1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Ben Nevin Öztürk. Evliyim ve üç çocuk annesiyim. Ailem, yazmak ve müzik , hayatımın en önemli parçalarını oluşturuyor. Kitap okumayı, araştırmayı, özellikle tarih ve insan psikolojisi üzerine düşünmeyi seviyorum. Beni tanıyanlar meraklı bir yapım olduğunu söyleyebilir. Bir konuyu merak ettiğimde mümkün olduğunca derinlemesine araştırmayı severim. Yazarlık da sanırım bu merakımın doğal bir sonucu oldu. İlk romanım İstanbul’un Vampirleri: Meliha’nın Günlüğü ile okurları kendi hayal dünyamdan bir hikayeyle buluşturmayı hedefledim.
2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Sanırım zihnimde sürekli hikayeler kurduğumu fark ettiğimde, bunları yalnızca düşünmek yerine yazıya dökmek istedim. Bir süre sonra bazı fikirler aklımda kalmayacak kadar büyüdü. Karakterlerin geçmişleri, yaşadıkları olaylar ve birbirleriyle ilişkileri üzerine düşünürken kendimi bir romanın içinde buldum. İstanbul’un Vampirleri benim için bu düşünceleri somutlaştırdığım ve yazarlığa daha ciddi yaklaştığım bir dönüm noktası oldu.
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Hatırladığım, hayatımı değiştiren tek bir an var diyemem herhalde. Daha çok, kendi hikayelerimi anlatma isteğiyle başlayan bir süreç oldu. Bazen bir karakter, bazen bir olay, bazen de zihnimde oluşan bir görüntü beni yazmaya yöneltti. Bir hikayenin nereden başlayacağını bilmek her zaman kolay değil ama o hikayenin devamını merak etmek beni yazmaya yönlendirdi.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okumak, yazarlığın en önemli parçalarından biri. Farklı yazarları okudukça herkesin bir hikayeyi anlatma biçiminin farklı olduğunu görüyorsunuz. Bu da zamanla kendi anlatımınızı bulmanıza yardımcı oluyor. Ben de okuduklarımdan beslenirken kendi dilimi oluşturmaya önem veriyorum. Bir başkasının yazdıklarına benzemekten çok, anlatmak istediğim hikayeyi kendi kelimelerimle aktarabilmek istiyorum. Bu nedenle bu kitabı yazarken fantastik kurgu vb. kitapları okumayı bıraktım bir süre. Bu şekilde kendi dilimin daha iyi oluşacağını düşündüm.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Yazar olmaya karar vermem tek bir deneyimin sonucu değildi. İnsanları, duyguları, geçmişi ve hayatın görünmeyen yönlerini anlamaya duyduğum merak zamanla yazma isteğine dönüştü. Zihnimde biriken hikayeleri yalnızca düşünmekle yetinmeyip onları kelimelerle bir dünyaya dönüştürmek istedim. Bir süre sonra yazmanın benim için yalnızca bir uğraş değil, kendimi ifade etmenin ve anlatmak istediklerimi başkalarına ulaştırmanın bir yolu olduğunu fark ettim. İstanbul’un Vampirleri: Meliha’nın Günlüğü ile bu yolculuğu somut bir esere dönüştürmek, benim için önemli bir dönüm noktası oldu.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bence iyi bir yazar olmak için öncelikle meraklı olmak gerekiyor. İnsanları, hayatı, tarihi ve çevremizde olup bitenleri anlamaya çalışmak yazara çok şey katıyor. Bunun yanında bol bol okumak, araştırmak ve düzenli yazmak da önemli. Sadece ilham geldiğinde yazmayı beklemek yeterli değil. Bazen on sayfa yazıyordum bazen bir cümle. Önemli olan bence süreklilik. Her gün bir cümle bile olsa yazmak. Ben de bir hikayeyi oluştururken karakterleri, olayların geçmişini ve yaşadıkları dünyanın koşullarını düşünmeye çalışıyorum. Özellikle tarihi bir hikaye yazıyorsanız araştırmanın önemini daha fazla hissediyorsunuz.
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitabım İstanbul’un Vampirleri. Bu kitabın fikri orta okul zamanlarımda aklımda yeşermeye başladı ama otuzlu yaşlarımda kitaplaştırmaya cesaret edebildim. İlk kitap olarak bu kitabı seçmemin nedeni kendi çocukluğuma bir armağan vermek istemem herhalde. Şu an için bu romanı tamamlamış olmanın heyecanını yaşıyorum.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Beni en çok doğaüstü hikayeler , tarih ve insanın karmaşık yapısı etkiliyor. Tarihi bir mekanı düşündüğümde orada yaşamış insanları, yaşananları ve günümüze ulaşmayan hikayeleri merak ediyorum. Bir de gerçeklikle hayalin iç içe geçtiği anlatımları seviyorum. Vampirler gibi doğaüstü unsurlar, aslında insanın korkularını, tutkularını ve seçimlerini anlatmak için de çok geniş bir alan sunuyor. Benim için önemli olan, ilginç bir konu bulmanın yanında o konunun içinde anlatmaya değer bir insan hikayesi olması.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Hikayenin ana hatlarını önceden belirlemeyi seviyorum. Karakterlerin kim olduklarını, ne istediklerini ve hikayenin hangi noktalara ulaşacağını bilmek bana yol gösteriyor. Ama yazarken her ayrıntıyı en başından kesinleştirmiyorum. Bazen bir karakter üzerinde düşündükçe onun vereceği kararın başlangıçta planladığımdan farklı olması gerektiğini fark ediyorum. Bu da yazma sürecini benim için daha ilginç hale getiriyor. Sonuçta karakterlerin davranışlarının kendi kişiliklerine uygun olması gerekiyor. Örnek vermem gerekirse karakterlerin yemek zevkleri , giyim tarzları hatta üslupları bende yazarken şekilleniyor . Galiba yazmaya başlarken kitabın sonunu benimde bilmemem daha heyecan verici.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Bazen okuduğum bir bilgi, bazen bir mekan, bazen de günlük hayatta karşılaştığım küçük bir ayrıntı yeni bir fikrin başlangıcı olabiliyor. Örneğin, sosyal medyada gördüğüm ters duran bir bank bana bir distopya fikri vermişti. Bu fikri bir kitaba dönüştürmek de hedeflerim arasında. İstanbul ise özellikle tarihi dokusu ve geçmişten bugüne taşıdığı hikayelerle beni etkileyen şehirlerden biri. Bir şehrin yalnızca bugünkü halini değil, geçmişte nasıl bir yer olduğunu ve kimlerin hayatlarına tanıklık ettiğini düşünmeyi seviyorum.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Üç çocuk annesi olduğum için zamanımı planlamak benim açımdan önemli. Gün içinde aileme ayırmam gereken zamanla kendi çalışmalarımı dengelemeye çalışıyorum. Her zaman istediğim kadar uzun süre yazamasam da bir projeyi zihnimde taşımaya ve fırsat buldukça üzerinde çalışmaya devam ediyorum. Beni en çok motive eden şey ise başlangıçta yalnızca bir fikir olan hikayenin zamanla gerçek bir kitaba dönüşmesi. Emek verdiğiniz bir çalışmayı tamamlamak gerçekten güzel bir duygu.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Bence İstanbul’un Vampirleri: Meliha’nın Günlüğü, okura yalnızca bir vampir hikayesi değil, okuduğu her şeyden şüphe etmesine neden olacak bir deneyim sunuyor. Hikayem, Osmanlıca uzmanı Neslihan’ın sevgilisi Cem’den aldığı, 1895-1896 yıllarına ait bir günlükle başlıyor. Bu günlük aracılığıyla okur, Osmanlı İstanbul’unun gizemli dünyasına, Pera’nın balolarına ve İtalyan vampir Marki Pietro von Sanguino ile Meliha’nın imkansız aşkına sürükleniyor. Ancak sayfalar ilerledikçe hikayem, tarihi bir gotik anlatıdan çok daha karanlık bir psikolojik gerilime dönüşüyor. Romanın benim için en özel tarafı, okurun gerçeklikle kurgu arasındaki sınırdan hiçbir zaman tam anlamıyla emin olamaması. Hikayenin içinde bir başka hikaye açılıyor ve okurun şimdiye kadar inandığı her şey sorgulanmaya başlıyor. Okuru sadece vampirlerle, sırlarla ve karanlık bir aşkla buluşturmak değil; hafızanın, travmanın ve zihnin gerçekliği nasıl şekillendirebildiğini de düşündürmek istedim. Eğer okuduğunuz bir hikayenin sonunda bile gerçekliğinden emin olamıyorsanız, o hikaye zihninizde yaşamaya devam eder. Benim dileğim, İstanbul’un Vampirleri’nin okurda tam olarak böyle bir etki bırakması
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Romanımda gerçeklik, hafıza, insan psikolojisi ve geçmişin hayatımız üzerindeki etkileri gibi konuları ele alıyorum. Beni özellikle düşündüren şey, insanların yaşadıklarını ve çevrelerindeki dünyayı birbirinden ne kadar farklı algılayabildiği. Bazen bir olaya ilişkin bildiğimizi sandığımız şeyler, aslında gerçeğin yalnızca bir parçası olabilir. Kitabım ile okura hazır cevaplar vermekten çok, onu hikayenin içinde düşünmeye ve sorgulamaya davet etmek istedim. Benim için önemli olan, okurun yalnızca hikayenin sonunu merak etmesi değil, kitabı bitirdikten sonra da kitabım üzerine düşünmeye devam etmesi.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
En zor yanlarından biri, yazmak için kendinize zaman ayırabilmek ve uzun bir hikayenin bütünlüğünü korumak. Özellikle aile hayatıyla birlikte yürüttüğünüzde her zaman istediğiniz kadar vaktiniz olmayabiliyor. Bir de yazdığınız metne uzun süre emek verdiğinizde bazı bölümleri değiştirmek veya çıkarmak kolay olmuyor.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Kimi zaman da kısa bir ara verdikten sonra kitaba dönmek daha kolay oluyor. Bence önemli olan, bir süre yazamamanın her şeyin bittiği anlamına gelmediğini bilmek.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Şu an için kitabımı tanıtmak adına sosyal medya üzerinden bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Ancak beklentilerimi çok yüksek tutmuyorum. Sonuçta bir kitap yazıldı, tamamlandı ve artık okuruyla buluştu. Bundan sonraki süreçte olumlu ya da olumsuz yorumlara fazla takılmadan yeni projelerime odaklanmayı daha doğru buluyorum. Bir kitabın ne zaman keşfedileceğini önceden kestirmek mümkün değil. Belki bugün, belki on yıl sonra çok daha fazla okura ulaşacak. Bu yüzden kitabımın yolculuğunu kendi haline bırakırken ben de yazmaya ve yeni hikayeler üretmeye devam etmek istiyorum.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarının okurlarla bir araya gelmek için güzel bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bir yazarın, kitabını okuyan insanlarla yüz yüze gelmesi ve onların düşüncelerini dinlemesi elbette çok kıymetli. Ancak ben yazarlık yolculuğunun henüz başındayım ve bu tür deneyimleri zamanla tanımayı umuyorum. Bence bir kitabın yolculuğu yalnızca yayımlandığı dönemle sınırlı değil; bazen bir eser yıllar sonra da kendisine okur bulabiliyor. Bu yüzden fuarları ve okur buluşmalarını değerli bulmakla birlikte, benim için asıl önemli olan yazmaya devam etmek ve anlatmak istediğim yeni hikayelere odaklanmak.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Şu anda aklımda üç farklı proje var. İlki, Ruhlar Postanesi. Bu projede kayıplar, yas ve geride kalanların duygusal dünyası üzerinden ilerleyen, fantastik unsurlar da içeren bir hikaye anlatmak istiyorum. İnsanların kaybettikleri yakınlarından mektuplar ya da e-postalar alabildiği bir dünyayı düşünmek ve bunun insan psikolojisi üzerindeki etkilerini keşfetmek beni heyecanlandırıyor. Bir diğer projem, bir distopya. Lütfen Kuşları Besleme adını düşündüğüm bu hikayede, duyguların ve bireysel davranışların kontrol altına alındığı bir toplum var. Kuşları beslemek gibi son derece basit görünen bir davranışın bile insanın sorgulamaya başlamasına, sisteme ve yaşadığı dünyaya farklı gözlerle bakmasına yol açmasını anlatmak istiyorum. Üçüncü fikrim ise dünya mitolojilerindeki ve farklı kültürlerdeki canavarları ele alan kapsamlı bir Canavarlar Atlası. Bu projede yalnızca yaratıkların özelliklerini değil, ortaya çıktıkları kültürleri, inanışları ve insanların onları neden hayal etmiş olabileceğini de araştırmak istiyorum. Bu üç fikir birbirinden oldukça farklı olsa da beni birleştiren şey aynı: İnsanların, toplumların ve kültürlerin görünmeyen taraflarını keşfetmek. Şimdilik bunlar üzerinde düşündüğüm projeler; hangisini ne zaman hayata geçireceğimden çok, her birini içime sinen bir şekilde geliştirmek istiyorum.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
Yazarlık yolculuğumun başında olduğum için okurlarla kuracağım ilişkinin zamanla gelişeceğini düşünüyorum. Bir kitabı yazarken onun okurun hayatında nasıl bir karşılık bulacağını tam olarak bilemiyorsunuz. Benim için en güzel şey, bir okurun hikayeyi benimle birlikte yaşaması, karakterleri merak etmesi ve kitap bittikten sonra bile onun üzerine düşünmesi olur. Bir hikayenin başka bir insanın duygularına dokunabilmesi, yazmanın en anlamlı taraflarından biri.
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Yazmak isteyenlere ilk tavsiyem, başlamak kadar bitirmeye de önem vermeleri olur. İnsanların aklında pek çok güzel fikir olabilir ama o fikri bir hikayeye dönüştürmek emek ve sabır istiyor. Bol bol okumalarını, araştırmalarını ve yazdıklarını geliştirmekten çekinmemelerini öneririm.

