RÖPORTAJ:ÇAĞLAR KULAKSIZ

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Çağlar Kulaksız. Aslen Ordu/Fatsalıyım. Endüstri Mühendisiyim. Finans sektöründe denetim alanında çalışıyorum. Gençliğimden bu yana sanatın farklı dallarıyla ilgileniyorum, edebiyat, şiir, müzik, resim bunlardan bazıları. Son olarak Yarının Öyküleri ve Bitimsizlik Sendromu kitaplarıyla edebiyat alanında emek vermeye başladım.

2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?

Yazmaya her zaman hevesliydim, Türkiye’de özellikle felsefe, fantezi, bilim-kurgu ve doğaüstü konularda yeni nefes olabilecek özgün eserler konusunda bir eksiklik olduğunu hissettim. Dostlarımın da ısrarıyla yayıneviyle paylaştığımız öyküler basılmaya değer görüldü ve hayata geçti.

3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Enteresandır, ciddi anlamda kalıcı yazmaya başlamam askerlik dönemimde oldu. Kendimle en çok başbaşa kalıp iç sesimi dinlediğim bu dönem, şimdi yazıklarımın temelini attı.

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Çok değerli ve önemli bir katkısı olduğunu söylemeliyim. Daha çok küçük yaşlarda Tolkien, Isaac Asimov, Philip K. Dick, Erik Von Daniken gibi isimlerin eserleriyle tanıştım.

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Yazdığım hikayeleri kitap kurdu bir dostumla paylaştım, zor beğenen yapısına rağmen bunları yayınlamam konusunda o kadar ısrarcı oldu ki beni yazabileceğime inandırdı.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Herşeyden önce hikayeyi benimsemek ve içinde olduğunuza kendinizi ikna etmek. Bizzat içindeymiş gibi deneyimlemeden bir hikaye yaratmak bana çok zor geliyor.

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk kitabım 10 öyküden oluşan Yarının Öyküleri. Kısa olmasına rağmen çok uzun sorular sorduran, kafa karıştıran, heyecan dolu bir eser olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Okuyucalardan özellikle “Turkish Blacj Mirror” nitelemesi gelmesi beni çok mutlu etmişti açıkçası.

İkinci kitabım ise bağımsız bir roman. Bitimsizlik Sendromu. Gelecekte ölümsüzlüğü bulan bir topluluğun yaşadığı beklenmedik açmazları ve yan etkileri gördüğümüzde “ölümsüzlük iyi mi kötü mü?” sorusunu sorarken buluyoruz kendimizi.

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Tamamen içsel dünyamdaki sorgulama ve kurguları başka insanlarla buluşturup bu deneyi birlikte yaşamak. Farkında olmadan kendimize sorduğumuz çok fazla soru var. Bunları sesli dile getimek yaptığımız aslında.

9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu? 

Ben ana konuyu bulduktan sonra hikayenin sonuna hikaye akışı esnasında karar verenlerdenim. “Sonunda ne olsa beni bile şaşırtırdı?” sorusunu sorup sonunu o şekilde bağlıyorum. Yazarken o heyecanı yaşamak hoşuma gidiyor. Heyecan hissetmeden yazamazsınız.

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?

Ben hep felsefe, teknoloji ve fantezi çemberinde gezinmekten keyif aldım. Olası gelecek senaryoları, mümkün görünmeyenlerin mümkün hale gelmesi, gelecek öngörüleri ve olmazsa olmazımız “felsefe”.

11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Belli bir zaman dilimi olmamakla birlikte en çok geceleri üretebiliyorum diyebilirim. Gecenin o yalnız ve karanlık ortamı iç sesimi daha iyi duymama yardımcı oluyor.

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Ben de bir okuyucu olarak en çok “düşündürücülük”, “akıcılık” ve “heyecan” unsurunu bağlayıcı bulanlardanım. Kitaplarımda en güvendiğim unsur düşmeyen tempo, heyecan katsayısı ve bunu ifade ederken uzun ve karmaşık cümlelerden kaçınma oldu. Kitabı “yeni bir dünya” gibi gören herkesin keyifle okuyacaklarına inandığım kitaplar.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Benim en temel dayanak noktam “varlık felsefesi ve kendimizi sorgulama” üzerine. Kimiz, neyiz, amacımız ne, ne düşünüyoruz, bilinçaltımızda ne var? Kendimize dürüst olduğumuzda cevaplarımızın değiştiği fikrini okurlara sunmak diyebilirim.

14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

En zor kalem bence günümüz kitap okurluğundaki hissedilir düşüş ve tanıdım, dağıtım ve reklamasyondaki maliyetler. Rekabet edebilmek için iyi yazar olmanızın yeterli olmadığı bir dönemdeyiz malesef.

15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Kendimle barışık bir tarafım var, bugün tıkanırsam yarın çözeceğimi biliyoum. Bu yüzden kendime zaman tanıyorum.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Açıkçası bu benim en zayıf tarafım. Kitabı satın aldırmak için ekstra bir efor sarfetmeyi kendi adıma mahcubiyet olarak nitelendiriyoum. Bunu genellikle benim adıma dostlarım yapar hale geldiler.

17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Açıkçası bu alana hiç eğilemedik, İstanbul’da ikamet eden ancak Ankara merkezli bir yayıneviyle çalışan bir yazarım. Dolayısıyla yayınevimizin organizasyonlarına katılmam çok mümkün olmuyo ama okurlarımla birebir ilişki kurduğumu söyleyebilirim, bana rahatlıkla ulaşabilirler.

18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Üzerinde çalıştığımız çok sayıda proje var ve bunların bazıları cidden heyecan verici. İlk kitabımız Yarının Öyküleri’nin görsel medyaya uyarlanmasıyla ilgili ihtimaller söz konusu ve bu konuda yetkin isimlerle görüşme halindeyiz. Eğer bu gerçekleşirse benim adıma bir hayalin gerçekleşmesi olacak.

Ayıca tür olarak farklı bir kitap üzerinde çalışmaların devam ediyor.

19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

En mutlu eden birkaç okurumdan sözleşmişçesine gelen: “Bitmemesi için yavaş yavaş okuyorum” yorumu oldu. Bu bir yazarın duyabileceği en rafine övgü gibi geliyor bana. Yazar yazdıklarının sıkıcı olabilmesi ihtimalinden korkan bir anatomi. “Keşke bitmese” diyen bir okurdan daha keyif veren ne olabilir ki?

20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Bu yol biraz “kısmet yolu” malesef. Yazdığınız her kitap ya da eser yayınevleri tarafından basılmayı bekliyor dersek kendimizi kandırmış oluruz.

Ben de daha önce yazdıklarımın görmezden gelindiği, basılmaya değer bulunmadığı cevaplarla muhatap oldum. Çoğunda gönderdiklerim okunmamış bile olabilir.

Verebileceğim en net tavsiye “yıkılmayıp ısrarcı olmaları”. Ret cevabı sizin kötü yazdığınız anlamına gelmiyor, yayınevlerinin politikalarının genç ve yeni yetişen yazarlar için uyumlu olmadığı anlamına geliyor.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir