REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Dostluğun Sessiz Sınavı

“Bazı dostluklar bir vedayla değil, sessizce eksilen bir yakınlıkla biter.”

Bazı ayrılıklar sessiz olur.

Ne kırıcı sözler söylenir ne de kapılar çarpılır. Hayat, iki insanın arasına görünmez mesafeler koyar. Bir gün fark edersiniz ki eskisi kadar konuşmuyorsunuz. Sonra konuşsanız bile birbirinize eskisi kadar ulaşamıyorsunuz.

Ben de bir gün, uzun zamandır içimde taşıdığım bir cümleyi söyledim:

“Hani biz dosttuk… Ne değişti de bu kadar uzaklaştın?”

Bu soru bir hesap sorma isteğinden doğmadı.

İçimde büyüyen sessizliğin dile gelişiydi.

Çünkü beni inciten, yalnızca bir dostun uzaklaşması değildi. Asıl inciten, benim hâlâ aynı samimiyetle baktığım bir dostluğun, onun hayatında usulca silinmeye başlamasıydı.

Ben dostluğu hiçbir zaman hayatın belirli bir dönemine ait güzel bir hatıra olarak görmedim.

Benim için dostluk; zamanın, mesafelerin ve değişen şartların içinden geçse de özünü kaybetmeyen bir vefaydı. Araya uzun sessizlikler girse bile, yeniden konuşulduğunda kaldığı yerden devam edebilecek kadar sahici bir yakınlıktı.

Belki de bu yüzden onun uzaklaşmasını anlamakta zorlandım.

Uzun süre tek bir sorunun etrafında dolaştım:

“Neden?”

Sonra fark ettim ki, beni olgunlaştıracak soru bu değildi.

Asıl soru şuydu:

“Bu yaşananlardan sonra ben nasıl bir insan olarak kalacağım?”

Kırgınlığım beni de değiştirecek miydi?

Yoksa yaşadığım hayal kırıklığına rağmen samimiyetimi, vefamı ve insanlara güvenebilme cesaretimi koruyabilecek miydim?

İnsan zamanla şunu öğreniyor:

Herkes dostluğu aynı kelimeyle söylüyor; ama aynı anlamı yaşamıyor.

Kimisi için dostluk, hayatın belli bir dönemine eşlik eden güzel bir yakınlıktır.

Kimisi için ise yıllar geçse de kalpte taşınan sessiz bir emanettir.

Belki de kırgınlıklarımızın bir kısmı buradan doğuyor.

Aynı kelimeyi kullanıyor, ama aynı anlamı taşımıyoruz.

Bu gerçeği kabul etmek kolay olmadı.

Ama kabul ettikten sonra kırgınlığım yavaş yavaş yerini anlayışa bıraktı.

Artık yalnızca giden kişiyi değil, bende kalan insanı da görmeye başladım.

Çünkü geriye dönüp baktığımda şunu fark ettim:

Benim asıl kaybım, bir dostluğu yitirmek değildi.

Eğer bu yaşananlardan sonra samimiyetimi, vefamı ve iyiliğe olan inancımı da kaybetseydim, işte o zaman gerçekten kaybetmiş olacaktım.

İnsan dostluğunu koruyabilir; ama dostluğun kaderini tek başına belirleyemez.

Bazen yollar ayrılır.

Bazen insanlar değişir.

Bazen hayat, aynı yolda yürüyen iki insanı farklı yönlere savurur.

Bunu her zaman engellemek mümkün değildir.

Fakat insanın kendi karakterini koruyabilmesi, her zaman kendi elindedir.

Bir süre sonra şunu fark ettim:

Bu yaşadığım yalnızca bana ait değildi.

Hemen herkes, hayatının bir döneminde sessizce uzaklaşan bir dostun ardından aynı soruyu sormuştur.

Belki de bu yüzden dostluk üzerine düşünürken, aslında insanın kendisi üzerine düşünüyoruz.

Çünkü dostluk yalnızca iki insan arasındaki bağ değildir.

Dostluk; güvene, sadakate, vefaya ve insanın kendi karakterine verdiği anlamın adıdır.

Bugün geriye dönüp baktığımda artık bana kimin uzaklaştığını değil, o dostluğun bende ne bıraktığını düşünmek istiyorum.

Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkar.

Ama onların vesilesiyle öğrendiğimiz sabır, vefa ve samimiyet bizimle kalır.

Belki de dostluğun en sessiz sınavı, birini hayatımızda tutabilmek değildir.

Asıl sınav, yollar ayrıldıktan sonra bile kalbimizdeki iyiliği koruyabilmektir.

Çünkü bazı insanlar hayatımızdan gider.

Ama bize bıraktıkları insan, bizimle yaşamaya devam eder.

Dostluk, birlikte yürüdüğümüz yollarla değil; ayrıldıktan sonra da koruyabildiğimiz insanlığımızla ölçülür.

Sabah Işığı

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir