VARYASYON KALEMLER DERGİSİ
RÖPORTAJ
Yekta Kaya
1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Yekta Kaya kimdir? Aslında ben de zaman zaman kendime bu soruyu soruyorum. Elbette yeryüzündeki her insan gibi dünyanın bir köşesinde doğmuş ve bugün hâlâ yeryüzünde yürümekte olan biriyim. Bir adım, bir hayat, bir hikâye… Beni diğer insanlardan ayıran şeyin ne olduğunu düşündüğümde ise buna kesin bir cevap verebildiğimi söyleyemem.
İnsan kendisini tanımlama çabası, kendisini tanıma yolculuğunun hiç bitmeyen bir parçası. Ben de hâlâ o yolculuğun içindeyim. Yazmak ise bu yolculukta bana eşlik eden en güçlü şeylerden biri oldu.
Bu yüzden kendimi yalnızca “yazar” kelimesiyle tanımlamak bana biraz eksik geliyor. Yazarlık benim için bir unvandan çok, gördüklerimi, hissettiklerimi ve üzerine düşündüğüm şeyleri anlamlandırma biçimi. Bir sorunun peşinden gidiyorum, bir düşüncenin, bir de henüz adını koyamadığım bir hissin. Sonunda bunlar kelimelere, kitaplara ve hikâyelere dönüşüyor.
Bugün “Yekta Kaya kimdir?” diye sorulduğunda verebileceğim en dürüst cevap şu: Kendini hâlâ tanımaya çalışan ve bu yolculuğu yazarak sürdüren bir insan.
2. Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Yazarlığa adım atmamın asıl kırılma noktası, bazı bilgilerin yalnızca benim zihnimde kalmaması gerektiğini düşünmem oldu. Var olan bazı bilgilerin insan bilincine ulaşması gerektiğine inandım. Çünkü bu bilgilerin yalnızca bilinmekle kalmayıp, insanın kendisine ve hayatına bakışını değiştirebileceğini düşündüm.
O noktadan sonra yazmak benim için yalnızca içimde olanı ifade etmenin bir yolu olmaktan çıktı. Ulaştığımı düşündüğüm bilgileri insanlarla paylaşmanın ve onların da kendi hayatlarında bu bilgilerin karşılığını bulmasına alan açmanın bir yolu hâline geldi.
3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Bunun tek bir anı yoktu. İçimde uzun zamandır taşan bir nehir vardı ve zamanla o nehir kendine bir yol buldu. Bunun yanında, yıllar boyunca gördüğüm bazı rüyaların da üzerimde bıraktığı bir etki olduğunu düşünüyorum. Rüyalarımda, adını koyamadığım bir bilinç tahtaya alfabeler ve harfler yazardı. Ben yalnızca izlerdim. Bunun ne anlama geldiğini bugün bile kesin olarak söyleyemem. Bu, zihnimin ürettiği bir görüntü olabilir; içimde zaten var olan ve henüz kelimelere dönüşmemiş şeylerin bir yansıması da.
Ama bildiğim bir şey var: İçimde taşan o şey ile bu rüyaların bende bıraktığı etki birleştiğinde, kalem benim için yalnızca yazı yazdığım bir araç olmaktan çıktı. İçimde olanı dışarıya taşımanın yolu oldu.
4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Bunu kesin olarak söyleyebileceğimi düşünmüyorum. Çünkü insanın bugün nasıl yazdığını yalnızca okuduklarıyla açıklamak bana eksik geliyor. Benim yazma biçimimin nereden beslendiğini düşündüğümde; yaşadıklarım, gözlemlerim, içimde taşıdığım sorular, gördüklerim ve rüyalarım bile bunun içinde. Çocukluğumda kitaplarla elbette bir ilişkim vardı ama “bugünkü dilimi ve üslubumu onlar oluşturdu” diyemem. Bazı izler bırakmışlardır, bunu kesin olarak bilemem. Ben daha çok, yıllar boyunca içimde biriken şeylerin zamanla kendine bir anlatım biçimi bulduğunu düşünüyorum.
5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Aslında bunu tek bir deneyime bağlayamam. Beni yazarlığa yönelten şey, daha çok güçlü bir düşünceydi: Var olan bazı bilgilerin insan bilincine ulaşması gerektiğini düşündüm. Çünkü bu bilgilerin yalnızca bilinmekle kalmayıp, insanın kendisine ve hayatına bakışını değiştirebileceğine inanıyorum.
Dolayısıyla benim için yazarlık, yalnızca kendimi ifade etme isteğinden doğmadı. Ulaştığını düşündüğüm bazı bilgileri insanlarla paylaşma ve onların da kendi hayatlarında bu bilgilerin karşılığını bulabilmesine alan açma isteğiyle şekillendi.
6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bana göre iyi bir yazar olmanın ilk şartı, kalemi eline almadan önce dünyayı iki kolunun arasına sığdırabilecek kadar geniş bir görüşe sahip olmaktır. Çünkü yazar yalnızca kendisine benzeyeni, kendisine yakın olanı ya da kendi penceresinden gördüğünü anlatmamalı; yaşamın bütününü görebilmeli.
Ben dünyayı ayrımlara bölmek yerine, bütününü aynı kucağın içinde görebilmeyi önemsiyorum. İnsan, doğa, madde, yaşam, ölüm, farklı düşünceler ve bütün zıtlıklarıyla varoluş… Hepsine aynı genişlikte bakabilmek gerektiğine inanıyorum.
Benim yöntemim de önce bakmak, gerçekten görmek, sorgulamak ve anlamaya çalışmak oldu. Çünkü kalem ancak görüş genişlediğinde, dünyayı anlatabilecek kadar genişleyebilir.
7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitabım Hayat Aşkla Var Olur. Ardından Uyuyan İnsanın Kadim Sırrı geldi. Bu iki kitap, bilinç ve kanal bilgileri üzerine kurduğum bir serinin parçaları. Serinin üçüncü kitabını da şu anda yazıyorum.
Bunun yanında Son Nefesten Sonra ile başlayan, üç kitaplık bir roman serim var. Bu serinin kitapları da hazır ve kendi bütünlüğü içinde ilerliyor; şu anda doğru zamanı bekliyorum.
Bunların dışında, henüz adını ve ayrıntılarını paylaşmak istemediğim, farklı bir anlatı biçimi üzerine kurduğum başka bir serim daha var. Bu serinin de ilk kitabı tamamlandı.
Dolayısıyla çalışmalarımı tek bir tür içinde değil, birbirinden farklı üç anlatı alanında ve her biri kendi içinde ilerleyen seriler halinde sürdürüyorum.
8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Temelde beni yönlendiren şey sevgi. Fakat burada sevgiyi yalnızca iki insan arasındaki bir duygu olarak görmüyorum. İnsanla insanı, insanla yaşamı ve insanla varoluşu birbirine bağlayan daha büyük bir hâlden söz ediyorum.
Bunun yanında insanın kendi varlığını ve bilincini keşfetme yolculuğu da beni sürekli besliyor. Bir konuyu yalnızca anlatmakla yetinmekten çok, onun altında duran şeyi anlamaya çalışıyorum. Çünkü bir sorunun peşinden gittiğinizde, sizi başka bir soruya ve sonunda kendinize götürdüğünü fark ediyorsunuz.
Kitaplarımın temelinde de bu var: Sevginin içinden bakarak insanı, bilinci ve varoluşu anlamaya çalışmak.
9. Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Bir roman yazarken karakterlerin kaderini baştan sona kesin biçimde belirleyebildiğimi düşünmüyorum. Romanın oluşma biçimi zaten bilinçle birleşip dışa aktarılan özgün bir süreç. Başlangıçta karakterin nasıl davranacağına, nereye gideceğine dair bir karar verebilirsiniz; fakat hikâye ilerledikçe karakter de sizi şaşırtabilir.
Kendi verdiğinizi düşündüğünüz bir kararın, karakterin gelişimiyle birlikte değiştiğini görüyorsunuz. Bu nedenle benim için hem yazarın yön verdiği hem de karakterin kendi yolunu açtığı iki durum da mümkün. Hatta karakterin aldığı karar, sizin başlangıçta verdiğiniz kararı değiştirebiliyor.
10. Size ilham veren şeyler nelerdir?
Benim için ilhamı yalnızca dışarıda gördüğüm bir şeyle açıklamak mümkün değil. Çünkü bana göre var olan her şey, yaratılmışlığın içindeki büyük bir anlatının parçası. Bir insanın nefesi, gökyüzü, bir yıldız, doğanın işleyişi, insanın zihni ve bütün bunların birbirleriyle kurduğu ilişki…
Bu yüzden ilhamı tek tek nesnelerde ya da olaylarda aramıyorum. İlhamın kaynağını, bütün bunları var eden Yaradan’ın kendisinde görüyorum. Ben yalnızca bakıyorum, fark ediyorum ve gördüklerimin bende uyandırdığı düşünceleri kelimelere dönüştürüyorum.
Benim için yazmak da biraz bununla ilgili: Var olanı yeniden yaratmak değil, var olanın içindeki anlamı fark edip görünür hâle getirmek.
11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Benim için üretkenliğin belirli bir saati yok. Fakat yalnızlık ve tam anlamıyla yoğunlaşabilmek, yazma sürecimin neredeyse vazgeçilmez bir parçası. Dışarıdan gelen uyaranlardan uzaklaşıp yalnızca yazıya ve zihnimde oluşan dünyaya yoğunlaşabildiğimde daha farklı bir hâle geçiyorum.
Özellikle zamanın da yazdıklarım üzerinde bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Güneş doğmadan yaklaşık bir saat önce içinde bulunduğum ruh hâliyle günün herhangi bir saatindeki ruh hâlim aynı değil. Dolayısıyla aynı düşünce bile farklı bir zamanda bende başka bir yansıma oluşturabiliyor.
Beni motive eden şey ise yazının kendisinden çok, içimde oluşan şeyi dışarıya aktarabilme duygusu. Bir şey zihnimde ve içimde beliriyorsa, onun kelimelere dönüşmesini görmek benim için başlı başına bir motivasyon.
12. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Bir yazar, kitabını yazıyorsa elbette okunmasını istediği için yazıyordur. Benim kitaplarım da yalnızca “Bakın, bir kitap yazdım ve içinde ilginç bilgiler var.” demek için yazılmadı.
Yaşamımız boyunca bize öğretilenleri hayatın kendisi sanarak yaşadığımız ve adına özgürlük dediğimiz bu düzenin içinde, aslında çok daha farklı bir gerçekliğin bulunduğunu göstermek için yazıldı. İnsanın kendisini, bilincini ve varoluştaki yerini yeniden sorgulamasını istiyorum. Çünkü varoluşun kaynağına doğru indiğimizde, bu sorgulamaya ve bu farkındalığa ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Bu nedenle kitaplarımın, hayatı yalnızca kendisine öğretilen biçimiyle yaşamak istemeyen ve “Bildiğim sandığım şey gerçekten bütün gerçeklik mi?” diye sorabilen insanlara ulaşmasını isterim.
13. Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kitaplarımın merkezinde insanın kendisini ve varoluştaki yerini sorgulaması var. Bana göre insan, kendisine öğretilen kimliklerin, sınırların ve kabullerin ötesine bakmadığı sürece kendisini gerçekten tanıyamaz.
Benim için asıl mesele, insana hazır bir cevap vermek değil; onun daha önce sormadığı soruları kendisine sordurabilmek. Çünkü insan kendi bilincine doğru ilerledikçe, hayatı ve kendisini algılama biçimi de değişmeye başlıyor.
Sevgi de kitaplarımın temelinde yer alan önemli bir unsur. Fakat burada sevgiyi yalnızca insanlar arasındaki bir duygu olarak değil, insanı yaşamla ve varoluşla birbirine bağlayan daha geniş bir hâl olarak ele alıyorum.
Kitaplarımın vermek istediği temel mesaj ise şu: İnsan, bildiğini sandığı şeylerin ötesine bakmayı göze aldığında kendisine dair bambaşka bir kapı açabilir.
14. Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazmanın benim için en zor yanı, zihnimde ve içimde oluşan şeyi tam olarak kelimelere aktarabilmek. Çünkü bazı düşünceler yalnızca bir cümleden ibaret değil; arkasında başka düşünceler, sorular ve anlamlar taşıyor. Onları eksiltmeden anlatabilmek benim için önemli.
Bir diğer zor tarafı ise yazdığınız şeyin sizden çıktıktan sonra artık yalnızca size ait olmaması. Okuyucu kendi deneyimi ve bakış açısıyla onu yeniden anlamlandırıyor. Bu da yazarı, anlattığı şeyin sorumluluğunu daha fazla düşünmeye yöneltiyor.
Ben bunların üstesinden, yazmaya devam ederek geliyorum. Bir metnin hemen tamamlanmasını beklemiyorum. Üzerinde düşünüyor, tekrar dönüyor ve içimdeki düşünceyle kelimelerin birbirine gerçekten uyduğu noktayı bulmaya çalışıyorum. Çünkü benim için yazmak yalnızca üretmek değil, anlatmak istediğim şeyi doğru biçimde aktarabilmek.
15. Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Aslında bunun için özel olarak bir şey yapmıyorum. Kendimi zorlamıyorum. Yazmak gelmiyorsa, yazmaya çalışmak yerine hayatın kendi akışına devam ediyorum. Çünkü bir tıkanıklığın da kendi zamanı olduğunu düşünüyorum.
Zaman konusunda da kendime bir sınır koymuyorum. Bunun bir gün sürmesiyle yirmi yıl sürmesi arasında benim için bir fark yok. Beklemeyi ve acele etmemeyi öğrendim. Yazının da kendi zamanında yeniden akacağına güveniyorum.
Bunun karşılığını yazarken çok açık ve bildiğim bir şekilde aldım. Ne zaman bir şeyi zorlamak yerine kendi zamanını beklediysem, ortaya çıkan şeyin çok daha doğru bir yere oturduğunu gördüm. Bu yüzden tıkanıklığı aşılması gereken bir engel olarak değil, kendi akışına bırakılması gereken bir süreç olarak görüyorum.
16. Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Açıkçası bu konuda klasik anlamda büyük organizasyonlar yapan bir yazar değilim. Kitaplarımı yazana kadar dış dünyayla iletişimim oldukça sınırlıydı. Daha çok kendi iç dünyamda yaşayan, düşünen ve üreten biriydim.
Kitaplarımı yazdıktan sonra ise bunun yalnızca kendi içimde kalmaması gerektiğini fark ettim. İnsanlara ulaşabilmek ve yazdıklarımı paylaşabilmek için sosyal medyayı kullanmaya başladım. Şu anda benim için sosyal medya yalnızca kitaplarımı tanıtacağım bir alan değil; düşüncelerimi, sorgulamalarımı ve yazarlık yolculuğumu insanlarla paylaşabildiğim yeni bir iletişim alanı.
Henüz bu yolun başındayım. Bu nedenle yaptığım şeyleri olduğundan daha büyük göstermeyi doğru bulmuyorum. Şu anda asıl yaptığım, yazdıklarımı dış dünyaya taşımayı ve okuyucuyla gerçek bir iletişim kurmayı öğrenmek.
17. Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarında gerçekleşen okur-yazar buluşmalarını hem okuyucu hem de yazar açısından çok kıymetli buluyorum. Çünkü bir yazarın kurduğu dünyanın yalnızca kendi zihninde ve kitabın sayfalarında kalmadığını, o dünyanın içinde yaşayan kahramanların okuyucunun zihninde de hayat bulduğunu görmenin çok özel bir tarafı var.
Kurduğunuz dünyanın yaşayan kahramanlarıyla karşılaşmak gibi. Yazarken yalnızca kelimelerden oluşan bir dünya kuruyorsunuz; okuyucuyla karşılaştığınızda ise o dünyanın başka bir insanın zihninde nasıl hayat bulduğunu görüyorsunuz.
Bu nedenle bu buluşmaların yalnızca kitapların tanıtıldığı etkinlikler olduğunu düşünmüyorum. Yazarın kurduğu dünya ile okuyucunun kurduğu dünyanın birbirine değdiği çok kıymetli bir alan.
18. Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet. Hem devam eden kitap serilerim hem de üzerinde çalıştığım yeni projelerim var. Fakat benim için bunlar yeni bir keşfin başlangıcı değil. Asıl keşif yolculuğum çok daha önce başladı.
Şimdi geldiğim noktada yapmak istediğim şey, uzun zamandır üzerinde çalıştığım, düşündüğüm ve yazıya dönüştürdüğüm bu dünyaları yalnızca kendi içimde tutmamak; onları kitaplar, farklı anlatılar ve yeni projeler aracılığıyla dünyayla buluşturmak.
Önümde hâlâ keşfedilecek çok şey olduğunu düşünüyorum. Fakat artık benim için mesele yalnızca keşfetmek değil, keşfettiğim şeyleri doğru biçimde dünyaya aktarabilmek.
19. Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Beni en çok etkileyen geri dönüşler, okuyucuların kitaplarda kendilerine ait bir şey bulduklarını ve bunun kendi hayatlarında bir karşılık oluşturduğunu söylemeleri oldu.
Çünkü benim için mesele hiçbir zaman yalnızca bir şey anlatmak ya da “ben ne biliyorum” demek olmadı. Asıl mesele, bir insanın kitabı okurken kendisiyle karşılaşabilmesi. Kendi sorusunu bulması, kendi hayatına başka bir yerden bakabilmesi ve içinde daha önce açılmamış bir alanın açılması.
Bana ağlayarak yazan, uzun zamandır taşıdığı bir sorunun karşılığını kitapta bulduğunu söyleyen okuyucular oldu. Kitapların hayatlarında farklı bir alan açtığını, kendilerine başka türlü bakmaya başladıklarını anlatanlar oldu. Bu samimiyetin kendisi benim için çok kıymetli.
Bütün bu geri dönüşlerde beni asıl duygulandıran şey, “benim kitabım”ın bir başkasının hayatında “onun hikâyesine” dönüşmesi. Çünkü yazının gerçek yolculuğunun da tam olarak burada başladığını düşünüyorum.
20. Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Bir tavsiyeyi tek bir cümleye sığdırmak benim için oldukça zor. Çünkü yazarlık, bana göre yalnızca yazmayı öğrenmekten ya da bir kitap üretmekten ibaret değil. Çok daha geniş bir arayışın parçası.
Yine de tek bir şey söylemem gerekirse, aramaktan vazgeçmemelerini söylerdim. Çünkü üretmek, yalnızca ortaya bir eser koymak değil; insanın kendisini, dünyayı, gördüklerini ve henüz göremediklerini sürekli araştırmasıdır.
Bir yazarın yolculuğu bana göre bir yere varmakla bitmiyor. Her bulduğunuz cevap başka bir sorunun kapısını açıyor. Bu yüzden kendilerine hazır bir yol aramak yerine, kendi sorularının peşinden gitmelerini isterdim.
Çünkü edebiyatın içinde tek bir doğru yol yok. Herkes kendi arayışının içinden kendi sesini buluyor.


1 Comment