RÖPORTAJ:MERYEM AKKAYA GARİP

Eğitimci & Yazar

1. Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?

Ben Meryem Akkaya Garip. Uzun yıllar okul öncesi eğitim alanında çalıştım, öğretmenlik ve yöneticilik yaptım. Çocuklarla geçen o yıllar bana hem çok şey öğretti hem de bugün yazdığım metinlerin temelini oluşturdu.

Yazarlık benim için sadece içimden geleni kâğıda dökmek olmadı. Bu alanda eğitimler aldım, kendimi geliştirmeye çalıştım. Bir yandan çocuk gelişimi ve eğitim alanındaki birikimim, diğer yandan yazarlık eğitimlerim zamanla birbirini tamamladı. Sanat da hep bu yolun içinde oldu.

Şu an aktif olarak öğretmenlik yapmıyorum. Çocuk edebiyatı üzerine yazıyor, çocuklarla kitaplarım aracılığıyla bir araya geliyor ve sanatla edebiyatı mümkün olduğunca yan yana tutmaya çalışıyorum.

Beni biraz daha yakından tanımak isteyen biri için sanırım şunu söyleyebilirim: Çocukların hayal dünyasına, merakına ve kendilerine özgü bakışlarına gerçekten inanan ve yazarken de o dünyaya mümkün olduğunca yaklaşmaya çalışan biriyim.

2. Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?

Ne yapmak istediğimi aslında hep biliyordum. Çocuklarla çalışmayı, üretmeyi, yazmayı hep sevdim. Ama bir süre sonra her gün aynı yere gidip gelmek, aynı düzenin içinde kalmak beni çok sıkmaya başladı. Kendi kabıma sığamıyordum artık. Daha çok üretmek, daha çok çocuğa ulaşmak istiyordum.

Kitaplarım da tam burada hayatımın eksik parçasını tamamladı diyebilirim. Çünkü çocuklardan hiç uzaklaşmadım, sadece onlara ulaşma biçimim değişti. Önceden bir sınıfım vardı, şimdi kitaplarım sayesinde binlerce çocuğa ulaşabiliyorum.

Sanırım yazarlığa geçişimin en güzel tarafı da bu oldu. Sınıftan çıktım ama çocukların dünyasından hiç çıkmadım.

3. Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?

Aslında tek bir an söyleyemem. Yazma isteği bende bir anda ortaya çıkmadı, uzun zamandır vardı. Yıllarca çocuklarla çalışırken o kadar çok şey biriktiriyorsunuz ki; onların cümlelerini, hayal dünyalarını, meraklarını, bazen bir yetişkinin hiç fark etmeyeceği ayrıntıları… Bir süre sonra bunların bende kalmasını istemedim.

Kalemi elime almam biraz da bu birikimin dışarı çıkma haliydi. Yazarlık eğitimleri aldıkça da bunun benim için geçici bir heves olmadığını daha iyi anladım. Yazdıkça kendimi ait olduğum yerde hissettim. Sanırım özel bir andan çok, zaman içinde büyüyen ve sonunda artık erteleyemediğim bir istekti.

4. Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?

Çocukluğumdan beri okumayı hep sevdim ama bugün yazım dilimi belirleyen şey sadece okuduklarım değil, yaşadığım hayat ve içinde bulunduğumuz gerçeklik oldu.

Ben çocuklara sürekli pembe bir dünya anlatmaktan yana değilim. Çünkü çocuklar zaten hayatın içinde büyüyorlar, olup biteni görüyorlar ve çoğu zaman sandığımızdan çok daha fazla şeyin farkındalar. Ülkenin ve dünyanın şartları da ortada. Bu yüzden yazarken onlara hayal satmak yerine, yaşadıkları dünyayı anlayabilecekleri bir dille anlatmayı daha doğru buluyorum.

Elbette umut olsun, hayal olsun ama gerçeklikten kopmasın istiyorum. Çocuk bir kitabı kapattığında sadece güzel bir hikâye okumuş olmasın; kendinden, çevresinden ve hayattan bir şey de bulsun. Benim yazım dilimi en çok şekillendiren şey sanırım bu oldu.

5. Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?

Aslında bu karar tek bir deneyimin sonunda oluşmadı. Yıllarca çocuklarla çalışmak, onları gözlemlemek, neye güldüklerini, neye takıldıklarını, hangi cümleleri kurduklarını görmek beni zaten sürekli besliyordu. Bir yandan da eğitim alanında çok fazla şey üretiyor, araştırıyor ve yazıyordum.

Zamanla şunu fark ettim; benim için üretmek yalnızca sınıfın içinde kalmamalıydı. Daha fazla çocuğa ulaşmak istiyordum. Yazarlık eğitimleri almam da bu isteği daha sağlam bir zemine oturttu. Sonrasında kitaplar geldikçe bunun hayatımda geçici bir heves değil, gerçekten ait olduğum alan olduğunu anladım.

Bugün de tam bu yüzden il il, ilçe ilçe, köy köy geziyor; okullarda çocuklarla kitap atölyeleri yapıyorum. Bazen bir sınıfa giriyorum, beni daha önce hiç tanımayan bir çocuk geliyor, kendisine ait küçücük bir objeyi bana veriyor. Bazen resmimi çiziyor, bazen sarılıyor, bazen de sadece “Yine gel” diyor. İşte o anlarda yaptığım işin ne kadar kıymetli olduğunu yeniden anlıyorum. Bu benim için gerçekten tarif edilmesi çok zor bir duygu.

6. İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir, siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?

Bence iyi bir yazar olmanın ilk şartı çok okumak ama sadece okumak da yetmiyor. İyi gözlem yapmak, hayatın içinde kalmak, insanları dinlemek gerekiyor. Çocuklar için yazıyorsanız bunun çok daha büyük bir sorumluluğu var.

Ben çocuğa hiç temas etmemiş birinin çocuk kitabı yazmasına açıkçası çok sıcak bakmıyorum. Adınızın önünde hangi unvanın olduğunun çok da önemi yok. Çocuk edebiyatı çok ince bir hassasiyet gerektiriyor. Çocuğun dilini, dünyasını, sınırlarını, neyi nasıl algıladığını bilmeden yazılan bir metin bana eksik geliyor.

Ben bu yolda yazarlık eğitimleri aldım, çok okudum, çok gözlem yaptım ve en önemlisi yıllarca çocuklarla çalıştım. Bugün hâlâ çocuklarla bir araya geliyor, onları dinliyor, nasıl düşündüklerini görmeye çalışıyorum. Çünkü çocuk edebiyatında masa başında kurduğunuz dünya ile çocuğun gerçek dünyası arasındaki mesafe çok açılırsa, metin de çocuğa ulaşmıyor.

Bir de sabır ve emek çok önemli. Her yazdığınız şey iyi olmuyor, bazen silmek, yeniden yazmak, baştan başlamak gerekiyor. Benim için iyi yazarlık biraz yetenekse, büyük ölçüde gözlem, emek, disiplin ve çocuğa gerçekten temas edebilmek.

7. Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?

Kaleme aldığım ilk çocuk kitabım Ünlü Antikacı oldu. Benim için özel bir yeri var çünkü çocuk edebiyatındaki yolculuğumun başlangıcı diyebilirim. Bugün 12. baskısına ulaşmış olması da benim için ayrıca çok kıymetli.

Sonrasında farklı yaş gruplarına yönelik kitaplar yazdım; Neon Kediler de bunlardan biri. Ayrıca Montessori yaklaşımı ve okul öncesi sanat alanında hazırladığım çalışmalarım da var.

Yazdığım kitapları sadece yayımlayıp bırakmıyorum. Okullarda çocuklarla kitap atölyeleri düzenliyor, hikâyeyi sanatla ve üretimle bir araya getiriyorum. Çocukların kitabı yalnızca okumasını değil, onunla bir bağ kurmasını önemsiyorum.

Aslında yazdığım her kitabın çıkış noktası farklı ama hepsinde ortak olan bir şey var; çocuğa sadece bir hikâye sunmak değil, onun merakını, üretme isteğini ve dünyayla kurduğu bağı da beslemek.

8. Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?

Ben çocukların sanatla iç içe büyümesini önemseyen bir eğitimci ve yazarım. Bu yüzden bugüne kadar yazdığım kitapların hemen hepsinde sanatın mutlaka bir yeri oldu. Benim için bir kitap sadece okunup kapağı kapatılan bir şey değil; çocuk onun içinden bir şey üretmeli, dokunmalı, düşünmeli ve mümkünse kendi dünyasına taşımalı.

Bu nedenle kitaplarımla bağlantılı sanat çalışmaları hazırlıyorum, atölyelerde çocuklarla birlikte uyguluyorum. Hatta çoğu zaman kitabın bir şarkısını da hazırlıyorum. Çünkü çocukların bir hikâyeyle yalnızca okuyarak değil, müzikle, sanatla ve üretimle de bağ kurabildiğine inanıyorum.

Sanırım beni konu seçerken en çok yönlendiren şey de bu. Bir hikâye yazarken sadece “Bu kitap ne anlatacak?” diye düşünmüyorum; “Çocuk bu kitabın içinden ne çıkaracak, ne üretecek, ne hissedecek?” diye de düşünüyorum.

9. Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterler sizi başka bir yöne götürebiliyor mu?

Ben hikâyeyi yazmaya başlarken ana hatları kafamda belirliyorum ama çocuklarla çalışıyorsanız “Bu böyle olacak ve böyle kalacak” deme şansınız pek yok. Süreç ilerledikçe hikâye de karakterler de şekil alabiliyor. Bazen ilk düşündüğüm gibi kalıyor, bazen çocuklardan aldığım bir tepki, bir cümle ya da bir gözlem beni bambaşka bir yere götürüyor.

Bir de artık Alfa kuşağıyla çalışıyoruz ve gerçekten çok farklı bir kuşak. Daha hızlı düşünüyorlar, daha fazla sorguluyorlar, neyi sevip neyi sevmediklerini çok daha açık ifade ediyorlar. Bu yüzden onların dünyasını uzaktan tahmin etmek yerine onları dinlemeyi önemsiyorum.

Açıkçası bu kuşağın ebeveynlerine de önceki dönemlere göre daha çok güveniyorum. Çocuklarını daha fazla dinleyen, onların fikrine daha çok alan açan bir ebeveyn profili görüyorum. Dolayısıyla ben de yazarken hem çocuğun hem de değişen dünyanın sesine açık kalmayı tercih ediyorum.

10. Size ilham veren şeyler nelerdir?

İlham denince benim aklıma ilk çocuklar geliyor ama öyle klasik anlamda değil. Onlarla uzun süre vakit geçirince sadece onları gözlemlemiyorsunuz, siz de değişiyorsunuz. Ben mesela bazen onlar gibi konuştuğumu fark ediyorum. Kelimelere takılışım, bir şeyi anlatma biçimim, bazen saçma görünen bir ayrıntıya gereğinden fazla önem vermem bile onlardan geçmiş olabilir.

Ve ben kendimin bu halini çok seviyorum.

Çocuklardan öğrendiğim şey sadece hikâye fikri değil aslında. Dünyaya bakışım da değişiyor. Bazen bir çocuğun kurduğu tek bir cümle, benim saatlerce düşündüğüm bir şeyden daha sahici geliyor. Sanırım beni en çok besleyen tarafları da bu; filtresiz olmaları.

11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?

Benim için belirli bir üretkenlik dönemi yok. Hatta bazen istiyorum ki aynı anda bir sürü kitabım çıksın, ben de peş peşe çocuklarla buluşayım, atölyeler yapayım. Tabii hayatın ve yayıncılığın temposu buna pek izin vermiyor.

Beni en çok motive eden şey ise çocuklarla buluşmak. Bir atölyeden çıktığımda çoğu zaman bir sonraki adım için yeniden heyecanlanıyorum. Çocukların ilgisi, merakı, söyledikleri küçücük bir cümle bile beni yeniden üretmeye itebiliyor.

Bir de okullardan, özellikle öğretmen arkadaşlarımdan gelen olumlu dönüşler benim için çok kıymetli. Çünkü kitabın gerçekten çocuğa ulaştığını, sınıfta bir karşılık bulduğunu bilmek insana devam etme isteği veriyor.

12. Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?

Bence bir çocuk kitabını neden okumalı sorusunun cevabı sadece “güzel bir hikâye” olmamalı. Ben kitaplarımda çocuğun hikâyenin dışında kalmasını istemiyorum. Okusun, düşünsün, bir şey üretsin, müziğini duysun, sanatla ilişki kursun istiyorum.

Bu yüzden kitaplarımın çoğunda sanat teması var. Hikâyeye uygun atölye çalışmaları hazırlıyorum, çocuklarla birlikte uyguluyorum, bazı kitaplar için şarkılar hazırlıyorum. Çünkü çocukların bir kitabı yalnızca okuyarak değil, yaşayarak da hatırladığını düşünüyorum.

Bir de yazarken çocuklara yapay bir dünya kurmamaya dikkat ediyorum. Hayal gücü elbette olsun ama kendi hayatlarından da bir şey bulabilsinler. Benim kitaplarımı okumalarını isterim çünkü onlara sadece bir hikâye anlatmak değil, o hikâyenin içinde kendilerine ait bir yer açmak istiyorum.

13. Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Ben kitaplarımda tek bir mesaj vermeye çalışmıyorum. Daha çok çocuğun hikâyenin içinden kendine ait bir şey çıkarmasını önemsiyorum. Ama ortak bir çizgi var; sanat, merak, üretmek, yaşadığı dünyayı fark etmek ve kendi fikrine güvenmek.

Çocuklara sürekli kusursuz bir dünya göstermek istemiyorum. Hayatın içinde ne varsa, yaşına uygun şekilde hikâyenin içinde de olabilir. Çünkü çocuklar düşündüğümüzden çok daha fazla şeyi görüyor ve anlıyor.

Bir de sanat benim kitaplarımda sadece süs değil. Hikâyenin bir parçası. Çocuk okurken aynı zamanda üretebilsin, düşünsün, başka bir açıdan bakabilsin istiyorum. Benim vermek istediğim en temel şey sanırım şu: Çocuk kendi dünyasını önemsesin, kendi fikrinin ve ürettiği şeyin değerli olduğunu bilsin.

14. Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?

Yazarlığın en zor taraflarından biri, dışarıdan çok hareketli görünse de aslında oldukça yalnız bir iş olması. Yazarken çoğu zaman kendi başınasınız ve yaptığınız işin karşılığını hemen alamıyorsunuz. Bir kitabın dosyadan basıma, oradan çocuğa ulaşmasına kadar geçen süreç ciddi bir sabır istiyor.

Ben de bununla üretmeye devam ederek başa çıkıyorum. Çünkü beklerken durmak bana göre değil; bir kitap ilerlerken ben çoktan diğerinin peşine düşmüş oluyorum.

15. Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?

Yazar tıkanıklığı yaşadığımda kendimi zorlamıyorum, biraz ara veriyorum. Çünkü bazen masanın başında daha fazla oturmak çözüm olmuyor.

Böyle zamanlarda daha önce yaptığım atölyelerin fotoğraflarına dönüp bakıyorum. Çocukların yüz ifadeleri, yaptıkları çalışmalar, o gün yaşanan küçük anlar bana yeniden neden yazdığımı hatırlatıyor.

İmkânım varsa seyahate çıkıyorum. Yer değiştirmek, yeni bir sokak görmek, başka insanlara karışmak bana iyi geliyor. Ben ilhamı biraz da hareketin içinde buluyorum. Sonra zaten kafamın içindeki ses yeniden gelmeye başlıyor ve kaldığım yerden devam ediyorum.

16. Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?

Ben bu konuda bekleyen tarafta değilim. Okullarla, belediyelerle, kurumlarla iletişime geçiyorum; imza günleri ve kitap atölyeleri düzenliyorum. Bazen bir ilde, bazen bir ilçede, bazen de bir köy okulunda çocuklarla buluşuyorum. Açıkçası kitabım çıksın, sonra birileri beni davet etsin diye beklemeyi hiç sevmedim.

Çünkü ben yazarlığı sadece masa başında yapılan bir iş olarak görmüyorum. Çocuğa ulaşmak istiyorsam bunun için yola çıkmam gerektiğine inanıyorum.

Şimdi sıradaki hedefim biraz daha büyük. Yurt dışında yaşayan gurbetçi ailelerin çocuklarıyla atölyeler yapmak istiyorum. Özellikle Türkçeyle, kitapla ve sanatla aralarındaki bağı güçlendirecek buluşmalar yapmak beni çok heyecanlandırıyor. Sanırım bundan sonraki yolculuğumun en çok istediğim kısmı da bu.

17. Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?

Kitap fuarlarında en sevdiğim şey, çocuğun kitabın yazarını bir anda gerçek bir insana dönüştürmesi. Çünkü onların gözünde bazen yazar biraz uzakta duran, yalnızca kitabın kapağında adı olan biri. Sonra karşı karşıya geliyoruz, kitabını uzatıyor, ismini söylüyor, bazen heyecandan ne diyeceğini bilemiyor. O küçücük an bana çok şey ifade ediyor.

Kitabını imzalatması elbette güzel ama bence asıl önemli olan, çocuğun o günün sonunda yanında sadece imzalı bir kitap değil, bir hikâye götürmesi. “Ben bu kitabın yazarını gördüm, onunla konuştum, kitabın nasıl yazıldığını sordum” diyebilmesi. Belki yıllar sonra kitabın içindeki cümleleri unutacak ama o karşılaşmayı hatırlayacak.

Benim için de fuarlar biraz aynaya bakmak gibi. Çocukların hangi karaktere bağlandığını, hangi sahneyi hatırladığını, bana neyi sorduğunu gördüğümde yazdığım şeyin gerçekten nereye değdiğini anlıyorum. Bazen bir çocuğun tek bir sorusu, benim bir sonraki kitabıma kadar benimle geliyor.

18. Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?

Evet, var. Çok taze bir gelişme olarak İçimdeki Kayıp Çocuğa isimli derleme kitap projesi çıktı. Bu kitap benim için ayrıca özel çünkü ilk kez yetişkin okura yönelik bir kitapta yer aldım. Çocuk edebiyatından sonra başka bir alanda da kendimi denemek benim için güzel bir deneyim oldu.

Bir yandan da çocuk kitapları tarafında üretmeye devam ediyorum. Eylül-ekim gibi ilkokul kademesine uygun yeni bir kitabım daha çıkacak.

Ben zaten tek bir proje bitince durabilen biri değilim. Bir kitap çıkarken diğerinin fikri çoktan kafamda dolaşmaya başlıyor. Önümüzdeki dönemde hem çocuk edebiyatında yeni kitaplarla devam etmek hem de farklı yaş gruplarına yönelik projeleri denemek istiyorum.

19. Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?

Kitaplarım sayesinde çok özel insanlarla tanışıyorum. Bunun benim için en güzel örneklerinden biri İnegöl Çitli Nihat Korkmaz İlkokulu. Okul müdürü Erçin Celaloğlu ve oradaki öğretmenlerle aramda zamanla çok güçlü bir bağ oluştu. Orası benim için artık sadece etkinlik yaptığım bir köy okulu değil. İnsan bazen bir yere işi için gidiyor ama oradan hayatına insanlar katarak dönüyor. Benim için Çitli tam olarak böyle bir yer oldu ve bu bağın hiç kopmasını istemiyorum.

Bir de çocuklarla yaptığım sanat atölyeleri var. Ortaya çıkan çalışmalara bazen gerçekten şaşırıyorum. “Bu yaştaki bir çocuk bunu nasıl düşündü?” dediğim çok oluyor. Çünkü bazen bizim yetişkinlerin aklına gelmeyecek kadar özgün şeyler çıkarıyorlar.

Atölye sonunda bana kendi yaptıkları küçük bir şeyi hediye etmeleri, teneffüste arkamdan koşmaları, şiir yazmaları, bir resim verip “Bu sen” demeleri benim için çok başka bir yerde. Böyle anlarda iyi ki bu işi yapıyorum diyorum.

Sanırım okuyucudan aldığım en güzel geri dönüş tam da bu: Bir çocuğun sizi kitabın kapağındaki isim olarak değil, hayatında güzel bir anı bırakan biri olarak hatırlaması.

Çocukların çalışmalarından

20. Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Ne yapıyorsanız yapın ama en iyi bildiğiniz işi yapın. Özellikle çocuk edebiyatında yazacaksanız bunun eğitimini mutlaka alın ve mümkün olduğunca uzun süre çocuklara temas edin. Çünkü çocuk edebiyatı yalnızca güzel cümleler kurmakla yapılabilecek bir alan değil; çocuğu, dilini, dünyasını ve değişen kuşakları gerçekten tanımayı gerektiriyor.

Bu yolda zorluklarla karşılaşmamak zaten mümkün değil. Dosyanız reddedilebilir, aylarca cevap alamayabilirsiniz, bazen çok inandığınız bir metin karşılık bulmayabilir. Böyle zamanlarda J. K. Rowling’in yazarlık hikâyesini okumalarını öneririm. Harry Potter yayımlanmadan önce dosyasının pek çok yayınevinden ret almış olması, bazen vazgeçmemek gerektiğini hatırlatan iyi örneklerden biri.

Birilerinin sizin yazdığınız şeye o an inanmaması, onun değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Ama yalnızca inanmak da yetmiyor; eğitim almak, okumak, eleştiriye açık olmak, yeniden yazmak ve gerektiğinde baştan başlamak gerekiyor. Benim tavsiyem, başkasının yoluna bakıp kendinize süre biçmemeniz. Önemli olan neden yazdığınızı unutmamak ve üretmeye devam etmek.

Son olarak bu röportaj vesilesiyle bana kendimi ve yazarlık yolculuğumu anlatma fırsatı veren Varyasyon Kalemler’e teşekkür ederim. Soruları yanıtlarken ben de dönüp kendi yoluma yeniden baktım. Umarım bu söyleşi, bir yerlerde yazmaya başlamak isteyen ya da yazdığı bir dosyadan vazgeçmek üzere olan birine küçük de olsa cesaret verir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir