzun zamandır yalnızca
dualara şahitlik etmiyor. Savaşın ağır gölgesi, Kudüs’ün kadim taşlarına
kadar uzanıyor. Bir zamanlar çocukların oyun seslerinin doldurduğu
sokaklarda bugün korkunun sessizliği dolaşıyor. Bir annenin gözlerinde
gelecekten önce kaybetme korkusu beliriyor.
Bir çocuk, gökyüzüne
baktığında bulutlardan önce savaş uçaklarını tanıyor.Oysa çocukluk,
savaşın dilini öğrenmek için çok kısa; hayat, korkuyla yaşamak için
fazlasıyla uzun .Kudüs’ün taşları nice yüzyılı gördü. Krallıklar gelip geçti,
sınırlar değişti, savaşlar yaşandı. Taşlar, dualar kaldı. İnsanların umutları
kaldı. Bugün de Kudüs’ün sokaklarında yalnızca savaşın izlerini değil,
umudun ince Işığını görmek istiyorum.
Bir annenin çocuğunun elini
korkuyla değil sevgiyle tuttuğu, çocukların enkazların arasında değil
bahçelerde koştuğu, gökyüzünün savaş uçaklarıyla değil kuşlarla
dolduğu günleri…Kudüs’ün sabahları yeniden huzurla aydınlansın.Ezanın,
çanın ve duaların sesine silahların gürültüsü karışmasın. Taş duvarlar
yeniden çocukların kahkahalarını saklasın. Akşam olduğunda anneler,
evlatlarının eve dönmesini beklerken korkunun değil, huzurun kapısını
dinlesin.Kudüs, insanlığın yüzyıllardır taşıdığı bir hatıra; inancın, tarihin
ve umudun taşlara işlenmiş hâlidir.
Geçmişte nice acıya şahit olan bu
kadim şehir, bugün de insanlığın vicdanına aynı soruyu bırakıyor:
İnsanlık, yüreğinin sesini dinleyip mazluma el uzatacak mı?
RABİA DURMUŞ
