1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Merhaba, ben Hande Kayacan. 1985 İzmir doğumluyum. Gazetecilik mezunuyum; okumak ve yazmak hayatımın her döneminde en büyük vazgeçilmezlerim oldu. Bugüne kadar yayınlanmış iki çocuk kitabım ve yetişkinler için kaleme aldığım bir öykü kitabım bulunuyor.
Sıkı bir dergi okuru olmanın ötesinde, yayıncılık tutkumu dijital dünyayla buluşturdum: Tüm gelirini sokak hayvanlarının mama ve bakım masraflarına dönüştürdüğümüz Social adlı dijital dergiyi yayınlıyorum. Edebiyatın ve medyanın yanı sıra, çocukların düşün dünyasına dokunmayı da çok önemsiyorum; bu amaçla P4C Okulu Felsefi Danışmanlık bünyesinde aldığım eğitimle “P4C Çocuklarla Felsefe Kolaylaştırıcısı” olarak atölyeler düzenliyorum. Evliyim, bir kız çocuk annesiyim ve evimizi üç güzel tekir kediyle paylaşıyoruz.
2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
“Bu yolculuktaki asıl kırılma noktası, çocukken mahalledeki arkadaşlarımla çıkardığım ve mahalle havadislerini paylaştığımız o küçük gazeteydi diyebilirim. Tabii ki arkası da geldi: Anneannemden dinlediğim birbirinden güzel, yaşanmış hikayeler ve lisedeki edebiyat öğretmenimin kompozisyon için verdiği konular bugün olduğum yazarı oluşturan en önemli dönüm noktalarıdır.”
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
“Kalemle kurduğum ilk bağ, ortaokulda başlayıp uzun yıllar sadık kaldığım günlük yazma ritüellerime dayanıyor. Okuma ve yazma tutkum hep vardı fakat edebi anlamda ilk adımlarımı liseden mezun olduğum dönemde attım. Mübadele konusu zihnimi ve kalbimi çok meşgul ediyordu; bu yüzden ilk yazınsal denemelerimin ilham kaynağı, bu topraklarda yaşanan o derin mübadele hikayeleri oldu.”
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
“Kesinlikle çok büyük bir etkisi var; özellikle neyi, nasıl anlatacağım konusunda bana çok yönlü bir zemin hazırladı diyebilirim. Okumak da yazmak da insanı bambaşka hayallerin içine sokan, istediğiniz role bürünmenizi sağlayan eşsiz deneyimler. Çok okumak, kelimeleri doğru yerde kullanmayı öğretirken zihindeki anlam bütünlüğünü de sağlamlaştırıyor. Kelime haznesini genişletip ufku açtığı için üslubunuzu doğrudan şekillendiriyor. Ancak burada bence en önemli kıstas, tek tip okuma yapmamak. Ben her zaman çeşitlilikten yana oldum; roman, biyografi, kişisel gelişim, anı, gezi, polisiye veya bilimkurgu… Tür ayırt etmeksizin her alandan okumak insanın yazım dilini inanılmaz derecede zenginleştiriyor.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
“Yazabildiğimi, cümlelerimin bir karşılık bulduğunu gördükten sonra bu kararı verdim. Aslında ‘yazar olmak’ gibi büyük bir kavramdan ziyade, yazma eyleminin kendisine odaklanıyorum. Eğer yazabiliyorsanız, yazdıklarınız karşı tarafta bir merak ve okunma isteği uyandırıyor, üstelik bir de beğeniliyorsa bence zaten özünde yazarsınızdır. Kendimi yazarken, üretirken ve okurken her zaman çok mutlu hissettim; bu çocukluğumdan beri hep böyle oldu. Ancak kendimi profesyonel veya zihinsel anlamda tamamen bu işe adamaktan bahsediyorsak, bu bilincin bende yeni yeni olgunlaştığını söyleyebilirim.”
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Çok okumak, durmaksızın gözlemlemek, hayal kurmak, iyi bir dinleyici olmak ve elbette disiplinle çalışmak… Benim bu yolda izlediğim bütün yöntemler bunlardan ibaret. Ancak tüm bu sürecin merkezinde, insanın kendini her daim geliştirmeye yönelik bitmek bilmeyen o merak duygusu yer alıyor. Merakınızı ve çalışma azminizi diri tuttuğunuzda, yazarlık yolculuğu da kendiliğinden beslenip büyüyor.
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitabım, kızıma armağan ettiğim Davetsiz Misafir. Kızımla birlikte kurguladığımız bu eser, çocukların da çok sevdiği, keyifli bir okul çağı hikâye kitabı oldu. İkinci kitabım ise benim için çok ayrı ve özel bir dayanışma projesi: Türkiye’nin dört bir yanından kadınlarla online platformlarda bir araya gelerek kaleme aldığım, kadın ve çocuk istismarına dikkat çeken Hatun Kişi Niyetine… Bu kitap, 20 kadının gerçek yaşanmışlıklarından süzülen çok güçlü hikayelerden oluşuyor. Son olarak, okul öncesi dönemdeki minik okurlar için yazdığım Ernest Neden Ağlıyor? var; o da tatlı mı tatlı kaplumbağa Ernest’in dünyasını anlatan sıcacık bir hikâye.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Aslında çocuk kitaplarımın konuları da tüm yazın alanım da hayatın içinden, gördüğüm herhangi bir şeyden besleniyor. Daldaki bir kuş, yerdeki çamur ya da kırmızı bir ayakkabı bile bir hikâyenin fitilini ateşleyebiliyor. Ancak beni asıl yazmaya iten sebebe gelirsek; çocuk kitaplarında öncelikli amacım onlara hem eğlenceli bir dünya sunmak hem de felsefi bir dille düşünmelerini sağlamak. Yetişkinler için kaleme aldığım eserlerde ise itici gücüm biraz daha farklı: “Benim gördüğümü siz de görün, bildiğimi ve hissettiğimi siz de bilin” arzusu… Yani bir nevi ortak bir farkındalıkta buluşma isteği.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Aslında teoride disiplinli bir çalışma yürütmek ve hikâyeyi net bir plan dahilinde kurgulamak gerekiyor. Ancak ben o plana harfiyen sadık kalarak hareket edemeyen yazarlardanım. Masanın başına oturduğumda her şey yazım sürecinde yön değiştirebiliyor. Karakterlerin kaderi ve hikâyenin akışı; o anki hislerime, yeni gördüklerime ve duyduklarıma bağlı olarak kendi yolunu çiziyor. Kurguyu hayatın kendi akışına ve anın getirdiği duygulara bırakmayı daha doğru buluyorum.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Tam olarak her şey…
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Yazmak için belirli bir dönemi veya saati beklemem gerekmiyor. Ancak mevsimsel olarak sonbahar ve kış aylarını yazma atmosferi açısından kendime daha yakın buluyorum.
Motivasyon kaynağım ise iki yönlü:
- İçsel olarak: Sadece ve sadece yazarken hissettiğim o derin mutluluk duygusu.
- Dışsal olarak: Görünürlük ve okunma isteği. Kaleme aldığım bir hikayenin başkalarına ulaştığını, anlaşıldığını ve bir bağ kurduğunu bilmek beni üretmeye devam etmek konusunda inanılmaz besliyor.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çocuklar okumalı, çünkü onlara hem çok eğlenecekleri hem de satır aralarında felsefi farkındalıklar kazanacakları dünyalar sunuyorum. Yetişkinler tarafında ise durum biraz daha farklı ve öznel. Bence edebiyatta “herkese uygun tek bir kitap” diye bir şey yoktur; herkesin okuma alışkanlıkları, hayata bakışı ve edebi zevkleri çok farklıdır. Bu yüzden yetişkin okura “Şu veya bu sebeple mutlaka benim kitabımı okumalısınız” gibi iddialı bir cümle kurmayı doğru bulmuyorum. Benim hikayelerim, o an kendi ruhuna dokunacak bir şeyler arayan doğru okurla zaten bir şekilde buluşacaktır.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kaleme aldığım her eser farklı dünyalara kapı açtığı için tek tip, sınırları çizilmiş bir mesajdan söz edemem. Ancak yazdığım ve gelecekte yazacağım tüm kitapların hamurunda ortak bir ruh her zaman var olacak. Benim kurmaca dünyalarımda karakterler; asi, şahsına münhasır, kendi değerlerine sonuna kadar sahip çıkan, dürüst ve idealist figürlerdir. Ve o dünyada ne olursa olsun hayvanlar çok sevilir, hikâyenin sonunda hep iyiler kazanır. Vermek istediğim en büyük mesaj, belki de bu değerlerin iyileştirici gücüne olan inancı diri tutmaktır.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Aslında masanın başında kalıp yazmanın kendisinden ziyade, yazılanı okuyucuya ulaştırmanın zor yanlarından bahsetmek daha doğru olur. Ülkemiz koşullarında her eve maalesef gazete veya kitap girmiyor. Anne babanın kitap okumadığı, eve basılı bir yayının girmediği bir evde büyüyen bir çocuğun okuma alışkanlığı kazanmasını beklemek bana çok gerçekçi gelmiyor. İşte bu yüzden asıl zorluk, yazmak değil; o kemikleşmiş döngüyü kırıp okunabilmek ve kitabın okura ulaşmasını sağlamak.
Günümüzde reklam ve sosyal medya ağları bu süreci doğrudan etkiliyor. Ancak biliyoruz ki çok satan kitaplar her zaman en iyi kitaplar değildir; çoğunlukla güçlü bir reklamın ve iyi bir network ‘ün eseridir. Ben bu görünmez duvarlarla, emeğin ve nitelikli edebiyatın değerinin “sadece bir gün mutlaka” anlaşılacağına olan inancımı diri tutarak başa çıkıyorum.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Bu durumla başa çıkma yöntemim aslında hiçbir şey yapmamak, yani akışı tamamen serbest bırakmak. Edebi üretimde zorlamaya inanmıyorum; çünkü zorlanarak yazılan metinler hiçbir zaman o arzuladığımız keyifli ruhu yakalayamıyor.
Tıkandığımda o hikâyeyi beklemeye alırım. Bu bazen bir gün, bazen bir ay, bazen de yıllar sürebilir. Hatta zihnimde ara ara canlanıp ara ara giden, tam 20 yıldır bekleyen bir romanım var mesela. Kelimelerle inatlaşmak yerine, onların doğru zamanda yeniden geri döneceğini bilerek sabretmeyi tercih ediyorum.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Yoğun iş tempom sebebiyle kendi adıma büyük organizasyonlar planlamaya pek fırsat bulamıyorum; ancak planlanan etkinliklere ve davetlere mutlaka katılım sağlamaya özen gösteriyorum. Çocuk kitapları odağında ise vakıflarla ve okullarla sürekli iletişim hâlindeyim. Bunun yanı sıra, yayıncılığını üstlendiğim dergi vesilesiyle de alanında değerli isimlerle bir araya geliyor, ortak çalışmalar ve projeler için adımlar atıyorum.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Açıkçası yüksek maliyetler nedeniyle kitap fuarlarının artık nihai amacına tam olarak hizmet edemediği kanaatindeyim. Yayıncılık dünyasının tüm paydaşları —yayınevleri, yazarlar ve tüketiciler— bu durumdan etkileniyor. Bir okur gözüyle baktığımda bile, fuar alanından tek bir kitap almak yerine dijital platformlardan iki kitap almayı tercih edebiliyorum. Yine de bir davet aldığımda her şeye rağmen orada olmayı seçiyorum. Çünkü bu organizasyonların asıl katkısı, okuyucuya yazarıyla doğrudan ve derinlemesine bir sohbet imkânı tanıdığı anlarda gizli; işin en keyifli kısmı da kesinlikle bu.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Hem yetişkin edebiyatında hem de çocuk edebiyatında yeni projelerim ve zamanını bekleyen projelerim var.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Çocukların o meraklı bakışları ve eğlenceli dünyasıyla bağ kurmak zaten başlı başına muazzam bir duygu. Ancak beni en çok şaşırtan, yetişkin kitabımın mutfağında ve sonrasındaki süreçte kadınlarla kurduğum o derin köprü oldu. Çıkmaz sokaklarda kaybolmuş, sesini duyurmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı olan o kadar çok kadınla yolumuz kesişti ki… Tek istekleri anlaşılmak ve aslında bu dünyada duyulur olmak bu kadar zor olmamalı. O kadınların kalbine dokunabilmek beni hem çok duygulandırıyor hem de şaşırtıyor.
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Bol bol okusunlar, hayatı ve insanları can kulağıyla dinlesinler ve çok iyi birer gözlemci olsunlar. Edebiyat kesinlikle kolay bir yolculuk değil; aksine sabır ve emek isteyen uzun bir patika, fakat bir o kadar da benzersiz ve keyifli. Bu yolda yürürken, hiç kimsenin içinizdeki inancı sarsmasına ve ışığınızı söndürmesine asla izin vermeyin. Kendinize ve hikayenize her zaman inanın.

