1- Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Öncelikle merhabalar. Ben Miray veya eserimdeki mahlasımla Miazaki. 2003 yılında Tekirdağ’da doğdum. Ankara Üniversitesi Büro Yönetimi ve Yönetici Asistanlığı mezunuyum. Küçüklüğümden beri yazmayı çok severim. Aynı zamanda tiyatro da ilgi alanıma girdiğinden çeşitli senaryolar yazıp elimden geldiğince tiyatro ve yazarlık eğitimleri vermeye çalışıyorum.
2- Yazarlığa adım atmanızdaki asıl kırılma noktası ne oldu?
Tam olarak söyleyebileceğim bir kırılma noktası olmadı çünkü dediğim gibi, küçüklüğümden beri yazıya ve yazmaya meraklıydım. Özellikle lisedeyken çok fazla kurgusal ve fantastik hikâye yazardım, online platformlarda sergilerdim. O yüzden kesin bir kırılma noktam olmadı.
3- Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Yoktu. Ben her an yazabiliyordum, özel olmasına gerek yoktu.
4- Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Özellikle hangi bakış açısıyla yazmak istediğim konusunda çok etkili oldu. Ben anlatımı sade, basit ama bir o kadar da kafa yormak gereken kitapları severdim. Bu yüzden gelecekteki kitaplarımda da çoğunlukla birinci şahıs ve sade bir üslup kullanmayı düşünüyorum. Böylece okurun daha iyi bir bağ kurabildiğini düşünüyorum.
5- Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Baktım yazılarım güzel oluyor, okurken kafamda görsel olarak canlanıyor, neden yazar olmayayım dedim. Spesifik bir deneyim olmadı ama çevremden de destek alınca ben bunu kesin yaparım dedim.
6- İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
İyi yazar okura göre değişir. Ben kendim için iyi bir yazar diyemem, bu okura kalmış bir şeydir. Ben yalnızca hikâyeyi kurgularım ve gerisini okura bırakırım. Ancak temel olarak Türkçe’nin kurallarına hâkim olmak, iyi bir hayal gücüne sahip olmak, nereden ilham alınacağını bilmek gibi şartları vardır elbette.
7- Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitabım yeni yayımlanan Perspektif. Ondan önce fantastik hikâyeleri kaleme almıştım ancak hiç yayımlamayı denemedim, fazla gerçeküstü görünmüştü gözüme.
8- Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
En önemli etken hayatımda yaşadığım dönemler. Ne kadar iniş çıkış varsa o kadar çok konu bulabiliyorum. Bazen de arkadaşlarımın yaşadıklarını dinleyip onların yaşadıklarından esinleniyorum.
9- Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Planlanan bir kader oluyor, evet. Ancak yazmaya devam ettikçe “Bu karakterle planladığım son uyumlu değil sanki,” dediğim oluyor. Konu olarak değil ama özellikle karakter gelişimi konusunda çok farklı yerlere gittiği oluyor.
10- Size ilham veren şeyler nelerdir?
Rüyalarım. En çok rüyalarımdan ilham alırım. Çünkü rüyalar kitap gibi, her şeyin mümkün olduğu değişik şeylerdir.
-11. En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Her dönemde üretken olabiliyorum. En çok, yazması mantıklı veya beni heyecanlandıran bir fikir geldiğinde motive oluyorum. Koşa koşa yazmaya gidiyorum.
12- Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Tam bitti derken farklı bir yerden yeniden başladığı için okumalılar. Biraz da kendilerinden bir parça, içlerinde sakladığı karanlığı bulacakları için. Ayrıca her yazara ufak da olsa bir şans verilmeli.
13- Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Perspektif’teki ana fikir, takıntılı bir insan olmanın sizi bir yere vardıramayacağıdır. Bu takıntı insan olur, kitapta geçtiği gibi ölüm olur veya tamamen rastgele bir şey. Ayrıca insanların hayatını etkilemek gibi saçma fikirlerin neden her zaman işe yaramayacağı gibi bir mesaj da var. Birini tanımak onun hayatında tam kontrole sahip olmak değildir.
14- Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
En zor yanı kitap çıktıktan sonra başlıyor bence. Acaba beğenilecek mi, ne gibi dönütler alacağım gibi sorular ortaya çıktıktan sonra asıl bunların üstesinden gelmek gerekiyor. Ben hâlâ başa çıkmaya çalışıyorum çünkü kitap var olduğu sürece dönüt alınabilir ve bunun bir sonu olmayacak.
15- Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Ara veriyorum doğal olarak; bazen dizi veya film izleyip oradan bir karakterden veya konudan esinlenmeyi deniyorum, bazense uyuyup devamını rüyamda görmeyi umuyorum.
16- Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Sosyal medyada bir kitle oluşturmayı deniyorum, arkadaşlarım ve onların arkadaşlarıyla iletişime geçiyorum. Yeni bir yazar olarak ne kadar yayılabilirsem o kadar yayılmaya çalışıyorum.
17- Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Benim için oldukça önemli. Çünkü yazara sorulacak sorular ve yazarın gerçekte nasıl biri olduğunu öğrenmek okuyucu için önemli olurken okuyucu kitlesini tanımak, gelecekle ilgili tahminleri almak, hangi tarzda karakterin daha çok beğenildiğini görmek yazar için önemlidir. Bu etkinlikler yazara yazma heyecanı verirken okura da okuma heyecanı veriyor diye düşünüyorum.
-18 Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Perspektif’in devam kitabı ve daha önce yazdıklarıma da okuduklarıma da benzemeyen bir projem var.
19- Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Henüz duygulandığım veya şaşırdığım bir geri dönüş olmadı doğrusu. Belki ilerleyen zamanlarda olabilir.
20- Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Vereceğim ilk tavsiye kendine güvenmek. Çünkü insan kendine güvenmedikten sonra ne yaparsa yapsın işe yaramaz. İkinci tavsiye ise korkmamak. Başlarda her şey korkunç görünür; ya okunmazsa, ya beceremezsem, ya mahvedersem, ya hatalarım varsa… İnanın bana, hiç de öyle olmuyor. O çizgiyi aşıp cesareti bir kez tattıktan sonra diğer fikirler çorap söküğü gibi geliyor. Zaman ise hiç önemli değil, istersen bir kitap için yıllarca çalış. Önemli olan içine sinmesi, işte bu diyebilmen.


1 Comment