1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Gülcihan Sinem Öztürk. Öğretmen, şair, yazarım. Hayatımın eğitim ve edebiyat olmak üzere iki güçlü damarının olduğunu söyleyebilirim. Bir tarafta öğretmenlik, proje ve eğitim teknolojileri alanında çalışmalar yürütüyor; dijital dönüşüm, yenilikçi öğrenme ortamları, öğretmen eğitimi ve projeler üzerine çalışıyorum. Diğer tarafta ise kelimelerle, şiirle ve edebiyatla kurduğum kişisel bir yolculuğum var.
Yazmak benim için sadece bir meslek ya da üretim biçimi değil; dünyayı anlamlandırma, insanı gözlemleme ve duygu ve hisleri sözcüklerle somutlaştırma biçimi.
2. Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Yazarlık ya da şairlik tek bir günde verilmiş bir karar değil. İlkokul üçüncü sınıftan beri kâğıt ve kalemle geçmişten bugüne süregelen bir dostluğum var. İlk çocukça şiirlerimi o dönemlerde yazmaya başladım. Lise yıllarımdan ise yazdığım şiirlerle dolu birkaç defterim günümüze ulaşanlardan, sonrasında da yazmayı hiç bırakmadım. Zaman içerisinde biriken duyguların, gözlemlerin ve anlatma ihtiyacının doğal bir sonucu şiir ya da deneme yazıları kaleme almak, kendimi ifade etme biçimim diyebilirim.
Özellikle insanı, ilişkileri, yalnızlığı, hayatın küçük ayrıntılarını ve insanın iç dünyasındaki yolculuğunu gözlemledikçe yazma ihtiyacım güçlendi. Bir noktadan sonra bazı duyguların konuşarak değil, yazarak daha doğru anlatılabildiğini fark ettim. Kırılma noktasından ziyade kendimi ve hislerimi ifade edebilmek adına kendi içimden dış dünyaya doğru başlattığım büyük bir dönüşüm yolculuğu diyebilirim.
3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Yazmaya başlamamı tek bir ana bağlamak yerine, küçük küçük biriken anların bütünü olarak görüyorum. Bazen bir insan, bazen bir cümle, bazen yaşanan bir olay, bazen de yalnızca zihnimde dolaşan bir düşünce yazının başlangıcı olabiliyor. Seçtiğim konuyu kendi anlam verebileceğim hale getirmek için çaba sarf ettiğim bir süreç olarak görüyorum şiiri ve yazmayı. Kalemi elime aldığımda çoğu zaman bir şeyi anlatmaktan önce onu anlamaya çalışıyorum.
4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okumak, yazarlığın görünmeyen yüzüdür. Okuduğumuz her kitap, duyduğunuz ya da karşılaştığımız her cümle, tanıştığımız her insan, küçük bir şiirin büyük kahramanları dil dünyamızda bir iz bırakıyor. Ancak zaman içerisinde insan kendi sesinin yankısını bulabiliyor ya da ifade arayışını belirliyor. Okuduklarım dışında kendi yaşantımı, gözlemlerimi ve dünyaya bakışımı yazı ve şiirlerime katmaya çalışıyorum. Bu nedenle kullandığım dilin duygusal bir tarafının olduğunu düşünüyorum. Duyguyla yazılan her mısranın ya da satırın insanların kalbine dokunduğunu düşünüyorum.
5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Öğretmenlik hayatım bu konuda çok önemli bir yere sahip. Her gün farklı insanlarla, çocuklarla, gençlerle ve farklı hayat hikâyeleriyle karşılaşmak insana çok geniş bir gözlem alanı sunuyor. Eğitim ortamında gördüğüm insan hikâyeleri, bireysel deneyimler ve hayatın içindeki küçük ayrıntılar zaman içerisinde yazılarımın ve şiirlerimin de esin kaynağı oldu. Farklı yerlerden öğretmenlerle birlikte bölümler halinde kaleme aldığımız öğretmen anıları ve kişisel gelişim kitapları oldu. Yayınlanan ilk eserlerimiz bunlar. Çok uzun bir bekleyiş sonrasında “bir gün bir şiir kitabı yazarım belki” dediğim anların vakti gelmiş olacak ki çocukluk hayalimi gerçekleştirmeye karar verdim.
6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazar ya da şair olmanın tek bir formülü yok. Fakat iyi bir yazarın öncelikle iyi bir gözlemci, iyi bir okuyucu ve yaşanmışlıkları biriktirdiği bir deneyim kumbarası olması gerektiğine inanıyorum. Yazmak kadar merak, düşünmek, sorgulamak, gözlemlemek ve her şeye rağmen vazgeçmeden yeniden yazmak, vazgeçmemek önemli. Bu konuda biraz tutkulu olmak gerekiyor. Ben bu tutkuyu sürdürüyor ve kendimi tek bir tür ya da tek bir anlatım biçimine hapsetmemeye çalışıyorum.
7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
Yazarlık ve şairlik yolculuğum içerisinde farklı ortak kitaplarda ve bireysel çalışmalarda yer aldım. Kitaplar arasında şiir kitaplarım “Antik Yalnızlıkta Antika Kadın”, “Kırlangıç Göçü Buğu” ve “Sevebilen Bir İhtimal”, eğitim temalı meslektaşlarımla birlikte kaleme aldığımız ortak çalışmalarda ise “Hayaller ve Gerçekler”, “Hedefler ve Engeller”, “Eğitim ve Oyun” ve “Eğitim ve Çocuk” kitapları kişisel gelişim ve eğitim alanında “Katre-i Hatıra 9” ve “Katre-i Hatıra 10” ise öğretmen anıları olarak yerini aldı. Yeni şiir kitabım “Sevebilen Bir İhtimal” ise edebiyat yolculuğumun yeni bir durağı. Bunların dışında farklı platformlarda kaleme aldığım birkaç deneme yazımda bulunmaktadır. Benim için her eser, yazarlık serüvenimde farklı bir dönemi ve süreci temsil ediyor.
8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etkenler nelerdir?
İnsan, yazdığım her şeyin merkezinde bir şekilde insan var. İnsanların birbirleriyle ilişkileri, çelişkileri, yalnızlıkları, umutları, kırgınlıkları, hayalleri, çocuklukları ve hayata tutunma biçimleri beni etkiliyor. Bunun yanında öğretmenlik mesleğim de yazdıklarımın önemli gözlem kaynaklarından. Çocuklar, eğitim, hayal gücü ve geleceğe dair düşünceler çoğu zaman yazdıklarıma yansıyor.
9. Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Yazarken her şeyi önceden kesin çizgilerle belirlemeyi tercih etmiyorum. Bir başlangıç noktası ve zihnimde oluşan ya da çoğu zaman derinden hissedilen bir duygu oluyor. Sonrasında yazma süreci şekillenebiliyor. Bazen yazmaya başladığınız karakter, başlangıçta düşündüğünüzden farklı bir yere gidebiliyor. Bence yazmanın en güzel taraflarından biri de bu. Tamamen sürprize açık bir kapı bırakıyorsunuz ve o kapı sonrasında gidilecek yolu siz çiziyorsunuz.
10. Size ilham veren şeyler nelerdir?
Hayat ve insanın kendisi. Bir konuşma, bir bakış, bir çocuk cümlesi, bir yolculuk, sessizlik, bir kitap, bir insanın yaşadığı hikâye, yaşanmışlıklar ve tabiki hisler ve duygular… Bazen çok sıradan görünen bir ayrıntı, zihnimde uzun süre kalıp bir metne dönüşebiliyor. Özellikle insanın görünmeyen dünyası bana ilham veriyor.
11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Zihnim sakinleştiği ve kendimle baş başa kalabildiğim zamanlarda daha üretken oluyorum. Yazmak için mutlaka özel bir ortam gerekmiyor. Bazen birkaç cümle not almak bile bir metnin başlangıcı olabiliyor. Bazen de sessiz sedasız bir ortam arayışı oluyor, kelimeler dışarıdaki gürültüyü sevmiyor. Beni en çok motive eden şey ise yazdığım bir metnin başka bir insanda karşılık bulması. Bir okurun “Bu cümlede kendimi buldum” demesi, bir yazar ya da şair için çok güçlü bir motivasyon. Neye odaklanıyorsanız kalem onu büyütüyor ve mercek altına alıyor.
12. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Bir kitabın “okunması gerektiğini” söylemekten çok, okuyucunun kendi nedenini bulmasını önemsiyorum. Kitaplarımda insanın kendisinden bir parça bulabileceği duygular, sorular ve hayatın içinden izler var. Okurun kitabı kapattığında yalnızca bir hikâye ya da şiiri değil, kendi hayatına dair bir düşünceyi de yanında götürmesini isterim.
13. Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Tek bir mesaj vermekten ziyade okuyucuda sorular bırakmayı seviyorum. Sevgi, yalnızlık, insan ilişkileri, umut, hayal, kırılganlık ve yeniden başlayabilmek yazılarımda ve şiirlerimde öne çıkan temalar arasında. Özellikle insanın bütün kırılganlıklarına rağmen hayata ve kendisine yeni bir ihtimal bırakabilmesi benim için önemli. Belki de şiir kitabım “Sevebilen Bir İhtimal” ismi de biraz bunu anlatıyor.
14. Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazmak bazen insanın kendisiyle yüzleşmesini gerektiriyor. Bir duyguyu kâğıda aktarmak, onu yeniden yaşamak gibi olabiliyor. Ayrıca öğretmenlik ve eğitim çalışmaları, şairlik, yazarlığı aynı anda yürütmek zaman yönetimini önemli hâle getiriyor. Bununla başa çıkmanın en önemli yolu ise benim için üretimi tamamen bırakmamak. Her gün uzun uzun yazamasam bile zihnimde birikenleri not etmek, okumaya devam etmek ve kendime zaman tanımak.
15. Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Kendimi yazmaya zorlamıyorum. Bazen yazamamak da yazma sürecinin bir parçası. Okuyorum, yürüyorum, insanları ve hayatı gözlemliyorum, başka işlerle ilgileniyorum. Bir süre sonra zihnimde yeni bir cümle mutlaka oluşuyor. Bazen de üzerinde çalıştığım metni bırakıp tamamen başka bir şey yazıyorum. Yazmak için zihne biraz alan bırakmak gerektiğine inanıyorum.
16. Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Vaktim olduğu sürece kitap fuarları, imza günleri, çeşitli söyleşiler, dost sohbetleri, etkinlikler ve dijital platformlar benim için önemli iletişim alanları. Özellikle okurla doğrudan buluşmayı çok değerli buluyorum.
17. Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?
Kitap fuarları, yazar ile okur arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyor. Bir kitabın raflarda ya da dijital ortamda görünmesinden farklı olarak, okurun karşınıza gelip kitabınızla ilgili düşüncesini paylaşması çok özel. Yazar açısından geri bildirim alma, okur açısından ise eserin arkasındaki insanla tanışma imkânı sunuyor. Bu nedenle kitap fuarlarını yalnızca satış yapılan alanlar olarak değil, edebiyatın insanlarla buluştuğu sosyo-kültürel ortamlar olarak görüyorum.
18. Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Edebiyat tarafında yeni şiir çalışmalarım ve üzerinde düşündüğüm bazı metinler var. Bunun yanında eğitim teknolojileri, yapay zekâ, dijital içerik üretimi, öğretmen eğitimi ve yenilikçi öğrenme ortamları üzerine de çalışmalarımı sürdürüyorum. Benim için edebiyat ve eğitim birbirinden tamamen ayrı alanlar değil. İkisinin ortak noktasında insan, öğrenme, hayal gücü ve üretme var. Gelecekte bu iki alanı daha fazla bir araya getiren çalışmalar ortaya koymak istiyorum.
19. Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Bir okurun yazdığım bir cümleden kendisine ait bir hikâye çıkarması beni çok etkiliyor. Özellikle “Bunu ben de yaşadım.” veya “Bu cümle bana bir olayı hatırlattı.” gibi geri dönüşler benim için çok kıymetli. Çünkü o noktada yazı ya da şiir artık yalnızca yazarın olmaktan çıkıyor ve okuyucunun hayatında yeni bir anlam kazanıyor. Bence edebiyatın en güzel taraflarından biri bu.
20. Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Okuma, yazma ve defalarca denemekten çekinmemeliler. Yazdıklarınız mükemmel olmak zorunda değil, zamanla kendi yazım tarzınız zaten oluşacaktır. Başka şair ya da yazarların üsluplarından okudukça etkilenmek doğal; fakat mutlaka kendi tarzlarını ve cümlelerini kurmaları gerekiyor. Eleştiriden korkmasınlar, yazdıklarını yeniden okumaktan çekinmesinler ve üretmek için uygun zamanı beklemesinler. Eleştiri sonraki yazı ya da şiirleri yapılandırır. Uzun bir sürecin ilk adımını atarak bu yolculukta en önemli şeyi tekrar kazanıyorsunuz belki de konuşarak ifade etmediğiniz kendi cümlenizi yeni satırlarla ya da mısralarla kaleme kâğıda fısıldıyorsunuz, duygu ya da his dünyasını daha somut bir hale getirmek gibi. Bu yönüyle yazılanlar insanın göremediğimiz yönünü gözler önüne seriyor.
Gülcihan Sinem ÖZTÜRK
Öğretmen, şair ve yazarım. Gaziantep’te ikamet ediyorum. Şiir ve deneme yazıları yazıyorum, fırsat buldukça sosyal kültürel alanda ve dijital ekosistem projelerinde aktif ve gönüllü çalışmalar yapmayı seviyorum.

