RÖPORTAJ:Farid Maharramli.

  1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Adım Farid Maharramli.

1999 yılında —yani geçen yüzyılın son yılında— memleketimin güzel bir köşesi olan Samukh şehrinde dünyaya geldim. Her ne kadar resmî şehir statüsünü ancak 2018 yılında kazanmış olsa da, ismi kadim Kafkas Albanyasındaki yer adlarıyla bağlantılı olan bu kıymetli Samukh, zengin tarihe sahip bir bölgedir: Kür Nehri kıyısında yer alan bu yerleşim, üç yüz yıl önce Gence Hanlığı’nın ayrı bir ilçesiydi; Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk günlerinde Gence Müslüman Milli Komitesi’ni desteklemiş; Bolşevik işgalinin ardından ise Gence’deki direnişin bastırılmasından sonra Kür kıyılarında işgalcilere karşı mücadelenin sürdürülmesine ev sahipliği yapmıştır. Tarihi mirasını ve millî-kültürel değerlerini korumasının ötesinde, bana göre burası dünyanın en güzel köşelerinden biridir.

Lisans ve yüksek lisans eğitimim sırasında arkadaşlarım ülkenin çeşitli bölgelerinden geliyordu; beni “Farid” adını taşıyan diğer öğrencilerden ayırmak için “Samukhlu Farid” diye çağırmaları nedeniyle, ben de kendimi bu şekilde tanıtmaya alıştım.

2.Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Daha okula gitmediğim zamanlarda, annem ve ablalarım bana yazmayı öğretmişti. O zamanlarda bile kendi uydurduğum masalları yazmaya başlamıştım. Asker niyetine oynattığım kibrit çöplerinin yaptıklarını tarihî olaylar gibi not alır, haritalar çizerdim.

Daha sonra okula gittiğimde kütüphane ile tanıştım. Jules Verne tarafından yazılmış “Gizemli Ada” ilk okuduğum roman oldu. Böylece tutkulu bir şekilde kitaplar okumaya başladım. Bu sefer de sevdiğim kitapların sevmediğim kısımlarını, genel olarak da hikâyenin devamını kendi defterlerimde yazardım.

Bir süre sonra hikâyeler yazmaya başladım. Önceleri yazdıklarımı kimse okumazdı. Zaten kimsenin haberi olmazdı. Sonra bir gün, annem ne yazdığımı sordu. Kendisi, yüzlerce kitap okumuş çok bilgili biridir. Defterimi uzattım. Merakla okudu. İyi bir geri dönüş aldım. Sanırım, yazarlık hayalinin tam olarak oluşmasındaki kırılma noktası o andı.

3.Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Annemden sonra, önce sınıf arkadaşım, sonra ablam okudu yazdıklarımı. Onlardan da ortalama bir geri dönüş aldım.

Arkadaş çevrem içinde hep tavsiye alınan biriydim. Hep daha iyi, daha işe yarar tavsiyeler vermeye çalışıyordum. Biri bana sorununu anlattığında, sürekli zihnimde dolanır, çözüm bulmaya çalışırdım. Benim ve arkadaşlarımın yaşı arttıkça, sorunların ve istenilen tavsiyelerin çoğu manevi konulara dönüştü. Sonra fark ettim ki insan duyarak, dinleyerek değil, yaşayarak öğreniyor. Doğrularıyla ve yanlışlarıyla… Ve o zamanlarda karar verdim: “Yazarak, okuyanları dünyadan alıp başka bir dünyaya götüreceğim. Okudukça orada yaşayacaklar. Yaşadıkça da sormadığı soruların cevaplarını sormadan bulacaklar.”

4.Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

İlk okuduğum Jules Verne tarzı çok etkiledi beni. Gerçekten her eserinde kendimi hikâyenin tam ortasında hissederdim. Kütüphanede bulduğum kitaplarının hepsini birkaç kez tekrar tekrar okudum.

Paulo Coelho tarafından yazılanlar, manevi güç hakkında nasıl anlatacağımı gösterdi bana.

Okuduğum “Köroğlu”, “Dede Korkut”, “Kaçak Nebi” gibi destanlar kahramanlığın ne olduğunu, tarihi sevmeyi, mertliği öğretti.

Ethel Lilian Voynich bana mücadeleyi, James Fenimore Cooper sadakati, Raffaello Giovagnoli özgürlüğün tutkusunu öğretti.

Ve hâlâ da okumaya, etkilenmeye devam ediyorum. Ünlü psikolog İlqar Kamil’in yazıları, felsefi düşüncelerime yön veriyor. Elçin Əzimli, bana kalırsa Azərbaycanın Paulo Coelho’su. Düşünmeyi öğreten başarılı bir yazar. Xəyalə Murad, bu devirde bile kendisini edebiyata adayan, hayalimdeki gibi yazarların hâlâ mevcut olduğuna inandıran biri.

5.Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Üniversite okuduğum yıllarda sürekli bir yol arıyordum zaten. Çocukluğumdan bu yana sönmeyen bir tutku yazarlık benim içimde. Net bir tarihte karar verdiğim bir şey değil. Ama sanırım kendime olan inancımı en çok, sevdiğim, çok saygı duyduğum yazarlardan olan Xəyalə Murad’ın daha basılmamış kitabımı okuyup beğendiğini söylemesi artırdı.

6.İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir? Siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

İyi yazar olmanın şartları aslında çok fazladır bana göre. Hiçbiri de diğerinden önemsiz değildir.

Mesela okumaktır. Okumuş olmak için değil, severek, tutkuyla okumak. Mesela göğsünde yanan bir alevin olmasıdır. Bir saygın kişi bana, “Senin derdin var, zaten derdi olmayan yazamaz ki.” demişti. Haklıydı. Şah Hatayi ne güzel demiş işte:

Dertli olmayanlar derde yanar mı?

Sadık derviş onayından döner mi?

Her bir uçan gül dalına konar mı?

Ben bülbülüm dersen, gülün var mıdır?

Yazar olmak için, inanmayanları bile etkileyecek kadar inanç olmalı. Listeyi böylece uzattıkça uzatabilirim. Fakat tek kelimeyle özetleyecek olsam, yazar olmak için “gerçek” olmak gerek.

7.Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

İlk kitabım “Setralı”.

Önceden basılmamış birkaç kitabım olsa da, ilk basılan romanım “Setralı” romanı oldu. Her şeye, kendisine ve tüm varlıklara nefret eden bir toplumda büyümüş ana karakter, her şeyi, hatta düşmanlarını bile seven topluma esir düşüyor. Böyle biri sadece iyileşmekle kalmıyor, o toplumun lideri oluyor zamanla. Yani Kross isimli hayalî karakterin erdem yolculuğundan bahsediyor ilk kitabım.

İkinci basılmış kitabımsa “Beyaz Diyar”.

Gözüne hep hayalet benzeri, ama çok güzel olan bir kadın görünen genç Altunç, bir kaza sonrası komaya düşüyor. Komada olduğu sırada ise birkaç kez uzaktan gördüğü o kadın, yanına gelip konuşmaya başlıyor. Öyle ki en yakın arkadaşına çevriliyor. İkisi birlikte, Beyaz Diyar isimli farklı bir dünyada, saf kötülüğe karşı mücadele etmek zorunda kalıyorlar.

8.Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Göğsümün sürekli sözlerle dolu olduğunu hissediyorum. Bazen yıldızları izlediğimde, bir hikâye anlattıklarını hissedebiliyorum. Bazen ağaçların, bazen bulutların, bazen doğanın kendisi bana bir şeyler fısıldıyor. Bunları duyabiliyorum. Öyleyse duymayanlar için neden çevirmen olmayayım ki?!

9.Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?

Kurguladığım karakterler ile birlikte ben de yaşarım her şeyi. Kaderlerini sadece tahmin ederim. Sonuçlarına da karakterler ile birlikte katlanırım. Yani ne ben onların yolunu çiziyorum ne de onlar beni sürüklüyor. Birlikte yürüyoruz sadece.

10.Size ilham veren şeyler nelerdir?

Yine birçok cevabım olacak. İlk olarak yaşadıklarım. Karşılaştığım tek bir olayı, bazen zihnimde elli farklı şekilde yeniden yaşarım. Her seferinde başka sonuçlar çıkar ve hepsine katlanırım. Bazen çok yorsa bile, beni ben yapan şeylerden bu. Bazen on dakikalık bir deneyimim, yüzlerce sayfaya sığmayacak bir hikâyeye dönüşüyor zihnimde.

Ondan başka, okuduklarım ilham olur bana bazen. Bazen gördüğüm tek bir sahne veya duyduğum kısa bir melodi bile tetikleyebiliyor.

Hislerim ilham olur bazen. Acı, keder, sevinç, öfke, fark etmiyor. Her biri birer ilham kaynağı olabilir benim için.

İşte bu yüzden, durmaksızın sürekli bir şeyler yazsam bile tatmin olacağımı sanmıyorum.

11.En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Uygun bir zaman bulduğum her dakika yazabilirim. Önceden belirttiğim gibi, zaten sürekli zihnimde onlarca hikâye devam ediyor. Beni motive eden şey, uygun bir zaman ve şartların oluşması olur. Tamamladığım birkaç kitabım var. Ama maalesef, çeşitli engeller sebebiyle hemen bastırmak olmuyor. En çok engel olan konu ise finansal sebepler. Toparlayacak olursam, engellerin kalkması beni yeterince motive eder.

12.Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Tesadüf diye bir şeyin olmadığına yıllar önce emin oldum. Herkesin, her olayın, iyi ya da kötü bir rolü vardır bu hayatta. Yazdıklarım, ilk olarak beni, kendimi geliştiriyor. Düşündürüyor ve çıkardığı yolculuklar bana bilgelik katıyor. Zaten “Setralı” kitabının ilk sayfasında da yazdığım gibi, yazdıklarım herkes için değil, her birinin kendi sahibi var. Ve ben, onların er geç kendi sahiplerine ulaşacağına eminim. Tanımadığım birkaç kişi, kitabımı okuduktan sonra benimle iletişime geçti ve hayatının bundan sonra iyiye doğru bir tık daha değişeceğini söyledi. Hatta biri, kitabımın bir nevi hayatını kurtardığını söyledi. Bunlar asla az değil. Bunlar, inancımın doğru olduğunu onaylıyor. Bu yüzden, herhangi bir sebep sunmak yerine şunu söylüyorum: “Okuması gereken kişiler, okuyacak; bu bir kader, bu bir kehanet, evrenin bilgeliği…”

13.Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Sorgulamak. Hayatı ve ölümü, ruhu ve kalbi, seçilen tüm seçimleri sorgulamaktır ana fikir kitaplarımda. Dünya kuralları ile ruhsal kurallar farklıdır. Bazen vücudumuzda bir hastalık bulunur. O hastalığa iyi gelecek ilacı içeriz ve iyileşiriz. O ilacın neye iyi geldiğini, neden yapıldığını bilmesek bile, bize iyi gelir. Fakat ruhsal rahatsızlıklar bu şekilde iyileşmiyor. Yaptığımız her şeyi ve yapmalı olduğumuz her şeyi “Niye? Neden? Başka nasıl olabilirdi?” gibi onlarca filtreden geçirmemiz gerekiyor. Yani kitaplarımda ruhumuza iyi gelecek ilaçların neden yapıldığını, niye yapıldığını ve nasıl yapıldığını hikâye şeklinde, hafif bir perde altında anlatıyorum.

14.Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Bana göre, yazar olmanın en zor yanı, göğsünden taşan, çatlatacak kadar olan sözlerin hepsini aynı anda yazıya dökememek. Sanki susamışsın, önünde tonlarca su var ama sen sadece damla damla içebiliyorsun. Ya da farklı sorunlar yüzünden günlerce, aylarca emek verdiğin bir kitabı bastıramamak. Hangisi daha zor emin değilim. Bunların dışında, önemli bir zor yanı yoktur bence. Hem, kesinlikle bir yük değil, aksine kanattır yazmak.

15.Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Bunu çok nadiren yaşarım. Yaşadığımda da sadece geçmesini beklerim. En fazla bir hafta sürer. Daha önce hiçbir hafta süren tıkanıklık yaşamadım açıkçası. İçinde kaynayan bir çeşme varsa eğer, yağmur yağmasını beklemek gerekmez.

16.Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

En az dikkat ettiğim konulardan biri bu aslında. Bir yıl önce Genç Yazarlar Birliğinin yaratıldığı zaman toplanan birkaç kişiden biriydim. Birliğin gelişmesi için en çok çaba sarf edenlerden biri oldum. Uykusuz kaldığım geceleri, harcadığım günleri, haftaları eski üyelerin bazıları bilir sadece. Birkaç ay önce, önüme kendim olmamak veya birlikten çıkmak gibi iki seçim sunuldu. Ayrıldım ve ikinci kitabım yayınlandığında, kuru bir tebrik bile almadım Genç Yazarlar Birliğinden.

Konudan uzaklaştım sanırım. Kitabın reklamı ile bence yazarlar ilgilenmemeli. Yazarlar kendi ürününü satmaya çalışan pazarlamacı olmamalı. Fakat yolun başında olan kişiler buna mecbur kalıyor maalesef. Ben de sosyal medya ile çok fazla uğraşmadan, yüzeysel olarak birkaç reklam paylaşıyorum. Yine de çözüm bulmam gereken sorunlardan biri bu konu.

17.Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Fuarlarda, imzamı isteyen birkaç okur ile tanıştığımda, olabildiğince çok tanımaya çalışıyorum o kişileri. Onlar için, karakterlerine uygun birkaç cümle söylemek istiyorum. Öyle bir cümle ki kitabı tamamladıklarında neden söylemiş olduğumu anlasınlar.

Bunun dışında, gözler asla yalan söylemez. Eminim ki okurların büyük çoğunluğu, kitabı yazan kişinin gözlerine baktığında ne kadar dürüst olduğunu anlıyor. Yazarın yazmak için değil, söyleyeceği sözü olduğu için yazmış olduğunu görmeli bence okurlar bu fuarlarda.

Hatta sevdiğim bir arkadaşım demişti ki kitap okumadan önce yazarın tipine bakıyor ve eğer beğenmezse o kitabı okumuyor.

Genel olarak, yazar-okur arasında bir bağ vardır ve olmalıdır da. Bu fuarlar o bağı güçlendiriyor.

18.Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Tamamlanmış birkaç kitabım var dediğim gibi. Onlar da basıldıktan sonra, değinilmesi gereken konular diye listelediğim not defterimi açıp, onlarca kitap yazarım büyük ihtimalle. Kendi hayatım ise zaten kendime bir hikâye, bir film, bir kitap gibi geliyor. Bu kitapta da karakter gelişimini ön planda tutarak, finale kadar olabildiğince bilgeleşmiş ve gelişmiş bir karakter olmaya çalışıyorum.

19.Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Az önce bahsettiğim gibi, hayatını değiştirdiğini söyleyen kişiler oldu. Bu çok, ama çok gurur verici. Bunun dışında, sevdiğim, değer verdiğim kişiler de beğendiklerini, ilginç yazdığımı söylerken memnuniyet hissettim. Fakat galiba en çok etkileyen geri dönüşler, annemden ve sevdiğim yazar olan Xəyalə Murad’dan aldığım geri dönüşler oldu. Bu ikisinin onayı, benim için bin kişinin onayına bedeldir.

Hayatın başka bir ironisi ise en yakın dostum, kitap okumayı seven biri değildir ve kitaplarımı okuyamadı denese de. Yakın zamanlara kadar sevdiğim, bana da sevdiğini söyleyen kişi, onlarca kitap okusa da benim kitaplarımı okuyamadı bir türlü.

20.Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Tavsiye verecek bir konumda olduğumu pek de sanmıyorum ama eğer bir şeyler söyleyecek olursam, “ilk olarak kendiniz için yazın” derdim. Kendi zevkinize göre değil, kendi içinize, özünüze iyi gelecek şekilde yazın. Herkesin yaralı olduğunu farz edin. Önce kendi yaranızı sarmaya çalışın. Canınızı yakın sarmayı öğrenene kadar. Kendi üzerinizde öğrendikten sonra, başkalarının yarasını sarmak için koşun. Ne acele etmeyin ne de geç kalmayın.

Güzel bir proje için “varyasyonkalemler”i tebrik ediyor ve davet için de teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalın.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir