RÖPORTAJ:ABDÜLSAMET KAYACI

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

 Ben Abdülsamet Kayacı. 1996 yılında İstanbul’da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi burada tamamladım. Ardından Kuleli Askeri Lisesi’nden mezun oldum. Sonrasında İstanbul Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği bölümüne geçiş yaptım. Mezun olduktan sonra askerlik görevimi yerine getirdim ve aile şirketi olan Erhal Plastik firmasında çalışmaya başladım. Dış Ticaret bölümünün sorumluluğunu üstlenmekteyim.

Kitap yazmaya ise henüz lise yıllarındayken hayalini kurduğum bir karakter ile ilgili küçük küçük parçalar yazarak başlamış oldum. Üniversite yıllarının başlarında bunları birleştirip bir kitap haline getirmeye, hatta bu kitapları da birleştirerek bir evren oluşturma fikrine dönüştü.


2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

 Sanırım asıl kırılma noktası, zihnimde oluşturduğum hikâyelerin artık yalnızca benim zihnimde kalmasını istemediğimi fark etmemdi.

İnsan bazen bir fikir kuruyor, sonra başka bir fikir onun üzerine ekleniyor. Karakterler oluşuyor, geçmişleri oluşuyor, dünyanın kendi kuralları ortaya çıkıyor. Bir noktadan sonra o hikâye sizin kafanızdaki küçük bir düşünce olmaktan çıkıyor.

HAN’da benim için tam olarak böyle oldu. Bir süre sonra “Bunu gerçekten yazmalıyım.” dedim. Çünkü yazmazsam yarım kalmış bir şey bırakıyormuşum gibi hissediyordum. Kısaca kuralları sizin belirlediğiniz bir dünya oluşturma fikri beni en çok motive eden şeydi.

3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Tek bir ana bağlamam zor. Daha çok uzun süre biriken düşüncelerin sonucu diyebilirim.

Ama özellikle bir örnek vermek gerekirse, izlemiş olduğum bir filmin ardından kendim de böyle bir evren oluşturmak istediğimi ve bunu yapabileceğime olan inancımın yeterli olduğunu hissettim. O gece sanırım hikayenin ana iskeletini oluşturacak kadar yazmıştım 🙂

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Elbette. Çünkü o zamanlarda okumuş olduğum eserler, okurken gözümüzün önünde sahnelerin veya karakterlerin nasıl canlandığını gösterdi. Merak ettiren ve her sayfada bir sonraki sayfada “Acaba ne olacak?” dedirten eserlerin nasıl sürükleyici olabileceğini gösterdi.

Bu yüzden bende yazarken, okuyan kişinin sanki bir filmi okuyormuş gibi hissetmesini sağlamak üzerine çalışmalarımı yürüttüm. Gizem ve esrarengiz olaylarını da kendim de sevdiğim için hikaye akışlarına mutlaka ekledim.

 5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

 Aslında önce “Yazar olmaya karar verdim.” deyip ardından kitap yazmadım. Önce hikâyeyi yazmaya başladım, sonrasında yazarlığın hayatımın bir parçasına dönüştüğünü fark ettim.      HAN ilerledikçe araştırma yapmak, karakterlerin geçmişlerini oluşturmak, olayların birbirleriyle bağlantısını kurmak ve oluşturduğum dünyanın kurallarını belirlemek beni giderek daha fazla içine çekti.

Sonra şunu fark ettim: Ben yalnızca bir kitap bitirmek istemiyorum. Anlatacak başka hikâyelerim de var.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

 Bence iyi bir yazar olmanın ilk şartlarından biri merak etmek. İkincisi gözlemlemek. Üçüncüsü ise sabretmek.

Çünkü güzel bir fikir tek başına güzel bir kitap oluşturmuyor. O fikrin üzerine düşünmeniz, araştırmanız, bazen yazdığınız bir bölümü silip yeniden başlamanız gerekiyor.

Ben kendi adıma özellikle kurduğum dünyanın kendi içerisinde tutarlı olmasına dikkat ettim. Fantastik veya bilim kurgu unsurları kullanabilirsiniz; ancak okuyucuya sunduğunuz dünyanın da kendi mantığı olmak zorunda. Okuyucu “Bu gerçek olabilir mi?” demese bile en azından “Bu dünyanın içerisinde bu mümkün.” diyebilmeli.

Benim için önemli olan noktalardan biri bu oldu.

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

 Yayımlanan ilk kitabım HAN: İlklerin Şafağı.

Aynı zamanda bu kitap benim için yalnızca tek başına bir hikâye olarak düşünülmedi. Adındaki “İlklerin Şafağı” ifadesi de aslında bunun küçük bir işaretini taşıyor.

HAN evreninde anlatmak istediğim daha çok şey var. Bu nedenle bu kitabı bir son değil, büyük bir hikâyenin açılan ilk kapısı olarak görüyorum.

Başka yayınlanan bir kitabım henüz yok.

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Beni en fazla etkileyen şeylerden biri, geçmiş ile geleceği aynı hikâyenin içerisinde buluşturabilme fikri.

Tarih, genetik, insanın kökeni, miras aldığımız özellikler, bilim, kader ve insan iradesi gibi konular beni çok düşündürüyor.

HAN’da da bunların izlerini görmek mümkün. Ancak benim amacım bunları okuyucuya ders anlatır gibi vermek değil. Öncelikle sürükleyici bir hikâye anlatmak istiyorum. Okuyucu kitabı kapattıktan sonra bazı şeyleri düşünmeye devam ediyorsa, benim için hikâyenin ikinci aşaması orada başlıyor.

 9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?  

Ana hikâyenin nereye gideceğini büyük ölçüde biliyorum. Özellikle önemli kırılma noktaları ve karakterlerin ulaşmasını istediğim bazı yerler önceden zihnimde oluyor. Çünkü ilk eserim bir nevi benim hayatımdan esinleniyor 🙂

Ama oraya nasıl ulaşacakları her zaman planladığım şekilde gerçekleşmiyor.

Bazen bir karakteri yazarken ona verdiğiniz kişiliğin, sizin planladığınız davranışla uyuşmadığını fark ediyorsunuz. O noktada karakter size adeta “Ben bunu yapmam.” diyor.

İşin en keyifli taraflarından biri de bu. Bir süre sonra karakterleriniz sizin oluşturduğunuz kişiler olmaktan çıkıp kendi kararlarını verebilecek kadar belirgin kişiliklere dönüşüyor.

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

Tarih, bilim, mitoloji, insan psikolojisi, günlük hayatta karşılaştığım insanlar, izlediğim filmler, okuduğum şeyler ve bazen çok küçük bir ayrıntı…

İlhamın nereden geleceğini gerçekten bilemiyorsunuz.

Bazen okuduğunuz tarihî bir olay, bazen bilimsel bir makaledeki küçücük bilgi, bazen de yolda yürürken gördüğünüz sıradan bir şey koca bir sahnenin başlangıcı olabiliyor.

Ben özellikle birbirinden çok uzak görünen iki konunun arasında bağlantı kurmayı seviyorum. Çünkü bence özgün fikirlerin önemli bir kısmı tam olarak o kesişim noktalarında ortaya çıkıyor.

11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

 Benim üretkenliğim saatten ziyade zihinsel yoğunluğuma bağlı.

Bir sahne kafamda netleştiğinde onu yazmadan rahat edemiyorum. Bazen gün içerisinde başka bir işle uğraşırken bile zihnimin arka tarafında hikâye devam ediyor. Hatta kağıda dökmezsem başımı ağrıttığı oluyor.

Beni en fazla motive eden şeylerden biri ise kafamda gördüğüm bir sahnenin yazıya döküldüğünde istediğim etkiyi verdiğini hissetmek. Bir de okuyucunun benim hayal ettiğim dünyaya gerçekten girdiğini görmek çok farklı bir motivasyon.

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

 Bence bir kitabı neden okuması gerektiğine en sonunda okuyucu karar vermeli. Fakat HAN’ın nasıl bir deneyim sunduğunu söyleyebilirim.

HAN: İlklerin Şafağı; bilim, tarih, gizem, aksiyon ve fantastik unsurların birbirine karıştığı bir hikâye.

Ama kitabın merkezinde yalnızca olağanüstü olaylar yok. Kim olduğunu anlamaya çalışan genç bir insan, sorumlulukları, arkadaşlıkları, seçimleri ve kendisinden çok daha büyük bir gerçekle karşılaşması var.

Okuyucu gizemleri çözmeyi, teoriler üretmeyi ve hikâye ilerledikçe daha önce gördüğü küçük ayrıntıların aslında başka anlamlar taşıdığını fark etmeyi seviyorsa HAN’da kendisine göre çok şey bulacağını düşünüyorum.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

HAN’ın temelinde benim için çok önemli bir soru var: İnsan kendisine bırakılan mirasın sonucu mudur, yoksa kim olacağını kendi seçimleriyle mi belirler?

Geçmişimiz bizi etkiler. Ailemiz, yaşadıklarımız, toplumumuz, tarihimiz ve bizden önce gelen insanların bıraktıkları üzerimizde izler oluşturur. Fakat bütün bunların içerisinde hâlâ seçim yapan kişi biziz.

Oğuz’un yolculuğunda da kader, sorumluluk, aidiyet, dostluk, güç ve seçim kavramlarının önemli bir yeri var.

Bir de herkesin kendi içinde olan cevheri ne kadar zor olsa da bulabileceğini anlatır.

14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

En zor taraflarından biri zihninizde çok net gördüğünüz bir şeyi aynı güçle kelimelere aktarabilme mücadelesi. Kafanızdaki sahne mükemmel olabilir. Karakterin yüzünü, ortamı, sesi, her şeyi görürsünüz. Fakat okuyucunun elinde yalnızca sizin yazdığınız kelimeler vardır.

Bir diğer zorluk ise tutarlılık. Özellikle kendi evreninizi oluşturuyorsanız söylediğiniz küçücük bir bilgi ileride başka bir olayı etkileyebilir.

Ben bununla mümkün olduğunca araştırarak, geri dönüp kontrol ederek ve gerektiğinde yeniden yazarak başa çıkmaya çalışıyorum.

15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

 Kendimi zorlayarak masa başında saatlerce oturmanın her zaman çözüm olduğuna inanmıyorum.

Bazen hikâyeden biraz uzaklaşmak gerekiyor. Başka bir şeyle ilgileniyorum, araştırma yapıyorum veya sadece kafamda karakterleri düşünmeye devam ediyorum.

İlginç olan şu ki çözüm çoğu zaman yazmaya çalışmadığınız anda geliyor.

Bir anda “Burada aslında şöyle olması gerekiyor.” diyorsunuz ve düğüm çözülüyor.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

 Bu konuda özellikle sosyal medyanın gücünden yararlanmaya çalışıyorum. Kitaptaki dünyanın atmosferini yansıtan görsel ve işitsel içerikler hazırlamak, okuyucunun kitapla karşılaşmadan önce bile o dünyanın havasını hissetmesini sağlamak hoşuma gidiyor.

Aslında bu röportaj da bunun güzel örneklerinden biri. Bir kitabı yazdıktan sonra süreç bitmiyor; onu okuyucuyla buluşturmak da hikâyenin başka bir aşaması.

Ayrıca bu bir yazar olarak ilk röportajım 🙂

17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

 Bir yazar kitabını yazarken çoğunlukla yalnızdır. Aylar boyunca karakterlerle, sahnelerle ve kendi düşünceleriyle baş başadır.

Sonra bir gün hiç tanımadığınız biri karşınıza gelip sizin aylarca zihninizde yaşayan bir karakter hakkında konuşmaya başlıyor.

Bence bunun çok özel bir tarafı var.

Fuarlar bu yüzden yalnızca kitabın tanıtıldığı veya imzalandığı yerler değil. Yazar ile okuyucu arasındaki mesafenin ortadan kalktığı yerler. Okuyucunun ne hissettiğini doğrudan görebilmek yazar için de sonraki çalışmalar açısından çok değerli.

18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

 Evet. Öncelikle HAN evreninde anlatmak istediğim hikâye İlklerin Şafağı ile bitmiyor. Aksine bazı şeyler daha yeni başlıyor.

İlk kitapta okuyucunun karşılaştığı bazı olayların, kişilerin ve hatta küçük görünen bazı ayrıntıların arkasında henüz anlatılmamış çok daha büyük bir yapı var.

Bunun yanında HAN’ı yalnızca klasik roman formatıyla sınırlı düşünmüyorum. Bu evrenin görsel anlatıya çok uygun olduğunu düşünüyorum. Çizgi roman başta olmak üzere farklı anlatım biçimlerini de keşfetmek istiyorum.

Uzun vadede hayalim, okuyucunun yalnızca bir kitap okumadığı; karakterleri, tarihi ve kendi kuralları olan yaşayan bir evreni keşfettiği bir yapı oluşturmak.

19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

 Beni en çok mutlu eden geri dönüşler, okuyucuların hikâyenin devamıyla ilgili teori üretmeye başlamaları oluyor.

Çünkü o zaman şunu anlıyorsunuz: Okuyucu yalnızca yazdığınız cümleleri okumamış, o dünyanın içerisine girmiş.

Bazen benim özellikle küçük bıraktığım bir ayrıntının fark edilmesi veya bir karakter hakkında hiç beklemediğim bir yorum yapılması beni şaşırtıyor.

Bir yazar için kendi zihninde oluşturduğu dünyanın başka bir insanın zihninde yaşamaya başladığını görmek gerçekten çok farklı bir duygu.

20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Henüz ben de çok başında olduğum için, yeni başlayanlara öneri demeyelim. Bir çağrı olarak nitelendirelim ve şöyle diyelim:

“Girince alışıyorsun, ama sonra çıkamıyorsun…”

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir