1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Menderes Urfalı: 1971 yılında Denizli’de doğdum. İlk, orta ve lise öğrenimimi memleketimde tamamladıktan sonra Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinde öğrenim gördüm. 1998 yılında Denizli Belediyesi Bando ve Konservatuvar Orkestrasında işe başladıktan sonra on yıl müzisyen, altı yıl aranjör olarak görev yaptım. 2014 yılında Merkezefendi Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğüne geçerek proje geliştirme ve etkinlik organizasyonu alanlarında çalıştım. 2023 yılında emekli oldum; ancak sanatla olan bağımı ve üretme heyecanımı hiç yitirmedim.
Çocuk edebiyatına ve tiyatroya duyduğum ilgi, beni yazarlık yolculuğunda yeni adımlar atmaya yöneltti. Bu doğrultuda yaklaşık iki yıl süren, 2022-2024 yıllarında Pamukkale Üniversitesi ile Denizli Büyükşehir Belediyesinin düzenlediği “Yaratıcı Yazarlık” eğitimlerine katıldım. Zamanla sözcükler, sahne ve müzik, kendimi ifade ettiğim farklı sanat dalları hâline geldi.
Bugüne kadar “Üç İyi Masalı, Zanka, Mut-Lu-Luk, Yakan Top” adlı dört çocuk kitabım yayımlandı. Çocukların dünyasına dokunmayı, onların hayal güçlerini beslemeyi ve sanat aracılığıyla güzel duygulara kapı aralamayı önemsiyorum.
Tiyatro alanındaki çalışmalarım da üretim yolculuğumun önemli bir parçasını oluşturuyor. Denizli’nin çeşitli sahnelerinde “Üç İyi Masalı, Doğa Kahramanları, Yakan Top, Maviler ve Beyazlar” adlı çocuk oyunlarım ile “Girişken Kadınlar Derneği, Seçim” adlı yetişkin oyunlarım sahnelenmeye devam ediyor.
Sözü ve müziği bana ait olan “Evcil Hayvanlar Oyuncak Değildir, Haydi Fidan Dikelim, Atatürk” adlı çocuk şarkılarım ise Youtube, Facebook ve Instagram’ da dinleyicilerle buluşuyor. Ayrıca “Denizli’nin Sesi” adlı Instagram gazete sayfasında köşe yazarlığını sürdürüyorum.
Benim için sanat, yalnızca bir şeyler üretmek değil; yaşadığımız coğrafyanın sesini, insanımızın duygularını, sorunlarını ve hayallerini evrensel bir dille anlatabilmek demek. Bu nedenle “Yerelden Evrensele Sanat” anlayışıyla çıktığım yolda, elimin erdiği ve gücümün yettiği ölçüde özgün eserler üretmeye, çocukların dünyasına dokunmaya ve sanatın farklı alanlarında yeni hikâyeler yazmaya devam edeceğim.
2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Benim kırılma noktam, yazdığım ilk çocuk tiyatro metnimin profesyonel bir ekip tarafından sahnelenmesiyle oldu. Gerçekten müthiş bir duyguydu. Hayal edip kâğıda döktüğünüz şeylerin sahnede canlandığını ve o an çocukların gözlerindeki sevinci, yüzlerindeki tebessümü görmek tarif edilemez bir mutluluk. Bu yolculuğumda bana inanan ve destek veren değerli hocalarım Ceyhun Atmaca ile Selahattin Doğramacı’ya sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum.
3-Sizi ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Belediyenin Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğünde müzisyen olarak görev yaparken, 3 Kasım 2014’te Fen İşleri Müdürlüğü bünyesindeki Kaldırım Tamir Onarım Ekibine sürgün edildim. Bir mobbing uzmanından aldığım tavsiye doğrultusunda, maruz kaldığım bezdiriyi ispatlamak amacıyla günlük tutmaya başlamıştım. İşte tam da o gün yazmaya karar verdim.
4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Edebiyatla ilk temasımız, her ne kadar yerli ve yabancı klasiklerle başlasa da; asıl o kopmaz okuma tutkusunu gençlik yıllarımızda kazandık. O dönemde, çoğunlukla birbirimiz arasında elden ele dolaştırdığımız ve takas ettiğimiz Tommiks, Teksas, Zagor, Kızıl Maske, Kara Murat, Ustura Kemal, Karaoğlan ve Avanak Avni gibi çizgi romanlar bu tutkunun başrolündeydi. Her ne kadar öğretmenlerimiz bu renkli dünyayı tasvip etmese de, o kareler ve konuşma balonlarındaki maceralar yazma dilimizin dinamizmini ve hayal gücümüzün sınırlarını besleyen en güçlü köprüler olmuştur.
5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Yukarıda bahsettiğim içsel motivasyonların ardından, yazarlığa giden yolda en somut adımı atmamı sağlayan önemli etkenler oldu. 2022-2024 yılları arasında, Denizli Büyükşehir Belediyesi ve Pamukkale Üniversitesi bünyesinde iki yıl boyunca “Yaratıcı Yazarlık” eğitimleri aldım. Bu eğitimlerin yazar olmamdaki katkısı çok büyüktür. Tabii bu süreçte, üzerimde büyük emeği olan ve desteğini hiçbir zaman esirgemeyen değerli yazar büyüğüm Mehmet Halil Arık hocama da ayrıca teşekkür ederim. Buradan kendisine en içten sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.
6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bana göre iyi bir yazar olmanın ilk ve en temel şartı, insanın hayatta kendine dert edindiği meselelerin olmasıdır. Ardından çok iyi bir gözlemci olmanız gerekir; özellikle de en yakınınızdaki insanları, etrafınızdaki hayatı ve en ince detayları büyük bir dikkatle süzebilmelisiniz. Kaleminizin ve sözünüzün arkasında durabilmek için her şeyden önce samimi ve içten olmalısınız. Ve nihayetinde, ne olursa olsun bu yoldan asla vazgeçmemelisiniz.
7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız nelerdir?
İlk kitabım, 7-10 yaş grubundaki minik okurlar için kaleme aldığım resimli çocuk kitabı “Üç İyi Masalı” oldu. Bu ilk adımdan sonra sırasıyla Zanka, Mut-luLuk ve Yakan Top adlı diğer çocuk kitaplarım okurlarla buluştu.
8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya da etkenler nelerdir?
Beni yazmaya yönlendiren en önemli etken, içinde yaşadığımız toplumun gerçekleri ve karşı karşıya kaldığı sorunlardır. Yazarken her zaman bu meselelere dair bir çıkış yolu bulma, bir umut ve çözüm arayışı içinde olma çabasıyla hareket ettim.
9-Hikâyeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden tamamen planlıyor musunuz, yoksa yazım sürecinde karakterlerin kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Hayır, olmuyor. Hikâyeyi ve karakterlerin kaderini en ince ayrıntısına kadar önceden tamamen planlıyorum. Yazım sürecinde doğaçlamaya yer bırakmıyorum; akışta kendiliğinden gelişen istisnai durumlar ise yalnızca o an aklıma gelen eğlenceli ve komik unsurlardan ibarettir.
10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Toplumun yaşadığı sıkıntıları dert edinip onlara çözüm aramak en büyük ilham kaynağımdır. Yazar aslında; özünde hep dertli olan ve bu dünyanın yükünü taşıyan kişidir.
11-En çok hangi dönemlerde üretken oluyorsunuz ve yazma konusunda sizi en çok motive eden şey nedir?
Bunun belirli bir zamanı ya da saati yok. Parkta otururken, otobüste yolculuk ederken, kalabalık bir meydanda bir çocuğa ya da bir kediye bakarken, hatta sosyal medyada gezinirken karşılaştığım ve etkilendiğim bir detay aniden beni yazmaya motive edebiliyor. Aslında buna, zamanla zihinde birikenlerin dışavurumu yani bilinçaltı birikimleri diyebiliriz.
12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Çünkü kitaplarım; sayfalar arasına sinen samimi ve sıcak bir dille, akıcı bir kurguyla ve en önemlisi hem bugüne seslenen güncel meseleleri hem de zamansız, evrensel değerleri barındıran mesajlarla örülmüştür.
13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Kitaplarımın en temel ve vazgeçilmez ana fikri; öncelikle ve kesinlikle “doğa, hayvan ve insan sevgisi” dir. Çünkü kutuplaşmanın derinleştiği günümüzde, ideolojilerin ötesinde, herkesi kucaklayan yeni ve ortak değerlere ihtiyacımız var. Amacım, farklılıkların ortasında herkesin buluşabileceği insani ve ortak bir “gri alan” yaratabilmek; bu temel erdemin ardından da evrensel değerleri okura aktarmaktır.
14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir, bunlarla nasıl başa çıktınız?
Yazar olmanın en zor yanı, en yakınlarınızın ve çevrenizin size farklı bir gözle bakması, hatta yazdıklarınızı görmezden gelmesidir. Kesinlikle onlara aldırış etmeden yolunuza devam etmeniz gerekiyor. Pek çok yazarın aksine benim konu bulmak gibi bir derdim hiç olmadı. Asıl zorlandığım nokta kurgu aşamasında oluyor. Onu da zamanla ve gayretle çözüyorum.
15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl geliyorsunuz?
Böyle bir tıkanıklık yaşadığımda inatlaşmıyor, yazmayı hemen bırakıyorum. Bu durum bazen günler, bazen de haftalar sürebiliyor. O süreçte zihnimi dinlendirmek için başka işlerle ya da hobilerle uğraşıyor, yürüyüşe çıkıyor ya da eş dost ziyaretleri yapıyorum. Kısacası, yeniden yazma isteği içimden kendiliğinden gelene kadar sürece akışına bırakıyorum.
16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak, kendinizi tanıtmak ve düşüncelerinizi insanlara anlatmak için ne gibi organizasyonlar yapıyorsunuz?
Bu konuda genelde kitap fuarları tercih edilir. Benim tercihim daha çok bugüne kadar hiç yazar görmemiş, eline hiç imzalı kitap geçmemiş, ulaşımı zor köy okullarına gitmek. Bulduğum bağışçıların desteğiyle hayata geçirdiğimiz “yazar-öğrenci buluşmaları” projesi kapsamında, çocuklara kitaplarımı ücretsiz olarak imzalayıp hediye ediyorum. Bu anlamlı yolculukta bazen çok değerli sanatçı dostum Hurşit Türkay da bana eşlik ediyor; o şarkılarıyla, ben ise kitaplarımla o minik yüreklere dokunup çocukların yüzünü güldürüyoruz. Buradan kendisine selamlarımı gönderiyorum.
17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi nedir, bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını düşünüyorsunuz?
Eğer çok tanınan ve popüler bir yazar değilseniz, bu buluşmaların ne maddi ne de manevi anlamda büyük bir getirisi olduğuna inanmıyorum. Bana kalırsa fuarlar, dijital çağda artık biraz anakronik kaldı. Geleneksel yöntemler yerine, yayınevleri ve yazarlar bir araya gelerek ortak Ar-Ge çalışmaları yapmalı ve okura doğrudan, çok daha yaratıcı projelerle ulaşmalıdır kanaatindeyim.
18-Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Evet, üzerinde çalıştığım projelerim var. Şu sıralar yayım aşamasında olan, 8-12 yaş grubundaki çocuklara hitap eden “Ben mi yoksa biz mi?” adlı kitabımın yanı sıra, henüz taslak aşamasında bulunan “Maviler ve Beyazlar” isimli yeni bir çocuk kitabı projem üzerinde çalışıyorum. Ayrıca hem çocuklar hem de yetişkinler için kaleme aldığım tiyatro metinlerimi, sponsor bulabildiğim takdirde okurlarla buluşturmayı istiyorum.
19-Okuyuculardan aldığınız, sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan geri dönüşler nelerdir?
İmza ve söyleşi için gittiğimiz köy okullarından birinde, sınıf öğretmeninin yönelttiği bir soru beni hem şaşırtmış hem de etkilemişti. Öğretmen bana, “Pedagoji eğitiminiz var mı?” diye sormuştu. “Hayır!” yanıtını alınca şaşkınlığı artmış ve ikinci soruyu sormuştu: “Peki, çocukların dünyasını bu kadar kuşatan ve onları içine çeken akıcı bir kitabı pedagoji eğitimi almadan nasıl yazabildiniz, öğrenebilir miyim?”
Ona şu cevabı vermiştim: “Çünkü şu an karşınızda içindeki çocuğu kaybetmemiş biri duruyor.”
20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Edebiyat yolculuğunun henüz başında olanlara ilk tavsiyem, sırf yazmış olmak için yazmamaları gerektiğidir. Unutulmamalıdır ki iyi bir hikâye, çoğunlukla gerçek yaşanmışlıkların süzgecinden çıkar. Bunun için de keskin bir gözlem gücü, büyük bir sabır ve metni defalarca yazıp silmeyi göze alabilen bir irade şarttır. Fakat bunların ötesinde, en önemlisi şudur: Karşınıza ne çıkarsa çıksın, asla ve asla vazgeçmemek gerekir.
Sevgiyle ve sanatla kalın…

