REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:BEDENİM KONUŞMAYA BAŞLAYINCA

BEDENİM KONUŞMAYA BAŞLAYINCA

Bir sabah boynunuzu çeviremediğinizde, aslında sadece boynunuz tutulmuş olmaz.

Bazen hayatınız durur.

Geçtiğimiz günlerde Sandıklı Kaplıcaları’ndan döndükten bir gün sonra başımı sağa çeviremez oldum. İlk aklıma gelen, yıllardır birlikte yaşamayı öğrendiğim iltihaplı romatizmanın yeniden alevlenmiş olabileceğiydi. Çünkü bu hastalık bana tek bir şey öğrettiyse, o da ne zaman, nerede karşıma çıkacağını bilemeyeceğimdi.

Bir gün el bileğimde…

Başka bir gün dizimde…

Sonra omzumda…

Bazen de hiç beklemediğim bir yerde…

Alevlenme dönemlerinde iki, hatta üç gece doğru dürüst uyuyamadığım zamanlar oldu. O gecelerde sadece eklemlerim ağrımıyordu. Uykum, enerjim, sabrım ve hayata karışma isteğim de eksiliyordu.

Sonra fibromiyalji kendi sessiz yükünü ekliyordu. Kaslarım dinlenmiyor, bedenim uyansa bile yorgunluğunu üzerinden atamıyordu.

Tiroid hastalığım ise bu tabloya görünmeyen bir halka daha ekliyordu.

Üçü bir araya geldiğinde, dışarıdan fark edilmeyen ama insanın bütün hayatını etkileyen bir yük oluşuyor.

Belki de en zor olan buydu.

Çünkü görünmeyen hastalıkları anlatmak, görünür bir yarayı göstermek kadar kolay değildir.

Uzun yıllar herkesin benim gibi yaşadığını sandım.

Herkes sabah yorgun uyanıyor sanıyordum.

Herkes gün içinde ağrılarıyla mücadele ediyor sanıyordum.

Herkesin yapamadığı işler yüzünden kendini suçladığını sanıyordum.

Meğer öyle değilmiş.

İnsan, kendi bedenini tanımaya başlayınca bunun farkına varıyor.

Yıllarca aksayan sorumluluklarım için kendime kızdım. Daha çok çabalarsam her şeyi başarabileceğimi düşündüm. Oysa bazı günler mesele irade değildi; bedenimin sınırlarıydı.

Sandıklı dönüşü yaşadığım boyun tutulması bu kez beni korkuya değil, meraka yöneltti.

Kendi kendime şu soruyu sordum:

“Acaba bugün tıp, benim yaşadığım hastalıklar için ne söylüyor?”

Araştırmaya başladım.

Okudukça umutlandım.

Artık romatoloji dünyasının hedefi yalnızca ağrıyı azaltmak değil; hastalığı erken dönemde kontrol altına almak, eklem hasarını önlemek ve hastaların yaşam kalitesini korumak.

Fibromiyalji ise yıllarca maruz kaldığı önyargılardan sıyrılıyor. Sinir sistemi ve bağışıklık sistemiyle ilişkili biyolojik yönleri üzerine her geçen gün yeni bilgiler ortaya çıkıyor.

Bilim ilerliyor.

Belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz şey de bu cümleydi.

Ama bu araştırmalar bana başka bir gerçeği daha öğretti.

Şifa sadece yeni ilaçlarda değil.

Şifa; bedenimizi tanımakta…

Dinlenmemiz gerektiğinde durabilmekte…

Yapamadıklarımız için kendimizi acımasızca yargılamamaktadır.

Bugün hâlâ iltihaplı romatizma, fibromiyalji ve tiroid hastalığıyla yaşıyorum.

Bazı sabahlar bedenim benden daha yavaş uyanıyor.

Bazı günler planlarımı ertelemek zorunda kalıyorum.

Ama artık bunun bir başarısızlık olmadığını biliyorum.

Sandıklı’dan dönerken yanımda sadece birkaç güzel anı getirmedim.

Bedenimin bana hâlâ anlatacak sözleri olduğunu da getirdim.

Ve bilimin, bu yolculukta yalnız olmadığımı fısıldayan sesini…

Belki de gerçek iyileşme, hastalığın tamamen ortadan kalkması değildir.

Belki gerçek iyileşme, bedenimizi bir düşman gibi görmekten vazgeçtiğimiz gün başlar.

Çünkü ben anladım ki…

Bedenim bana hiçbir zaman düşman olmadı.

Ben sadece onun dilini çok geç öğrendim

Sabah Işığı

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir