1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Cihan TAŞ. Yazarlığın yanında hayatın farklı alanlarında edindiğim deneyimleri ve gözlemlerimi kaleme almayı seven biriyim. Hayatımın farklı dönemlerinde Hakkâri, Diyarbakır ve İzmir gibi birbirinden farklı şehirlerde yaşadım ve çalıştım. Bu şehirlerin insanları, hikâyeleri, sevinçleri, yalnızlıkları ve yaşanmışlıkları yazarlığıma önemli ölçüde yön verdi.
Benim için yazarlık yalnızca kitap yazmak değil; insanların hislerine dokunabilmek, bazen anlatılamayanı kelimelerle anlatabilmek ve yaşadıklarımı edebiyat aracılığıyla paylaşabilmek demek.
2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Asıl kırılma noktam, hayatta karşılaştığım insanların ve olayların zihnimde birikmeye başlamasıydı. Bazı hikâyelerin yalnızca yaşanıp geçmemesi gerektiğini düşündüm.
Bir süre sonra içimde sürekli anlatmak isteyen bir ses olduğunu fark ettim. O sesi susturmak yerine kaleme sarılmayı tercih ettim. Böylece yazmak benim için bir meraktan çok, kendimi ifade etme biçimine dönüştü.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Tek bir an söylemek zor. Beni yazmaya iten şey, zaman içerisinde biriken duygular ve gözlemler oldu.
Bazen bir insanın söylediği tek bir cümle, bazen yaşanan bir ayrılık, bazen de sıradan görünen bir olay insanın içinde büyük bir hikâyeye dönüşebiliyor. Ben de bu hikâyeleri kaybetmemek için yazmaya başladım.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okumak, yazarlığın temel taşlarından biri. Okudukça yalnızca kelime dağarcığınız gelişmiyor; insanı, olayları ve hayatı farklı açılardan görmeye başlıyorsunuz.
Bugünkü yazım dilimde de bunun etkisini görüyorum. Ben daha çok okuyucunun kendisini hikâyenin içinde hissedebileceği, duyguyu doğrudan aktarabileceğim bir anlatımı tercih ediyorum.
5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Hayatın kendisi benim en büyük öğretmenim oldu. Farklı şehirlerde yaşamak, farklı insanlarla tanışmak, sevinçlere ve hayal kırıklıklarına tanıklık etmek bende ciddi bir hikâye birikimi oluşturdu.
Bir noktadan sonra şunu düşündüm: “Bunları sadece ben yaşamış olmayayım, birileri de okusun ve kendinden bir parça bulsun.”
İşte o düşünce beni yazarlığa daha ciddi şekilde yöneltti.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazar olmanın tek bir formülü yok. Ancak gözlemlemek, okumak, sabırlı olmak ve sürekli kendini geliştirmek çok önemli.
Ben öncelikle hayatı gözlemlemeye çalışıyorum. İnsanları dinliyorum, yaşananları anlamaya çalışıyorum. Sonrasında bunları kendi hayal dünyamdan geçirerek hikâyeye dönüştürüyorum.
Yazarlıkta en önemli şeylerden biri de eleştiriye açık olmak. İnsan her kitabıyla biraz daha gelişiyor.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitaplarımdan biri “Akıl Hastanesi Başlangıç” oldu. Bu eser benim yazarlık yolculuğumda önemli bir yere sahip.
Sonrasında “Rojin”, “Artan Sevdam” gibi eserler üzerinde çalıştım ve okuyucularla buluşturdum.
Ayrıca yaşadığım şehirlerden ve hayatımdaki gözlemlerden yola çıkarak hazırladığım “Benim Günlüğüm” ve Roj-Ber adlı çalışma üzerinde de çalışıyorum.
Her kitabımın bende farklı bir hikâyesi ve farklı bir hatırası var.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
İnsan.
Benim için hikâyelerin merkezinde çoğu zaman insan var. İnsanların yaşadığı aşk, ayrılık, yalnızlık, umut, korku, mücadele ve hayal kırıklıkları beni etkiliyor.
Bunun yanında yaşadığım şehirler de önemli bir ilham kaynağı. Hakkâri’nin kendine özgü atmosferi, Diyarbakır’ın tarihi ve kültürel dokusu, İzmir’in farklı yaşam biçimi benim hikâyelerimde iz bırakıyor.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
İkisi de oluyor.
Hikâyenin ana çatısını önceden belirliyorum fakat karakterleri yazmaya başladığımda bazen hiç planlamadığım yerlere götürdüğüm oluyor.
Hatta bazı karakterler zaman içerisinde öylesine gerçek bir hâle geliyor ki, onların vereceği kararları hikâyenin akışında ben de merak etmeye başlıyorum. Bu da yazarlığın en keyifli taraflarından biri.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
Hayatın kendisi.
Bir insanın bakışı, duyduğum bir cümle, bir sokak, bir şehir, bir şarkı, eski bir fotoğraf, yaşanmış bir olay veya bazen yalnızca sessizlik bile bana ilham verebiliyor.
Özellikle insanların anlatmadıkları hikâyeler ilgimi çekiyor. Çünkü bazen en güçlü hikâyeler, hiç anlatılmayan hikâyelerdir.
11- En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Duygusal olarak yoğun olduğum dönemlerde daha üretken olduğumu söyleyebilirim.
Beni en çok motive eden şey ise okuyucunun verdiği tepki. Yazdığım bir cümlenin bir insanın hayatında bir karşılık bulduğunu, bir okuyucunun kendisini bir karakterde gördüğünü bilmek bana yeni şeyler yazma gücü veriyor.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü kitaplarımda yalnızca bir hikâye anlatmaya çalışmıyorum; okuyucunun kendisinden bir şey bulmasını istiyorum.
Bir kitabı okuyan herkes aynı şeyi hissetmeyebilir. Benim için önemli olan, kitabın okuyucuda bir duygu bırakması.
Bazen bir aşkı, bazen bir kaybı, bazen bir sırrı, bazen de insanın kendi içindeki mücadeleyi anlatıyorum. Eğer okuyucu kitabı kapattığında bir süre hikâyeyi düşünüyorsa, benim için o kitap amacına ulaşmıştır.
13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kitaplarımdaki ortak noktalardan biri, insanın yaşadığı her şeye rağmen umudunu kaybetmemesi.
Aşkın, güvenin, sadakatin, dostluğun ve insan olmanın değerini anlatmaya çalışıyorum. Aynı zamanda insanların dışarıdan göründükleri kadar basit olmadıklarını; herkesin içinde anlatılmamış bir hikâye taşıdığını göstermek istiyorum.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
En zor taraflardan biri, zihninizdeki dünyayı kelimelere aktarabilmek.
Bazen kafanızda mükemmel bir sahne vardır ama onu kâğıda aktardığınızda istediğiniz sonucu alamazsınız. Bu durumda tekrar yazmak, silmek ve yeniden denemek gerekiyor.
Ben pes etmek yerine sabretmeyi tercih ediyorum. Çünkü bir kitabın ortaya çıkması, yalnızca yazmaktan değil, defalarca düzeltmekten de geçiyor.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Kendimi yazmaya zorlamıyorum.
Bazen bilgisayarı kapatıp yürüyüş yapmak, müzik dinlemek, insanları gözlemlemek veya başka şeylerle ilgilenmek gerekiyor.
Çünkü bazen hikâyenin devamını masanın başında değil, hayatın içinde buluyorsunuz.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorum. Kitaplarımı yalnızca satış amacıyla değil, okuyucuyla iletişim kurabilmek için de tanıtıyorum.
Kitap tanıtımları, imza günleri, okur-yazar buluşmaları ve kitap fuarları benim için çok değerli.
Özellikle okuyucuyla yüz yüze gelmenin, bir yazarın kendi eserini anlatmasından çok daha fazlasını sağladığını düşünüyorum.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir?
Kitap fuarları yazar ile okuyucu arasındaki mesafeyi ortadan kaldırıyor.
Sosyal medyada bir okuyucunun yorumunu görmek güzel ama karşınızda oturan bir insanın kitabınızla ilgili düşüncelerini doğrudan dinlemek bambaşka.
Ayrıca fuarlar yeni okuyucularla tanışmak ve diğer yazarlarla fikir alışverişinde bulunmak açısından da çok önemli.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet. Yazarlık benim için tamamlanmış bir yol değil, devam eden bir yolculuk.
Üzerinde çalıştığım yeni projeler var. Özellikle yaşadığım şehirlerden, insanlardan ve hayatın içindeki gerçek hikâyelerden beslenen çalışmalar üretmek istiyorum.
Bunun yanında kurgu dünyamı da genişletmek ve okuyucunun farklı türlerde eserlerle karşısına çıkmak istiyorum.
Benim için her yeni kitap, yeni bir yolculuk demek.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Beni en çok duygulandıran geri dönüşler, okuyucuların kitabı sadece okuyup geçmediklerini, hikâyenin bir yerinde kendilerinden bir parça bulduklarını söylemeleri oldu.
Özellikle Ceyhun ve Rojin karakterleri hakkında çok farklı yorumlar alıyorum. Bazı okuyucular Ceyhun’un yaşadıklarını çok güçlü bir şekilde sahiplenirken, bazıları Rojin’e kızıyor. Hatta bana doğrudan “Rojin bunları gerçekten hak ediyor mu?” veya “Ceyhun’un yaşadıkları karşısında Rojin’i affedebilir misiniz?” diye soranlar oluyor.
Beni şaşırtan taraf ise okuyucuların aynı karakteri tamamen farklı şekillerde yorumlaması. Bir okuyucu Rojin’i suçlarken, başka bir okuyucu onun yaşadıklarını anlamaya çalışıyor. Bu benim çok hoşuma gidiyor. Çünkü ben okuyucuya “Bu karakter haklı, bu karakter haksız” demek yerine, onların kendi kararlarını vermelerini istiyorum.
Bir okuyucunun kitabımı okuduktan sonra bana “Sanki benim hayatımı anlatmışsınız”demesi de beni gerçekten çok etkiledi. Çünkü insan bir hikâyeyi yazarken, bir gün hiç tanımadığı bir insanın hayatındaki bir duyguya dokunacağını düşünmüyor.
Bazen okuyucular kitabın bir bölümünün kendilerine geçmişlerindeki bir insanı hatırlattığını, bazı cümlelerde durup düşündüklerini söylüyorlar. Hatta kitabı bitirdikten sonra karakterlerin gerçekten yaşayıp yaşamadığını, Ceyhun’un gerçekten var olup olmadığını soranlar bile oluyor.
İşte o noktada şunu anlıyorum: Bir karakter okuyucunun zihninde yaşamaya başladıysa, artık sadece yazarın karakteri değildir.
Benim için en değerli geri dönüş de bu.
Çünkü bir yazarın asıl başarısı kitabının kaç kişiye ulaştığı değil, kaç kişinin içinde bir duygu, bir soru veya bir hatıra bırakabildiğidir.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Öncelikle yazmaktan korkmasınlar.
“Ben yazar olabilir miyim?” sorusunu sürekli kendilerine sormak yerine yazmaya başlasınlar. Çünkü yazarlık yalnızca yetenekle değil, emekle ve sabırla gelişiyor.
Çok okusunlar, çok gözlemlesinler ve eleştirilerden kaçmasınlar. İlk yazdıkları eser ile yıllar sonra yazacakları eser arasında büyük fark olması çok normal.
Ve en önemlisi, başkalarının yazdığı hikâyeyi değil, kendi anlatmak istedikleri hikâyeyi yazsınlar.
Çünkü edebiyatta kalıcı olan, başkasına benzeyen sesler değil; kendi sesini bulabilen yazarlardır.



