RÖPORTAJ:BÜŞRA HOŞGÖR KUTLU

1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Büşra Hoşgör Kutlu. Çocuk gelişimciyim ve aynı zamanda özel eğitim alanında yüksek lisans eğitimime devam ediyorum. US Çocuk Dil Konuşma ve Ergoterapi Merkezi’nin kurucu ortaklarından biriyim. Yaklaşık iki yıldır da kendi ofisimde çocuklar ve ailelerle danışmanlık çalışmalarımı sürdürüyorum.

Çocuklarla çalışırken farklı materyallerden faydalanmak zaten mesleğimin doğal bir parçası. Ancak özellikle sosyal beceriler alanında çalışmaya başladıkça var olan materyallerin her zaman çocukların ihtiyacını karşılamadığını fark ettim ve zamanla kendi materyallerimi oluşturmaya başladım.

Bugün sosyal beceriler üzerine dijital oyunlar tasarlıyor; çocukların arkadaşlık ilişkileri, kaygı, öfke, hayal kırıklığı, anlaşmazlık gibi konuşmakta zorlanabildikleri sosyal ve duygusal süreçleri daha keyifli, güvenli ve konuşulabilir hâle getirmeye çalışıyorum. Benim için temel amaç, çocuğa yalnızca ne yapması gerektiğini anlatmak değil; yaşadığı şeyi anlamlandırabileceği bir alan oluşturmak.

2. Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Sanırım ilk tohum üniversite yıllarında atıldı. Çocuk edebiyatıyla yakından ilgilenen ve bu alana olan sevgisini bize de hissettiren çok kıymetli bir hocam vardı. Onun ilgisi zamanla beni de içine çekti. Başlangıçta çocuk kitaplarını toplamak benim için güzel bir hobiye dönüştü.

Sonrasında çocuklarla çalışmaya başlayınca kendime şunu söylerken buldum: “Benim de anlatmak istediğim hikâyeler var. Üstelik seanslarda ihtiyaç duyduğum bazı hikâyeleri bulamıyorum.”

Böylece küçük küçük denemeler yazmaya başladım. Aslında yazarlığa geçişim bir anda alınmış bir karar değil; mesleki ihtiyaçlarımın, çocukların bana öğrettiklerinin ve çocuk edebiyatına duyduğum ilginin zaman içerisinde birleşmesiyle oluşan doğal bir süreçti.

3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Aklımda hikâyeler vardı fakat henüz onlara eşlik edecek bir karakterim yoktu. O dönemde dijital oyunlar hazırlamaya başlamıştım. Başlangıçta bunlar birkaç küçük denemeydi ancak çocukların oyunlara ilgisini gördükçe bu alanı geliştirmeye başladım.

Çalıştığım çocuklar sosyal beceriler alanında çoğu zaman kaygı, korku, öfke, hayal kırıklığı gibi zorlayıcı duygularla karşılaşıyorlar. Zaten yaşaması güç olan bir deneyimi doğrudan konuşmak da onlar için her zaman keyifli olmuyor. Fakat sevdikleri çizgi film karakterleri ya da hayalî karakterler sürece dâhil olduğunda kendilerini çok daha rahat ifade edebildiklerini gözlemledim.

İşte o zaman, “Benim de çocukların bağ kurabileceği bir karakterim olsa nasıl olur?” diye düşünmeye başladım ve Oly ortaya çıktı.

Tek bir kırılma anından söz edemem aslında. Fakat çocukların Oly ile bağ kurarak zorlandıkları olayların üzerinden geçebildiklerini, onun hikâyeleri aracılığıyla kendi yaşadıklarını anlatabildiklerini gördükçe Oly’nin hikâyesini daha fazla çocuğun duymasını istedim.

4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Çocukluğumdan bugüne hikâyelerin insanın zihninde bıraktığı duyguyu hep önemsedim. Üniversite yıllarında çocuk edebiyatını daha yakından tanımamla birlikte çocuk kitaplarına artık yalnızca bir okur olarak değil, çocuk gelişimi açısından da bakmaya başladım.

Bir kitabın çocuğa bir şey öğretmeye çalışırken hikâye olmaktan uzaklaşabildiğini ya da tam tersine hiçbir doğrudan mesaj vermeden çocuğa çok güçlü şeyler hissettirebildiğini fark ettim. Bu nedenle kendi yazım dilimde mümkün olduğunca didaktik olmamaya çalışıyorum.

Çocuğun karşısına “Şunu yapmalısın, böyle davranmalısın.” diyen bir metin koymak yerine, onun kendisini hikâyenin içinde bulmasını ve kendi yorumunu oluşturmasını daha kıymetli buluyorum.

5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Ben ağırlıklı olarak sosyal iletişim ve arkadaşlık ilişkilerinde zorlanan çocuklarla çalışıyorum. Sosyal iletişim güçlüğü, DEHB, öğrenme güçlüğü gibi farklı gelişimsel özellikleri olan ya da herhangi bir tanısı olmadan sosyal ilişkilerde desteğe ihtiyaç duyan çocuklarla bir araya geliyorum.

Sosyal iletişim, çalışması oldukça özel bir alan. Elbette temel beceriler var ancak her çocukta aynı yolu izleyemiyorsunuz. Çocuğun ilgi alanını, mizahını, sevdiği karakterleri, oyun biçimini ve ilişki kurma şeklini takip etmeniz gerekiyor.

Bu ihtiyaç beni önce dijital oyunlar üretmeye, ardından seanslarımı daha farklı biçimlerde yapılandırmaya yöneltti. Çocuk kitaplarından zaten sık sık yararlanıyordum. Hatta çocukların bana öğrettiği, onların sayesinde keşfettiğim harika kitaplar da oldu.

Zamanla benzer durumlarda zorlanan farklı çocuklarla karşılaştıkça, “Bu konuda benim de anlatmak istediğim bir hikâye var.” duygusu güçlendi. Yazmaya karar vermem biraz da böyle oldu.

6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Ben henüz yolun çok başındayım, bu nedenle “iyi bir yazar olmanın şartları şunlardır” demek benim için oldukça iddialı olur. Ancak kendi yolculuğumda en çok faydalandığım şeyin çocukları takip etmek olduğunu söyleyebilirim.

Onların ilgi alanlarını takip ettiğinizde aslında size bir kapı aralıyorlar. Nerede sıkıldıklarını, neye güldüklerini, hangi hikâyeye yaklaştıklarını veya hangi cümleden uzaklaştıklarını görmek çok öğretici.

Elbette bunun yanında teorik bilgi de oldukça kıymetli. Lisans eğitimimde aldığım çocuk edebiyatı dersleri bu alana ilgimin başlangıç noktalarından biriydi. Sonrasında okumalar, araştırmalar ve çocuk edebiyatına yönelik eğitimlerin de bu yolculukta önemli olduğunu düşünüyorum.

7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk kitabım “Dostum Su Damlası.”

Basılı olarak yayımlanan ilk eserim bu olsa da dijital oyunlarım için uzun zamandır farklı senaryolar ve kısa hikâyeler yazıyorum. Ben onları da küçük hikâyeler olarak görüyorum.

Örneğin sesinin yüksekliğini ayarlamakta zorlanan ya da kendi ses düzeyinin farkına varmakta güçlük çeken bir çocuk için “ses skalası” üzerine bir oyun tasarlarken bile önce bir kurgu oluşturuyorum. Çocuğun neden o oyunun içinde olduğunu, karakterin başına ne geldiğini ve çocuğun hangi noktada hikâyeye dâhil olacağını düşünüyorum.

Dolayısıyla hikâye anlatıcılığı aslında kitabımdan önce de mesleki çalışmalarımın içindeydi.

8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

En önemli etken çocukların yaşadıkları güçlükleri her zaman doğrudan konuşmak istememeleri.

Bir çocuk zaten arkadaşlığıyla ilgili zor bir durum yaşamış, öfkelenmiş, üzülmüş ya da kaygılanmış olabiliyor. Ardından yetişkin olarak karşısına geçip ona tekrar tekrar bu durumu anlattırmaya çalışmak, bazı çocuklar için oldukça yorucu olabiliyor.

Eğitim sürecinde bazen çocuklara hazır başa çıkma yöntemleri veya kalıp cümleler sunabiliyoruz. Elbette bunların bir yeri var ancak benim önceliğim, önce çocuğun konuşmak isteyeceği bir alan yaratmak.

Hikâyelerin ve oyunların tam olarak burada çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Çocuk önce karakter hakkında konuşuyor gibi görünürken aslında yavaş yavaş kendi yaşantısına yaklaşabiliyor.

9. Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?

Genellikle kafamda başlangıçta belirli bir konu oluyor ancak süreç içerisinde hikâye o kadar çok değişiyor ki ilk yazdığım metinle son hâli arasında ciddi farklar oluşabiliyor.

Özellikle seanslarda çocuklarla yaptığım konuşmalar bana çok yol gösteriyor. Bazen bir çocuğun söylediği küçücük bir cümle hikâyenin yönünü tamamen değiştirebiliyor.

Bu anlamda benim kılavuzum çoğu zaman çocuklar.

Ben bunu biraz labirente benzetiyorum. Çocuklar zaman zaman kendilerini zor bir labirentin içinde bulabiliyorlar. Ama labirentlerin yalnızca zor tarafları yoktur; keşfedilecek, merak edilecek ve hatta keyif alınabilecek yerleri de vardır. Ben yalnızca o labirenti biraz aydınlatmaya çalışıyorum. Hangi yöne gideceğimize ise çoğu zaman çocuklar karar veriyor.

Oly’nin hikâyesi de biraz böyle gelişti. Onun yolunu bana çocuklar gösterdi.

10. Size ilham veren şeyler nelerdir?

Kesinlikle çalıştığım çocuklar.

Birlikte çözdüğümüz her düğüm, “Bunu yapamıyorum.” dediği bir yerden “Yapabildim.” dediği bir yere geçişimiz benim için çok kıymetli.

Bazen çok küçük görünen bir ilerleme aslında bir çocuk için çok büyük bir adımdır. O anlara tanıklık etmek hem mesleki çalışmalarımın hem de üretmeye devam etme isteğimin en önemli kaynaklarından biri.

11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Bir sorunu kafama taktığım dönemlerde çok daha üretken oluyorum.

Gün içerisinde o konu zihnimde dolaşmaya devam ediyor ve bir süre sonra sanki gördüğüm, dinlediğim her şey o konuyla bağlantı kurmaya başlıyor. Bir oyun oynarken, bir çocukla konuşurken ya da günlük hayatın içinde bir anda çözümün başka bir parçasını görebiliyorum.

Sanırım biraz algıda seçicilik gibi. Bir soruya gerçekten takıldığımda zihnim arka planda onun üzerinde çalışmaya devam ediyor. Üretim sürecim de çoğu zaman buradan besleniyor.

12. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Çünkü öncelikle ortada bir hikâye var; ders değil.

Ben çocukların hikâyenin içerisinde kendi duygularını ve düşüncelerini bulabilmesini istiyorum. Onlara ne düşünmeleri gerektiğini söylemekten ziyade soru sorabilecekleri, yorum yapabilecekleri ve karakterlerle birlikte düşünebilecekleri bir alan açmayı önemsiyorum.

“Dostum Su Damlası” da çocuklara doğrudan öğüt vermek yerine, bir arkadaşlık hikâyesinin içinde sözcüklerin karşı taraf üzerindeki etkisini fark ettirmeyi amaçlıyor.

13. Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Üzerinde çalıştığım konular ağırlıklı olarak okul öncesi ve okul dönemindeki çocukların sosyal becerileriyle ilişkili.

İlk kitabım “Dostum Su Damlası”nda dostluk içerisinde kullandığımız sözlerin karşımızdaki kişi üzerinde nasıl bir etki yaratabileceğini anlatmak istedim.

Çocukların bazen istemeden birbirlerini kırabileceklerini ancak bunun ilişkinin bittiği anlamına gelmediğini bilmelerini önemsiyorum. Güzel sözlerin bir ilişkiyi nasıl besleyebildiğini, özür dilemenin iyileştirici gücünü ve arkadaşlıkların onarılabileceğini hikâyenin içinde hissettirmeye çalıştım.

14. Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Benim için en zor tarafı kesinlikle istikrar.

Çünkü yazmaya oturduğunuzda kafanızdaki hikâye bazen kâğıda aynı güzellikte geçmiyor. Zihninizde çok iyi olduğunu düşündüğünüz bir bölüm, okuduğunuzda size tamamen başka gelebiliyor.

Tam da bu noktalarda vazgeçmek, devam etmekten daha kolaymış gibi hissedilebiliyor.

Ben de yeniden yazmayı, silmeyi, değiştirmeyi ve bazen bir metinden vazgeçmeyi bu sürecin doğal bir parçası olarak kabul etmeyi öğreniyorum. Yazmak biraz da kafanızdaki ilk hâle değil, zaman içerisinde olgunlaşan hâle güvenmek sanırım.

15. Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Bekliyorum. Aslında beklemek çocukların bana öğrettiği en büyük derslerden biri oldu. Beklemek ve gözlemlemek…

Eskiden kafamda bir fikir oluştuğunda onu hemen hayata geçirmek isteyen bir Büşra vardı. Şimdi ise “Evet, fikir orada ama biraz demlenmesi gerekiyor.” diyebilen bir Büşra olmaya başladım.

Çocukları gözlemlemek bana o durma hâlinin de üretimin bir parçası olduğunu öğretti. Bazen hiçbir şey yazmadığınızı düşündüğünüz dönemde bile zihniniz aslında çalışmaya devam ediyor.

Her şeyin bir zamanı olduğuna inanıyorum. Bazı fikirlerin de doğru hâline ulaşabilmesi için biraz beklemeye ihtiyacı var.

16. Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Bu alan benim için oldukça yeni ve hâlâ öğreniyorum.

Burada devam etmemi sağlayan temel motivasyonlardan biri, sosyal becerilerin çoğu zaman akademik becerilerin gerisinde bırakıldığı bir sistem içerisinde çocuklara gerçekten anlaşıldıklarını hissettirebilmek.

Hazırladığım dijital oyunların ve kullandığım yöntemlerin bilimsel olarak hangi becerileri desteklediğini daha derinlemesine araştırma isteğim, özel eğitim alanında yüksek lisans yapmaya başlamamın nedenlerinden biri oldu. Akademik çalışmaların zaman içerisinde hem kendi uygulamalarımı geliştirmem hem de ürettiklerimi daha bilimsel bir zeminde paylaşabilmem açısından önemli bir fırsat sağlayacağını düşünüyorum.

Kitap tarafında ise özellikle okullarla yazar buluşmaları ve etkinlikler üzerine çalışıyorum. Bu buluşmaların yalnızca yazarın kitabını okuyup ayrıldığı etkinlikler olmasını istemiyorum. Çocukların hikâyeye dâhil olduğu, birlikte düşündüğümüz, ürettiğimiz ve deneyimlediğimiz buluşmalar tasarlamak istiyorum. Bu nedenle okullarla iş birlikleri geliştiriyorum.

17. Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Henüz kitap fuarlarında bir okur-yazar buluşması deneyimim olmadı. Bu nedenle yaşamadığım bir deneyim hakkında kesin cümleler kurmak istemem.

Ancak çocuklarla yüz yüze bir araya gelmenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bir hikâyeyi yazarken zihninizde bir çocuk okur hayal ediyorsunuz; daha sonra o hikâyenin gerçek bir çocukta nasıl bir karşılık bulduğunu görmek bambaşka bir deneyim olmalı.

Benim için bu buluşmaların en kıymetli tarafının da çocukların hikâyeye yaptığı yorumları, sordukları soruları ve bazen yetişkinlerin hiç düşünmediği ayrıntıları fark etmelerini görebilmek olacağını düşünüyorum.

18. Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Elbette var. Dijital oyun çalışmalarım tüm hızıyla devam ediyor.

Bir taraftan da çocukların oyun oynama biçimlerinin değiştiğini düşünüyorum. Bu nedenle “oyun nasıl oynanır, oyun içerisinde hangi zorluklarla karşılaşabiliriz, anlaşmazlık yaşadığımızda ne yapabiliriz, farklı oyun türleri nelerdir?” gibi konuları ele alan yeni bir kitap üzerinde çalışıyorum.

Bu projenin klasik anlamda yalnızca okunacak bir hikâyeden çok, çocuğun katıldığı ve okuyucuyla etkileşim kuran bir yapıda olmasını istiyorum. Çocuğun yalnızca dinlediği değil, karar verdiği, düşündüğü ve zaman zaman hikâyenin yönünü etkilediği bir çalışma hayal ediyorum.

19. Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Aslında çocuklar kitabımdan önce Oly’yi tanıyorlardı. Bu nedenle Oly ile kurdukları bağ benim için çok özel.

Çok küçük öğrencilerimden birinin kendi oyuncak devesine “Oly” ismini vermesi, çocukların ofise geldiklerinde “Oly nerede?” diye sormaları beni çok duygulandırıyor.

Ama en çok da Oly üzerinden kaygı, korku, öfke gibi konuşması zor duygulara yaklaşabildikleri anlar etkiliyor beni. O anlarda  içimden gerçekten, “Oly, seninle çok şey başardık.” diyorum.

Çünkü bir noktadan sonra karakter yalnızca benim oluşturduğum bir karakter olmaktan çıktı; çocukların kendi hikâyelerini anlatırken yanlarına aldıkları bir yol arkadaşına dönüştü.

20. Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Kendimi henüz birilerine yazarlık konusunda tavsiye verecek kadar yol almış hissetmiyorum. Ben de bu yolculuğun oldukça başındayım.

Ama yalnızca yazarlık için değil, hayatın birçok alanı için söyleyebileceğim iki şey var: Vazgeçmemek ve demlenmeyi öğrenmek.

Bazen yalnızca fikrin değil, insanın da demlenmeye ihtiyacı oluyor. Bir şeyi çok istediğimizde hemen gerçekleşmesini bekliyoruz fakat zaman içerisinde hem fikir değişiyor hem biz değişiyoruz.

Bugün dönüp baktığımda bazı şeylerin daha erken olmasını çok istemiş olsam da şimdi gerçekleşmesinin daha anlamlı olduğunu görüyorum.

Bu nedenle belki verebileceğim en samimi tavsiye şu olurdu: Fikrinize sahip çıkın ama ona zaman da tanıyın. Çünkü bazen bir şeyin güzel olabilmesi için yalnızca çok çalışmak değil, doğru zamanda olmasına izin vermek de gerekiyor.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir