REMZİYE GÖNENÇ KOŞAR:Güven Kaybolursa En Çok Kim Kaybeder?

Yardım kampanyalarından daha büyük bir meselemiz var.

Sabah Işığı

Bazı kayıplar rakamlarla ölçülemez.

Toplumun güveni de onlardan biridir.

Bir yardım kampanyasında toplanan bağış miktarını hesaplayabilirsiniz. Ancak insanların yardım etmekten vazgeçmesine neden olan güvensizliğin büyüklüğünü ölçmek neredeyse imkânsızdır.

Kısa süre önce kaleme aldığım, DMD, SMA ve benzeri nadir hastalıklarla ilgili çözüm önerilerini ele aldığım yazının ardından, kamuoyuna yansıyan haberler beni yeniden aynı konu üzerine düşünmeye sevk etti.

Ancak bu yazı, herhangi bir kişi, kurum ya da kamuoyuna yansıyan haberlerin içeriği hakkında değerlendirme yapmak amacı taşımamaktadır. Hukuki süreçler ve varsa sorumlulukların tespiti, ilgili kurumların ve bağımsız yargının görev alanındadır.

Benim dikkat çekmek istediğim konu daha farklı.

Toplumsal güven.

Çünkü güven, yalnızca bireylerle ilgili değildir. Bir toplumun dayanışma kültürünü ayakta tutan görünmez bir sermayedir.

İnsanlar yardım ederken yalnızca para vermez.

Aynı zamanda güvenlerini emanet eder.

İşte bu nedenle güven duygusu zedelendiğinde bunun etkisi yalnızca bir kampanyayla sınırlı kalmaz.

Bağışlarla faaliyetlerini sürdüren sivil toplum kuruluşları…

Afet bölgelerinde çalışan gönüllüler…

İhtiyaç sahiplerine ulaşmaya çalışan vakıf ve dernekler…

DMD ve SMA gibi nadir hastalıklarla mücadele eden çocukların aileleri…

Kanser tedavisi için destek bekleyen hastalar…

Afetlerden etkilenen insanlar…

Hepsi aynı güven ikliminden beslenir.

Çünkü insanlar önce güvenir, sonra yardım eder.

Güveni bireyler değil, sistemler oluşturmalıdır

DMD ve SMA’lı çocuklar için yürütülen yardım kampanyalarını araştırırken dikkatimi çeken bir ayrıntıyı önceki yazımda paylaşmıştım.

Valilik izniyle yürütülen bazı kampanyalarda ailelerin, toplumun güvenini artırabilmek amacıyla resmî kıyafetleriyle kamuoyunun karşısına çıktığını görmüştüm.

O gün aklıma şu soru gelmişti:

Ya herhangi bir resmî kurumda çalışmayan aileler?

Onlar güvenilir olduklarını nasıl gösterecek?

Hiçbir anne ya da baba, çocuğunu yaşatmaya çalışırken aynı zamanda kendi güvenilirliğini ispat etmek zorunda kalmamalıdır.

Bir insanın güvenilirliği mesleğiyle ya da giydiği kıyafetle değil; adil, şeffaf ve denetlenebilir sistemlerle güvence altına alınmalıdır.

Toplumun güvenini bireylerin omuzlarına yüklemek yerine, güven veren mekanizmaları güçlendirmek daha kalıcı bir çözüm olacaktır.

Güven kaybı yalnızca kampanyaları değil, sivil toplumu da etkiler

İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünün DERBİS verilerine göre Türkiye’de 100 bini aşkın faal dernek bulunmaktadır. Bunların tamamı bağışlarla faaliyet göstermese de, özellikle insani yardım, sağlık, eğitim, afet, çocuk ve engelli alanında çalışan çok sayıda sivil toplum kuruluşu, toplumun desteğiyle çalışmalarını sürdürmektedir.

Bu nedenle toplumsal güvenin zedelenmesi, yalnızca tek tek yardım kampanyalarını değil, daha geniş bir sivil toplum ekosistemini de etkileyebilir.

Bağış yapma isteği azalabilir.

Gönüllülük zayıflayabilir.

Küçük ve yerel sivil toplum kuruluşları kaynak bulmakta daha fazla zorlanabilir.

Ve en büyük bedeli, hiçbir tartışmanın tarafı olmayan ihtiyaç sahipleri ödeyebilir.

Şeffaflık yalnızca rapor yayımlamak mıdır?

Türkiye’de yardım toplama faaliyetleri yasal düzenlemelere tabidir.

Birçok dernek ve vakıf faaliyet raporlarını ve mali bilgilerini kamuoyuyla paylaşmaktadır.

Ancak belki de bugün şu soruyu sormamız gerekiyor:

Şeffaflık yalnızca rapor yayımlamak mıdır?

Yoksa vatandaşın kolayca anlayabileceği, güven duyabileceği ve gerektiğinde bilgiye hızla ulaşabileceği bir iletişim ve bilgilendirme sistemi kurabilmek midir?

Güven, yalnızca mevzuatla değil; şeffaflık, hesap verebilirlik ve etkili iletişimle de inşa edilir.

Belki de artık sistemi konuşmanın zamanı gelmiştir

Türkiye, nadir hastalıklarla mücadelede önemli bilimsel çalışmalar yürütüyor.

Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı strateji belgeleri, TÜSEB’in genom çalışmaları ve üniversitelerde yürütülen araştırmalar bunun önemli örnekleri.

Belki artık bunlara bir başlık daha eklemenin zamanı gelmiştir.

  • Vatandaşın güvenilir bilgiye kolayca ulaşabileceği dijital bilgilendirme modelleri…
  • Yardım kampanyalarına ilişkin, hukuki sınırlar ve kişisel veriler gözetilerek daha anlaşılır kamuoyu bilgilendirmeleri…
  • Nadir hastalıklar gibi uzun soluklu mücadele gerektiren alanlarda araştırmayı ve tedaviye erişimi destekleyecek sürdürülebilir finansman modelleri…
  • Kamu kurumları, üniversiteler, bilim insanları, özel sektör, vakıflar ve gönüllü bağışçıları ortak bir amaç etrafında buluşturacak yeni iş birliği mekanizmaları…

Belki de bugün tartışmamız gereken, tek tek kampanyalar değil; o kampanyalara duyulan güveni herkes için kalıcı hâle getirecek sistemi nasıl kuracağımızdır.

Son söz

Haberler değişir.

Gündem değişir.

İsimler değişir.

Ama yardım bekleyen insanların ihtiyaçları değişmez.

Bugün DMD’li bir çocuk…

Yarın SMA’lı bir bebek…

Başka bir gün kanser tedavisi gören bir hasta…

Ya da bir afetin ardından yardım bekleyen bir aile…

Hepsinin ortak ihtiyacı yalnızca maddi destek değildir.

Toplumun güven duygusunun korunmasıdır.

Çünkü güven, yalnızca bağışların değil; dayanışmanın, sivil toplumun ve ortak vicdanımızın da en kıymetli sermayesidir.

Yararlanılan Kaynaklar

  • T.C. Sağlık Bakanlığı, 2023–2027 Nadir Hastalıklar Sağlık Strateji Belgesi ve Eylem Planı
  • Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB), nadir hastalıklar ve genom çalışmaları
  • 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu
  • 5253 sayılı Dernekler Kanunu
  • İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü (DERBİS) istatistikleri ve dernek verileri.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir