RÖPORTAJ:MERYEM BAYRAK BULUT

1-Eser sahibi kimdir? Sizi yakından tanıyabilir miyiz?
Elbette, memnuniyetle. Ben Meryem Bayrak Bulut .Aslen Artvin/Yusufeli Narlık
köylüyüm. Rahmetli babamın işinden dolayı 2.5 yaşında Bursa/Gemlik ‘ te yaşamaya
başladık. İlkokulu Gazi ilköğretim okulu ortaokul ve liselide Gemlik İmam Hatip Lise’
sinde okudum.2 erkek 1 kız çocuğum var. İlahiyat okudum büyük oğlum Lise 1 .sınıfta
okurken.10 yıldır Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine ek ders karşılığı görev
aldım. Ayrıca Çocuk Gelişimi Lisans mezunuyum.
Çocukluk yıllarına dayansa da yazı yazmam bırakmıştım bir dönem. Liseden bir
arkadaşımın vesilesiyle tekrar başladım .Yaklaşık 10 yıldır amatörce karalıyordum Ta ki
geçen yıl yazar arkadaşımın vesilesiyle o zaman ki yazılarımı kitaplaştırmaya karar
verdik ve bu yıl şubat ayında ilk kitabım olan Güli Rana Güncesi ‘ ni çıkarttık.
Yazmayı, insanın kendini ve dünyayı anlama yolculuğunun bir parçası olarak görüyorum.
Daha çok deneme türünde yazılar kaleme alıyorum. Yazılarımın bir yanı kendi duygu ve
düşüncelerimden beslenirken diğer yanı insanı, toplumu ve hayatın içindeki ayrıntıları
gözlemlemekten doğuyor.
Bazen içimde biriken duygular, bazen bir insanın sözü, bazen de gündelik hayatın içinde
fark edilmeden geçip giden bir ayrıntı yazılarıma ilham oluyor. Çünkü inanıyorum ki
hayat, üzerinde düşünmesini bilenler için pek çok hikâye barındırıyor. İnsan bazen
kendine bakarak başkalarını anlıyor, bazen de başkalarını gözlemlerken kendi iç
dünyasını keşfediyor.
Yazarken amacım yalnızca düşüncelerimi dile getirmek değil; okurun da kendi
hayatından, duygularından ve deneyimlerinden bir parça bulabileceği satırlar
oluşturmak. Bir cümlenin bir insana kendini hatırlatabilmesi, bir düşüncenin yeni bir
pencere açabilmesi benim için çok değerli. Çünkü yazının en güzel tarafının, insanın
kalbinde ve zihninde bir iz bırakabilmesi olduğuna inanıyorum.
Kısacası, ben biraz kendini dinleyerek, biraz insanı gözlemleyerek, biraz da hayatın
sessizce anlattıklarını kelimelere dönüştürerek yazıyorum. Her yazımda bir düşüncenin
izini sürüyor, bazen bir sorunun peşinden gidiyor, bazen de cevabını okurun kendi içinde
bulmasını umuyorum.

2-Yazarlığa adım atmanızda ki asıl kırılma noktası ne oldu?
Yazarlığa adım atmamda, hayat boyunca yaşadığım ve beni derinden etkileyen olayların,
karşılaştığım zorlukların ve hastalıkların önemli bir yeri var. Çünkü bazı yaşanmışlıklar
insanın hayata bakışını değiştirirken iç dünyasında da yeni kapılar aralıyor. İnsan, bazen
en zor zamanlarında kendini, hayatı ve çevresindeki insanları daha derin bir şekilde
anlamaya başlıyor.
Ben de yaşadıklarımın bende bıraktığı izleri, içimde biriken duygu ve düşünceleri
zamanla kelimelere dökmeye başladım. Yazmak, benim için yalnızca bir anlatım biçimi
değil, aynı zamanda kendimi ifade etmenin, yaşadıklarımı anlamlandırmanın ve hayata
yeniden farklı bir pencereden bakmanın bir yolu oldu.
Sanırım asıl kırılma noktam, yaşadıklarımı içimde taşımak yerine onları yazıyla
anlamlandırabileceğimi fark ettiğim andı. Zamanla anladım ki insanın kendi
yaşanmışlıkları, başkalarının duygularına da dokunabilir. Bu düşünce, yazmaya olan
bağlılığımı daha da güçlendirdi.
Bugün deneme yazılarımı kaleme alırken yalnızca kendi duygu ve düşüncelerimden
değil, insanlardan, hayattan ve toplumda gözlemlediğim olaylardan da besleniyorum.
Çünkü inanıyorum ki her insanın anlatılmaya değer bir hikâyesi, her yaşanmışlığın da
bize öğreteceği bir şey var.
Benim için yazarlık, yaşadıklarımı anlatmanın ötesinde, onlardan bir anlam çıkarabilmek
ve bu anlamı başkalarıyla paylaşabilmek demek. Belki de yazmanın en güzel yanı,
insanın kendi acılarından, düşüncelerinden ve deneyimlerinden yola çıkarak başka bir
kalbe dokunabilmesidir.
3-Size ilk kez kalemi elinize almaya iten özel bir an var mıydı?
Kalemi elime almamı sağlayan tek bir an olduğunu söyleyemem. Bazen insanın
hayatında öyle olaylar, öyle duygular birikir ki bir noktadan sonra bunları içinde tutmak
yerine ifade etme ihtiyacı duyar. Benim için de yaşadığım zorluklar, beni derinden
etkileyen olaylar ve hastalıklarla birlikte gelen farkındalıklar, yazmaya yönelmemde
önemli bir rol oynadı.
Yaşadıkça insanın hayata, kendine ve çevresine bakışı değişiyor. Bazı duygular söze
dökülemiyor, bazı düşünceler insanın içinde uzun süre sessizce bekliyor. Ben de
zamanla bu duyguları kelimelerle ifade etmenin bana iyi geldiğini fark ettim. Yazmak, iç
dünyamı anlamanın ve yaşadıklarımı anlamlandırmanın bir yolu hâline geldi.
Belki de kalemi elime almama neden olan asıl şey, yaşadıklarımın bende bıraktığı izlerdi.
Zamanla yalnızca kendimi anlatmak için değil, başkalarının da duygularına
dokunabilmek için yazmaya başladım. Çünkü insanın kendi yaşanmışlıklarında bulduğu
anlam, bazen hiç tanımadığı bir insanın kalbine de ulaşabiliyor. Benim için yazmak, işte
bu noktada kişisel bir ifade biçiminin ötesine geçerek hayatla ve insanlarla kurduğum
özel bir bağa dönüştü.

4-Çocukluğunuzdaki veya gençliğinizdeki okuma alışkanlıklarınızın
bugünkü yazım dilinize ve üslubunuza nasıl bir etkisi oldu?
Okumayı oldum olası sevmişimdir. Kitaplar, benim için her zaman yeni dünyaların
kapısını aralayan, düşünce ufkumu genişleten ve insanı farklı yönleriyle tanımama
yardımcı olan bir yol arkadaşı oldu. Okudukça kelimelerin gücünü, bir cümlenin insanın
içinde nasıl derin izler bırakabildiğini ve aynı olayın farklı insanlar için ne kadar farklı
anlamlar taşıyabileceğini daha iyi anladım.
Zamanla okuma sevgimin yazma tutkuma da yön verdiğini fark ettim. Okuduklarım
düşünce dünyamı beslerken yaşadıklarım, gözlemlerim ve duygularım yazılarıma kaynak
oldu. Elbette her yazarın kendine özgü bir dili ve anlatım biçimi vardır. Ben de
yazılarımda kendi iç sesimi bulmaya, düşüncelerimi samimi ve yalın bir dille ifade
etmeye özen gösteriyorum.
Deneme türünde yazarken insanı, hayatı ve toplumsal meseleleri kendi penceremden
değerlendirmeyi seviyorum. Bazen bir yaşanmışlık, bazen küçük bir ayrıntı, bazen de
okuduğum bir cümlenin bende uyandırdığı düşünceler yazılarıma ilham veriyor.
Bugün geriye dönüp baktığımda, okuma sevgimin yalnızca kelime dağarcığımı değil,
hayata bakışımı da şekillendirdiğini düşünüyorum. Çünkü okumak bana anlamayı,
sorgulamayı ve farklı düşüncelere açık olmayı öğretti. Yazmak ise bütün bu birikimi
kendi cümlelerimle ifade edebilme imkânı sundu. Sanırım okur yanım, yazar yanımın en
güçlü besleyicilerinden biri oldu.

5-Hangi deneyimlerden sonra yazar olmaya karar verdiniz?
Yazar olmaya karar vermemde, hayat boyunca edindiğim deneyimlerin ve özellikle
meslek hayatımın önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. On yıl boyunca Din Kültürü ve
Ahlak Bilgisi öğretmenliği yaptım. Bu süreçte öğrencilerle aynı ortamı paylaşmak,
onların dünyasına tanıklık etmek, sorularını dinlemek ve hayata bakışlarını gözlemlemek
bana çok şey kattı. Öğretmenlik, yalnızca bilgi aktardığım bir meslek olmadı; aynı
zamanda insanı tanımayı, farklı düşünceleri anlamayı ve hayata daha geniş bir
pencereden bakmayı öğrendiğim bir yolculuk oldu.
Özellikle Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde insanın anlam arayışına, değerlerine,
vicdanına ve yaşamı sorgulama biçimine daha yakından tanıklık ettim. Bir dönem özel
eğitim alanında çalışmış olmam da beni derinden etkileyen deneyimler arasında yer aldı.
Her bireyin kendine özgü bir dünyası olduğunu, insanı anlamanın bazen söylenenlerden
çok hissedilenleri fark etmekle mümkün olduğunu bu süreçte daha iyi kavradım. Bütün
bu yaşanmışlıklar, insanlara ve hayata dair farkındalığımı artırırken düşünce dünyamı
da zenginleştirdi.
Sanırım yazarlığa yönelmemdeki en önemli etken, yıllar içinde içimde biriken bu
gözlemleri, düşünceleri ve duyguları kelimelere dökme ihtiyacıydı. İnsanları tanıdıkça,
hayatın farklı yönlerine tanıklık ettikçe üzerinde düşünmek ve paylaşmak istediğim pek
çok konu birikti. Deneme yazıları da bu birikimi ifade edebilmem için bana doğal bir
alan açtı.
Öğretmenlik mesleğime geçen yıldan itibaren ara vermiş olsam da o yılların bana
kattıkları hâlâ düşüncelerimde ve yazılarımda yaşamaya devam ediyor. Bugün yazarken
mesleki deneyimlerimden, insan ilişkilerinden, hayata dair gözlemlerimden ve kişisel
yaşanmışlıklarımdan besleniyorum. Benim için yazarlık, aslında yıllar boyunca insanı ve
hayatı anlamaya çalışmanın kelimelere dönüşmüş hâli. Belki de bütün bu deneyimler,
bana yalnızca yazacak konular değil, yazarken taşıyacağım bir bakış açısı da kazandırdı.

6-İyi bir yazar olmanın şartları nelerdir siz bu yolda nasıl bir yol
izlediniz?
Bence iyi bir yazar olmanın tek bir şartı yok. Ancak iyi bir yazar olmanın temelinde
okumak, gözlemlemek, sorgulamak ve her şeyden önce insanı anlamaya çalışmak
yatıyor. Çünkü yazmak yalnızca kelimeleri bir araya getirmek değil; o kelimelerin
arkasındaki duyguyu, düşünceyi ve yaşanmışlığı okuyucuya hissettirebilmektir. Bunun
için insanın hem kendini hem de içinde yaşadığı dünyayı tanıması, farklı düşüncelere
açık olması ve hayatın küçük ayrıntılarını fark edebilmesi gerektiğine inanıyorum.
Ben de bu yolda öncelikle okumaktan, hayatı gözlemlemekten ve yaşadıklarım üzerine
düşünmekten beslendim. Okumayı oldum olası sevdim. Kitaplar düşünce dünyamı
zenginleştirirken, hayatın içinde karşılaştığım insanlar ve deneyimler de bana farklı
pencereler açtı. On yıl boyunca Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yapmam,
öğrencilerle kurduğum iletişim ve bir dönem özel eğitim alanında çalışmam, insanı daha
yakından tanımama ve hayata farklı açılardan bakmama katkı sağladı. Bu deneyimler,
yazılarımın düşünsel ve duygusal zeminini oluşturan önemli bir birikime dönüştü.
Deneme türünde yazarken kendime ait bir ses bulmaya, düşüncelerimi samimi ve
anlaşılır bir dille ifade etmeye özen gösteriyorum. Bazen yaşadığım bir olay, bazen
gözlemlediğim bir insan, bazen de üzerinde uzun uzun düşündüğüm bir mesele
yazılarıma ilham oluyor. Yazarken yalnızca kendi düşüncelerimi anlatmayı değil,
okuyucunun da kendinden bir şeyler bulabileceği bir alan oluşturmayı önemsiyorum.
Bu yolculukta kendimi tamamlanmış bir yazar olarak değil, öğrenmeye ve gelişmeye
devam eden bir kalem olarak görüyorum. Çünkü bence yazarlık, bir noktada varılan bir
yerden çok, sürekli devam eden bir keşif yolculuğu. İnsan okudukça, yaşadıkça,
düşündükçe ve kendini sorguladıkça yazdıkları da derinleşiyor. Benim için iyi bir yazar
olma yolundaki en önemli ilke, samimiyetimi kaybetmeden kendimi geliştirmek ve
yazdığım her satırda insanın kalbine ya da zihnine dokunabilecek bir anlam aramak.

7-Kaleme aldığınız ilk kitap nedir ve varsa diğer kitaplarınız
nelerdir?
Bu yıl yayımlanan ilk kitabım Güli Rana Güncesi, hayata dair denemelerden oluşuyor.
Kitabımda sevgi, hoşgörü, merhamet ve adalet gibi insanı güzelleştiren değerlerin yanı
sıra, zaman zaman hepimizin içinde yer bulabilen olumsuz hasletleri de ele aldım. Çünkü
insanı ve hayatı bütün yönleriyle anlamanın, hem güzelliklerimizle hem de eksiklerimizle
yüzleşmekten geçtiğine inanıyorum.
Kitabımı oluştururken özellikle yazıların uzun olmamasına dikkat ettim. Bunun birkaç
nedeni vardı. Öncelikle öğrencilerimin de kitabımı okumasını istiyordum. Bir diğer
neden ise toplum olarak okumaya yeterince vakit ayıramadığımızı düşünmemdi. Günlük
hayatın telaşı içinde insanlara küçük de olsa bir okuma aralığı açabilmek istedim. Bir
kahve içerken, çayınızı yudumlarken bir ya da iki sayfa okuyup üzerine
düşünebileceğiniz denemeler olsun istedim. Belki kısa bir yazı, insanın zihninde uzun
süre yaşayacak bir düşünceye dönüşebilirdi. Benim için önemli olan, sayfaların çokluğu
değil, okurun kalbinde ve zihninde bırakacağı izdi.
Elbette ilk kitabımın eksikleri olduğunu düşünüyorum. Ancak bütün bunlara rağmen
Güli Rana Güncesi benim için çok kıymetli. Çünkü o kitapta yalnızca yazılarım değil,
düşüncelerim, gözlemlerim ve hayata dair biriktirdiklerim de var. Kitabın ardından
aldığım güzel geri dönüşler beni ayrıca mutlu etti. Henüz geniş kitlelerce tanınan bir
yazar olmasam da çok şükür, Rabbimin izniyle bu yolculuğun istediğim yönde
ilerlediğini görmek bana umut veriyor.
Beni en çok mutlu eden gelişmelerden biri de öğrencilerimden aldığım geri dönüşler
oldu. Onlara kitabımı hediye ettiğim, yazmaya teşvik ettiğim zamanlar oldu. Yerel
basında yayımlanan yazılarımı örnek göstererek onların da kendilerini yazıyla ifade
etmeleri için cesaretlendirmeye çalıştım. Bazı öğrencilerim yazmayı sürekli hâle
getirememiş olsalar da en azından ikişer üçer yazılarının yayımlanmasına vesile
olabildim. Bunu çok değerli buluyorum. Çünkü bazen bir insanın içinde var olan
yeteneği ortaya çıkarmak için yalnızca küçük bir teşvik, samimi bir destek yeterlidir.
Benim anlayışımda öğretmenlikte de yazarlıkta da önemli olan, bir tohumu toprağa
bırakabilmektir. O tohumun ne zaman filizleneceğini, nasıl büyüyeceğini ve neye
dönüşeceğini ise biz bilemeyiz. Biz üzerimize düşeni yapar, elimizden geleni en güzel
şekilde gerçekleştirmeye çalışırız. Sonrası nasip… Ben bunu her zaman şöyle ifade
ediyorum: Biz tohumu atıyoruz, sonucu Rabbim veriyor.
Şu anda da üzerinde çalıştığım, tasnif edip konularına göre ayırdığım ve kitaplaşmaya
hazır hâle getirdiğim başka yazılarım var. Bunları ne zaman yayımlayacağımı henüz
bilmiyorum. Belki zamanı geldiğinde yeni bir kitapta okurla buluşacaklar, belki de biraz
daha olgunlaşmayı bekleyecekler. Şimdilik yazmaya, okumaya, gözlemlemeye ve
biriktirmeye devam ediyorum. Çünkü yazarlığın yalnızca kitap yayımlamaktan ibaret
olmadığına; düşünmeye, üretmeye ve birilerine dokunabilmeye dayanan uzun bir
yolculuk olduğuna inanıyorum.

8-Kitaplarınızdaki konuları yazmaya yönlendiren en önemli etken ya
da etkenler nelerdir?
Yazılarımın konularını belirleyen en önemli etken, hayatın kendisi ve insanı anlamaya
duyduğum merak diyebilirim. Bazen günlük yaşamın içinde karşılaştığım bir olay, bazen
bir insanın davranışı, bazen de toplumda gözlemlediğim bir durum beni düşünmeye sevk
ediyor. Kimi zaman sevgi, merhamet, hoşgörü ve adalet gibi bizi insan yapan değerler
üzerinde duruyorum; kimi zaman da insanın kendi içinde taşıdığı olumsuz duyguları,
çelişkileri ve zaafları sorguluyorum. Çünkü hayatın yalnızca güzel yanlarından ibaret
olmadığını, insanı anlamanın hem aydınlık hem de gölgeli taraflarıyla yüzleşmekten
geçtiğini düşünüyorum.
On yıl boyunca Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği yapmam, öğrencilerle
geçirdiğim zaman ve bir dönem özel eğitim alanında çalışmam da yazılarıma önemli
katkılar sağladı. Bu deneyimler, insanı farklı yönleriyle tanımama, insanların
yaşadıklarına ve duygularına daha duyarlı yaklaşmama vesile oldu. Yaşadıklarım ve
gözlemlerim, zamanla üzerinde düşünmek ve yazıya dökmek istediğim pek çok konuyu
beraberinde getirdi.
İlk kitabım Güli Rana Güncesi’nde de bu birikimin izleri var. Yazarken amacım yalnızca
bir düşünceyi anlatmak değil, okurun da kendine dönüp bakmasını, bazı konuları
yeniden düşünmesini ve belki de hayatında küçük bir farkındalık geliştirmesini
sağlamak. Bazen bir insanın kendisine soracağı tek bir soru, bazen bir cümle üzerinde
biraz daha fazla düşünmesi bile benim için anlamlı.
Sanırım beni yazmaya yönlendiren en önemli etken, insanın ve hayatın anlatılmaya
değer pek çok yönü olduğuna inanmam. Her olayın, her karşılaşmanın ve her
yaşanmışlığın içinde üzerinde düşünülmeyi bekleyen bir anlam bulunabiliyor. Ben de bu
anlamları kendi penceremden yorumlayıp kelimelere dönüştürmeye çalışıyorum. Çünkü
inanıyorum ki yazmak, yalnızca gördüklerimizi anlatmak değil, gördüklerimizin
ardındaki anlamı da aramaktır.

9-Hikayeyi kurgularken karakterlerinizin kaderini önceden
tamamen planlıyor musunuz yoksa yazım sürecinde karakterlerin
kendi yollarını çizdiği oluyor mu?
Ben daha çok deneme türünde yazdığım için yazılarımda belirli karakterler oluşturup
onların kaderini planlamak gibi bir yaklaşımım yok. Roman ya da hikâyeden farklı
olarak, denemelerimde insanı ve hayatı genel bir çerçevede ele almayı tercih ediyorum.
Çünkü amacım, belirli bir kişinin hikâyesini anlatmaktan ziyade, herkesin kendi
yaşamından bir parça bulabileceği düşünceler ortaya koymak.
Yazılarımın çıkış noktasını çoğu zaman bir gözlem, yaşanmışlık, duygu ya da üzerinde
düşünmeye değer bir mesele oluşturuyor. Bazen insanın kendi iç dünyasına, bazen
toplumsal bir duruma, bazen de hepimizin zaman zaman karşı karşıya kaldığı
davranışlara ve değerlere odaklanıyorum. Sevgi, merhamet, hoşgörü, adalet gibi
kavramları ele alırken de insanın iyi ve eksik yönlerini birlikte değerlendirmeye
çalışıyorum.
Yazarken elbette düşüncelerim zaman içinde farklı yönlere açılabiliyor. Başlangıçta
üzerinde durduğum bir konu, yazım sürecinde bana başka sorular sordurabiliyor ve yeni
düşüncelere kapı aralayabiliyor. Bu anlamda yazının kendi içinde gelişen bir yolculuğu
olduğunu söyleyebilirim. Ancak burada belirleyici olan karakterlerin yönü değil,
düşüncenin derinleşmesi ve okura ulaşabilecek bir anlam kazanmasıdır.
Benim için önemli olan, okura hazır bir hüküm vermekten çok, onu düşünmeye davet
etmek. Yazdığım bir denemeyi okuyan herkesin aynı sonucu çıkarmasını beklemiyorum.
Aksine, her okurun kendi yaşanmışlıkları, değerleri ve bakış açısı doğrultusunda bir
anlam bulmasını istiyorum. Çünkü bazen bir yazının asıl gücü, anlattıklarından çok,
okuyanın içinde uyandırdığı düşüncelerde saklıdır. Ben de yazılarımda herkesin
kendinden bir şey bulabileceği, kendi payına düşen hisseyi alabileceği bir alan açmayı
önemsiyorum.

10-Size ilham veren şeyler nelerdir?
Bana ilham veren şeylerin tek bir kaynağı yok; çoğu zaman hayatın kendisi, insanların
yaşadıkları ve o anki ruh hâlim oluyor. Bazen öyle bir duyguya kapılıyorum, öyle bir
olayla karşılaşıyorum ki içimde yazma ihtiyacı doğuyor. Üstelik bu ihtiyaç her zaman
beklediğim bir anda ortaya çıkmıyor. Bazen gecenin bir yarısı, bazen de sabahın çok
erken saatlerinde… Özellikle sabahın erken saatleri, zihnimin daha dingin olduğu ve
kendimle baş başa kalabildiğim zamanlar olduğu için yazmak adına benim için daha
verimli geçiyor. Gün içerisinde ise günlük hayatın koşuşturması nedeniyle yazmaya çok
fazla fırsat bulamıyorum.
İlham aldığım konular da zaman zaman değişiyor. Bazen kendi iç dünyamda yaşadığım
bir duygu, bazen çevremdeki insanların yaşadıkları ve davranışları dikkatimi çekiyor.
Bazen de ülkemizde yaşanan bir olay ya da dünyanın herhangi bir köşesinde meydana
gelen bir gelişme beni derinden etkileyebiliyor. Çünkü insanın yaşadığı dünyadan,
toplumdan ve diğer insanların deneyimlerinden bağımsız düşünemeyeceğine
inanıyorum.
Aslında yazılarımın hangi konudan doğacağını önceden belirlemiyorum. O an içimde
hangi duygu ağır basıyorsa, zihnim hangi düşüncenin etrafında dolaşıyorsa kalemim de
çoğu zaman onun peşinden gidiyor. Bazen bir olay beni sorgulamaya yöneltiyor, bazen
bir insanın yaşadıkları üzerine düşündürüyor, bazen de içimde biriken duygular
kendilerine bir ifade alanı arıyor.
Sanırım benim için ilham, yalnızca güzel bir manzarada ya da özel bir olayda saklı değil;
hayatın her anında, fark edilmeden geçip giden ayrıntılarda da kendini gösterebiliyor.
Yeter ki insan bakmayı, görmeyi ve hissetmeyi bilsin. Ben de yazılarımda o an içimde
karşılık bulan duyguları ve düşünceleri kelimelere dönüştürmeye çalışıyorum. Çünkü
bazen bir yazı, uzun uzun planlanarak değil, insanın içinde birikenlerin artık söze
dönüşmek istemesiyle ortaya çıkıyor.

11-En çok hangi dönemlerde üretken olıyorsunuz ve yazma
konusunda sizi motive eden şey nedir?
En üretken olduğum zamanlar genellikle sabahın ilk saatleri. Sabah namazından sonra,
çoğunlukla saat 10.00’a kadar zihnimin daha sakin ve berrak olduğunu hissediyorum. Bu
zaman diliminde eski yazılarımı gözden geçirip düzenliyor, yeni bir yazı fikri oluşmuşsa
onu kaleme alıyorum. Bazen de gecenin bir yarısı uykum kaçtığında, o anki ruh hâlimin
etkisiyle yazmaya başlıyorum. Yazma isteğim çoğu zaman belirli bir programa bağlı
olmaktan çok, içimde oluşan duygu ve düşüncelere göre şekilleniyor.
Hazırladığım yazıların bir bölümünü haftalık olarak yazılarımı gönderdiğim platformlarla
paylaşıyorum. Uygun gördüklerimi sosyal medya hesaplarımda yayımlıyorum.
Paylaşamadıklarımı ise bir kenara ayırıp biriktiriyorum. Her yazının mutlaka bir zamanı
ve yeri olduğuna inanıyorum. Belki ileride bir kitapta yer alırlar, belki de yalnızca benim
yazı arşivimde kalırlar; ancak yazılmış olmaları bile benim için önemli.
Aslında nedenini tam olarak açıklayamasam da sürekli yazma ihtiyacı hissediyorum.
Yazmak, benim için yalnızca üretmek değil, aynı zamanda iç dünyamı dengelemek ve
yaşadıklarımı anlamlandırmak anlamına geliyor. İnsan öfkelendiğinde bağırarak,
konuşarak ya da farklı şekillerde kendini ifade ederek rahatlayabilir. Ben ise yaşadığım
olumlu ya da olumsuz durumlar karşısında çoğu zaman tartışmaya girmek yerine bir
kenara çekilip yazmayı tercih ediyorum. Özellikle beni üzen veya zorlayan olaylar,
içimde biriken duyguların yazıya dönüşmesini sağlıyor. Birkaç satır ya da bir iki sayfa
yazdıktan sonra kendimi daha huzurlu ve rahatlamış hissediyorum.
Beni yazma konusunda motive eden en önemli şey ise iyi, güzel ve samimi insanlar.
Dostluklar, içten sohbetler, güven veren ilişkiler ve samimiyetin hâkim olduğu ortamlar
bana güç veriyor. İnsanların birbirine karşı duyarlı, anlayışlı ve güzel niyetli olması, hem
hayata hem de yazmaya olan inancımı artırıyor. Bunun yanında yaşadığım olaylar,
çevremdeki insanların hikâyeleri ve toplumda karşılaştığım durumlar da beni
düşünmeye ve yazmaya yönlendiriyor.
Kısacası yazmak benim için hem bir üretim biçimi hem de bir içsel rahatlama yolu.
Bazen bir güzellikten ilham alıyor, bazen bir kırgınlığı kelimelere dönüştürüyor, bazen
de yalnızca içimde oluşan yazma ihtiyacına kulak veriyorum. Yazdıkça sakinleşiyor,
düşündükçe derinleşiyor ve her yazının kendi zamanını beklediğine inanarak üretmeye
devam ediyorum.

12-Okuyucular neden sizin kitabınızı okumalı?
Okuyucuların kitabımı okuması için birçok neden olabilir; ancak öncelikle şunu
belirtmek isterim ki Güli Rana Güncesini yayımladıktan sonra kitap dünyasının ne kadar
geniş ve rekabetçi olduğunu daha iyi fark ettim. Popüler bir yazar değilseniz ya da güçlü
bir yayınevinin desteğine sahip değilseniz, kitabınızı okura ulaştırmak gerçekten kolay
olmuyor. Buna rağmen ben, insanın kendine inanması ve güvenmesi hâlinde bu yolun
sabırla aşılabileceğine inanıyorum. Önemli olan merdivenleri bir anda çıkmaya çalışmak
değil, her basamağı sindire sindire ve sağlam adımlarla ilerlemek. Çünkü birden zirveye
çıkıp sonra hızla düşmektense, yavaş ama kalıcı bir şekilde yükselmek çok daha değerli.
Kitabım henüz yeni olduğu için okullara ve daha geniş kitlelere ulaşma konusunda
elbette bazı zorluklar yaşadık. Ancak farklı okullarda çalışmış olmam, öğrencilerimle ve
çevremle kurduğum bağlar bu süreçte bana önemli bir avantaj sağladı. Öğrencilerimin
ve yakın çevremin ilgisi, kitabıma gösterdikleri talep ve destek beni çok mutlu etti.
Ayrıca iki kitap fuarına katılma fırsatı buldum. Antalya gibi bir yerde, kendi imkânlarım
ve bulunduğum nokta açısından bunu güzel ve anlamlı bir başlangıç olarak
değerlendiriyorum.
Benim kimseyle bir yarışım yok. Kendimi başka yazarlarla kıyaslamıyor, bir rekabet
içinde görmüyorum. Benim için önemli olan, kendi yolumda samimiyetimi koruyarak
ilerlemek ve yazdıklarımın bir okurun hayatına dokunabilmesi. Bu nedenle okuyucular
kitabımı öncelikle merak ettikleri için okuyabilirler. Çünkü merak, ilmin aynasıdır. Bir
kitabı eline almak, yeni bir düşünceye, farklı bir bakış açısına ya da insanın kendi iç
dünyasına açılan bir kapıya adım atmaktır.
Güli Rana Güncesinde sevgi, hoşgörü, merhamet, adalet gibi değerlerin yanı sıra insanın
kendi içinde taşıdığı eksiklikleri ve olumsuz yönleri de ele alıyorum. Denemeler kısa ve
herkesin günlük hayat içinde okuyabileceği bir biçimde hazırlandı. Bir kahve içerken,
çayınızı yudumlarken bir ya da iki sayfada okuyup üzerine düşünebileceğiniz
metinlerden oluşuyor. Bu yönüyle kitabın, yoğun hayat temposu içinde okumaya fazla
zaman ayıramayan insanlara da ulaşabileceğini düşünüyorum.
Okurlardan aldığım geri dönüşler, kitabın farklı insanların ruh hâllerine dokunabildiğini
gösterdi. Bazı okurlar, “Sanki bu yazı tam da benim o anki duygularımı anlatıyor.” ya da
“Bu kadar denk gelmesi beni şaşırttı.” şeklinde ifadeler kullandılar. Bu tür geri dönüşler
benim için çok kıymetli. Çünkü bir yazarın en büyük mutluluğu, yazdığı bir cümlenin
başka bir insanın kalbinde karşılık bulduğunu bilmektir.
Bu nedenle okuyucular kitabımı yalnızca bir kitap olduğu için değil, kendi hayatlarından,
duygularından ve düşüncelerinden bir parça bulabilecekleri için okuyabilirler. Belki her
deneme herkese aynı şekilde hitap etmeyecek; ancak inanıyorum ki her okur, sayfalar
arasında kendisine ait bir duyguya, bir soruya ya da bir farkındalığa rastlayacaktır.
Benim için kitabın asıl değeri de burada yatıyor: Okurun elinden bıraktıktan sonra
zihninde ve kalbinde yaşamaya devam etmesi.

13-Kitap ya da kitaplarınızdaki ana fikirler ve vermek istediğiniz
mesajlar nelerdir?
Kitabımın ana fikrini, insanın kendini tanıma ve iyi bir insan olma yolculuğu oluşturuyor.
Güli Rana Güncesinde sevgi, samimiyet, içtenlik, merhamet, hoşgörü, dostluk ve
arkadaşlık gibi insanı insan yapan değerleri ele alıyorum. Bunun yanında, hepimizin
zaman zaman taşıdığı eksiklikleri, zaafları ve olumsuz yönleri de göz ardı etmiyorum.
Çünkü insan olgunlaşırken yalnızca güzel yönlerini değil, geliştirmesi gereken taraflarını
da fark etmeli ve bunlarla yüzleşebilmelidir.
Kitapta vermek istediğim temel mesaj, iyi bir insan olmanın yalnızca güzel sözler
söylemekle değil; bunu davranışlara yansıtmakla mümkün olduğudur. Samimiyetin,
merhametin, adaletin ve hoşgörünün hayatımızda gerçek bir karşılık bulması
gerektiğine inanıyorum. İnsan, çevresine karşı duyarlı olmalı, başkalarının acılarını ve
sevinçlerini önemsemeli, elinden geldiğince iyiliği çoğaltmaya çalışmalıdır.
Benim için insanı kâmil olma yolculuğu, bir anda tamamlanan bir süreç değildir. Bu
yolculukta insanın sürekli kendini sorgulaması, eksiklerini görmesi, hatalarından ders
çıkarması ve daha iyi bir insan olma gayreti içinde olması gerekir. İyi bir örnek
olabilmek kadar, bu iyiliği sürdürülebilir ve istikrarlı hâle getirmek de önemlidir. Çünkü
bir gün iyi davranmak değil, iyiliği hayatımızın bir parçası hâline getirmek asıl değerdir.
Denemelerimde okura hazır cevaplar vermekten çok, onu kendi iç dünyasına bakmaya
ve hayatını yeniden değerlendirmeye davet ediyorum. Her insanın içinde iyiliğe,
güzelliğe ve merhamete dair bir potansiyel olduğuna inanıyorum. Önemli olan, bu
potansiyeli fark etmek ve onu davranışlarımızla görünür hâle getirebilmek.
Kısacası Güli Rana Güncesi ile vermek istediğim mesaj; insanın kendisiyle, çevresiyle ve
hayatla daha samimi bir ilişki kurması, iyiliği çoğaltması ve insan olmanın
sorumluluğunu unutmamasıdır. Eğer yazdığım bir deneme, bir okuru daha anlayışlı
olmaya, bir başkasına karşı daha merhametli davranmaya ya da kendi eksikleri üzerinde
düşünmeye yöneltebiliyorsa, kitabımın amacına ulaştığını düşünüyorum.

14-Yazar olmanın ve yazmanın sizin için zor yanları nelerdir ve nasıl
başa çıktınız?
Yazar olmanın ve yazmanın benim için zor yanları elbette var; ancak ben bu yola hiçbir
zaman “mutlaka yazar olacağım” şeklinde kesin bir hedefle çıkmadım. Hayallerim olmuş
olabilir ama yazarlığı bir kaygı, endişe ya da beklenti üzerine kurmadım. Rabbim nasıl
bir doğum sürecini aşama aşama gerçekleştiriyorsa, yazarlık yolculuğunun da böyle
ilerlediğine inanıyorum. Ben hâlâ bu yolculuğun içindeyim ve her gün yeni bir şey
öğrenmeye devam ediyorum.
Yazıyla tanışmam okul yıllarıma dayanıyor. Özellikle kompozisyon derslerini çok
severdim. O dönemlerde imla hatalarım olurdu ve öğretmenimiz bu hatalar nedeniyle
notumdan kırardı; fakat aynı zamanda beni yazmaya teşvik ederdi. Bu teşvik benim için
çok kıymetliydi. Zaman içinde hayat şartları, sorumluluklar ve farklı koşullar nedeniyle
yazmaya ara verdiğim dönemler oldu. Belki de bazı şeylerin olgunlaşması gerekiyordu.
Daha sonra amatörce yazılar yazmaya ve bunları paylaşmaya başladım.
Bazen kendimi yazmaya öylesine kaptırıyordum ki çok uzun yazılar kaleme alıyordum.
Arkadaşlarım da zaman zaman beni, “Bu kadar uzun yazıyorsun ama biz okuyamıyoruz.”
diyerek eleştiriyordu. Sosyal medyayı aktif kullandığım için bu tür geri dönüşlerle sıkça
karşılaşıyordum. İlginç olan şu ki, beni eleştiren bazı insanların daha sonra yazmaya
başladığını, yazılarının yayımlandığını, hatta kitap çıkardığını gördüm. Bu da bana
herkesin içinde bir ifade etme ve üretme isteği olabileceğini gösterdi.
Kitabımı yayımlama sürecinde de çeşitli zorluklar yaşadım. Yanımda olduğunu
düşündüğüm bazı insanların zamanla uzaklaştığını, samimi olduğunu söyleyen bazı
kişilerin ise aslında samimiyetsiz davrandığını gördüm. Elbette kırıldığım ve incindiğim
zamanlar oldu. Hatta hiç hak etmediğimi düşündüğüm sözlere ve davranışlara maruz
kaldığım dönemler de yaşadım. Ancak bütün bunları bir yarış olarak görmemeye
çalıştım. Her insanın hayatı, hikâyesi ve yolu farklıdır. Karşımıza çıkan insanlar da bu
yolculuğun bize sunduğu duraklar ve güzergâhlardır.
Ben kimseye kötülük düşünmeyen, her zaman iyilikten yana olmaya çalışan biriyim.
Bilerek kimseyi incitmemeye özen gösteririm. Elbette farkında olmadan kırdığım
insanlar olmuş olabilir; böyle durumlarda özür dilemeyi ve helallik istemeyi önemserim.
Fakat bazı insanların egolarını tatmin etmek için beklediği tavrı göstermem. Bu nedenle
yaşadığım kırgınlıkları büyütmek yerine, herkesin kendi yolunda ilerlemesini diliyorum.
Rabbim onların da yolunu açık etsin ve karşılarına iyi insanlar çıkarsın.
Bütün bu zorluklarla başa çıkma biçimim yine yazmak oldu. İçimde birikenleri kâğıda
döktüğümde hem kendimi daha iyi anlıyor hem de yaşadıklarımı daha sağlıklı bir şekilde
anlamlandırabiliyorum. Yazmak benim için yalnızca bir üretim alanı değil, aynı zamanda
bir iyileşme ve kendimle yüzleşme biçimi. Bazen bir kırgınlığı, bazen bir hayal kırıklığını,
bazen de insanın kendisiyle ilgili sorgulamalarını yazıya dönüştürmek bana güç veriyor.
Bunun yanında kitap okumaya, ibadetlerime dikkat etmeye, samimi dostlarımla vakit
geçirmeye çalışıyorum. Zaman zaman birlikte kitap analizleri yapıyor, sohbet ediyoruz.
İmkânlarım el verdiğince seyahat etmeye de gayret ediyorum. Farklı yerler görmek,
farklı insanlarla tanışmak ve hayatın başka yönlerine tanıklık etmek düşünce dünyamı
besliyor.
Benim için yazarlık, yalnızca kitap yayımlamak ya da tanınır hâle gelmek değil; insanın
kendini tanıma, eksiklerini fark etme ve daha iyi bir insan olma çabasıdır. Güli Rana
Güncesinde de bu anlayışın izleri var. Sevgi, samimiyet, merhamet, hoşgörü, adalet,
Meryem Bayrak Bulut ile Röportaj 15
dostluk ve arkadaşlık gibi değerleri ele alırken insanın zaaflarını ve eksiklerini de göz
ardı etmiyorum. Çünkü insan olgunlaşırken yalnızca güzel yönlerini değil, geliştirmesi
gereken taraflarını da görmeli ve bunlarla yüzleşebilmelidir.
Bu nedenle yazarlığın zor yanları olsa da ben bu zorlukları, insanın kendini geliştirme
yolculuğunun bir parçası olarak görüyorum. Her kırgınlık, her eleştiri, her engel bana
yeni bir şey öğretti. Ben de yaşadıklarımdan ders çıkararak, kimseye kötülük
düşünmeden, iyiliği ve samimiyeti korumaya çalışarak yoluma devam ediyorum. Biz
üzerimize düşeni yapıyoruz; gerisini Rabbim nasip ediyor.

15-Yazar tıkanıklığı yaşadığınızda bu durumun üstesinden nasıl
geliyorsunuz?
Yazar tıkanıklığı yaşadığımda öncelikle bunun yazarlık yolculuğunun doğal bir parçası
olduğunu kabul ediyorum. Her zaman yazmaya hazır, üretken ve ilham dolu olmak
mümkün değil. Bazen insanın zihni yoruluyor, duyguları yoğunlaşıyor ya da yaşananları
anlamlandırabilmek için zamana ihtiyaç duyuyor. Böyle dönemlerde kendimi zorlamak
yerine biraz geri çekilmeyi ve iç dünyamı dinlemeyi tercih ediyorum.
Yazmak benim için yalnızca bir üretim alanı değil, aynı zamanda kendimi anlama ve
yaşadıklarımı anlamlandırma biçimi. Bu nedenle tıkandığım zamanlarda içimde biriken
duyguları ve düşünceleri serbestçe kâğıda dökmeye çalışıyorum. Ortaya hemen
yayımlanabilecek ya da tamamlanmış bir metin çıkmasını beklemiyorum. Bazen yalnızca
birkaç cümle yazmak, bir duyguya ya da düşünceye isim vermek bile yeniden yazmaya
başlayabilmem için yeterli oluyor.
Bunun yanında kitap okumak, farklı konular üzerine düşünmek, dostlarımla sohbet
etmek ve kitap analizleri yapmak da bana iyi geliyor. Seyahat etmek, farklı yerler
görmek ve farklı insanların hayatlarına tanıklık etmek düşünce dünyamı besliyor. Çünkü
ilhamın yalnızca masa başında değil, hayatın içinde de bulunduğuna inanıyorum. Bazen
çevremde yaşanan bir olay, bazen bir insanın sözü, bazen de uzun zamandır fark
etmediğim bir ayrıntı yeniden yazma isteği uyandırabiliyor.
Özellikle sabahın erken saatlerinde daha verimli olduğumu düşünüyorum. Zihnimin
daha sakin olduğu bu zamanlarda kendimle baş başa kalabiliyor ve düşüncelerimi daha
rahat ifade edebiliyorum. Ancak her zaman yazmak mümkün olmayabiliyor. Böyle
durumlarda tıkanıklığı bir başarısızlık olarak görmüyorum. Belki de bazı düşüncelerin
olgunlaşması, bazı duyguların yerli yerine oturması gerekiyordur.
İbadetlerime dikkat etmek, Rabbime sığınmak ve yaşadıklarımı sabırla karşılamaya
çalışmak da bu süreçte bana güç veriyor. Yazarlık yolculuğunun da hayat gibi aşama
aşama ilerlediğine inanıyorum. Nasıl bir doğum süreci zaman ve sabır gerektiriyorsa, bir
yazının ortaya çıkması da bazen aynı şekilde sabır istiyor.
Bu nedenle yazar tıkanıklığı yaşadığımda kendimi suçlamak yerine okumaya,
gözlemlemeye, düşünmeye ve hayatın akışına kulak vermeye devam ediyorum. Bazen
yazıya ara vermek de yazma sürecinin bir parçası olabiliyor. Çünkü insan her
durduğunda aslında tamamen uzaklaşmıyor; kimi zaman içinde yeni cümleler
biriktiriyor.
Benim için önemli olan, yazma isteği yeniden doğduğunda kaleme samimiyetle
sarılabilmek. Çünkü inanıyorum ki biz üzerimize düşeni yapıyoruz; düşüncelerimizi ve
duygularımızı elimizden geldiğince ifade etmeye çalışıyoruz. Gerisini ise Rabbim nasip
ediyor.

16-Kitaplarınızı kitlelere ulaştırmak , kendinizi tanıtmak ve
düşüncelerinizi insanlara anlatabilmek için ne gibi organizasyonlar
yapıyorsunuz?
Kitaplarımı daha geniş kitlelere ulaştırmak, kendimi tanıtmak ve düşüncelerimi
insanlarla paylaşabilmek için yaptığım çalışmalar, ilk kitabımın yayımlanmasıyla birlikte
büyük ölçüde kendiliğinden gelişti. Bu yolculuğa başlarken yanımda bir ekip ya da
profesyonel bir organizasyon olmadı; çoğu zaman kendi başıma ilerledim. Çalıştığım
okullarda söyleşiler gerçekleştirdim, öğrencilerimle kitabım ve yazarlık üzerine sohbet
ettim. Kitabımın yayımlandığı ilk dönemde Antalya’da iki kitap fuarına katıldım. Fuarlar
sırasında kısa da olsa okurlarla sohbet etme, düşüncelerimi paylaşma ve kitaplarımı
tanıtma fırsatı buldum.
Bunun dışında sosyal medya sayfamda paylaştığım yazılar da kitabımın okurlara
ulaşmasında önemli bir rol oynadı. Kitabın satışının büyük bir bölümünü sayfam
üzerinden gerçekleştirdim. Bir kısmını da okullarda yaptığım söyleşilerde öğrencilerime
hediye ettim. Çünkü benim için kitap yayımlamak öncelikle kazanç elde etmek anlamına
gelmiyor. Elbette emeğin karşılığını almak güzel; ancak benim asıl amacım,
yazdıklarımın bir insana ulaşması, onda bir düşünce ya da duygu uyandırması ve
mümkünse hayatına küçük de olsa bir katkı sunması.
Bu süreçte farklı organizasyonlara, ödül törenlerine ve televizyon programlarına
davetler aldım. Hatta yurt dışından bile davetler geldi. Ancak her daveti kabul etmedim.
Çünkü bu yolculukta acele etmek, her programa katılmak ya da her ödülün peşinden
gitmek istemiyorum. Herkesin geçtiği yollardan geçmek zorunda olmadığımı
düşünüyorum. Kendime ait bir duruşum ve dikkat ettiğim bazı değerler var. Evli bir
kadın olarak katılacağım programları ve bulunacağım ortamları seçerken daha özenli
davranmam gerektiğine inanıyorum. Her yere gitmenin ya da her daveti kabul etmenin
doğru olmadığını düşünüyorum.
Bu röportaj, yazarlık yolculuğumda verdiğim ilk röportaj. Diğer bazı davetleri kabul
etmemiştim; ancak bu kez içimden geldi ve kabul etmek istedim. Bunun özel bir nedeni
var mı bilmiyorum, fakat bazen insan bazı karşılaşmalarda kendini daha rahat ve samimi
hissedebiliyor.
Ben başarıyı yalnızca tanınmakla, ödül almakla ya da “yılın en iyi yazarı” gibi unvanlarla
ölçmüyorum. Elbette ödüller ve takdir edilmek insanı mutlu eder. Ancak bunların benim
için asıl ölçüt olmadığını söyleyebilirim. Bir insan onlarca kitap yazabilir, pek çok ödül
alabilir ve çok tanınabilir. Fakat yazdıklarıyla insanları kırıyor, incitiyor ya da
çevresindeki insanları önemsemiyorsa, bütün bu başarıların anlamını sorgulamak
gerekir.
Yazarlık benim için yalnızca kitap çıkarmak ya da tanınır olmak değil. Eğer yazdıklarım
bir insanın yarasına merhem olabiliyorsa, ona umut verebiliyor ya da kendisini yalnız
hissetmemesini sağlayabiliyorsa, benim için en büyük kazanım budur. Bu nedenle kitap
satışlarının ya da aldığım ödüllerin sayısından çok, yazılarımın insanlarda bıraktığı etkiyi
önemsiyorum.
Bu süreçte çevremde popülerlik uğruna dostlarını ve arkadaşlarını geride bırakan,
başarı basamaklarını çıkarken başkalarını inciten insanlarla da karşılaştım. Bu
deneyimler bana, nasıl bir yol izlemek istemediğimi gösterdi. Ben daha yavaş, daha
sakin ve daha samimi ilerlemek istiyorum. Yalnız yürümek zorunda kalsam bile temiz ve
Meryem Bayrak Bulut ile Röportaj 18
güvenilir insanlarla yol almayı tercih ederim. Çünkü benim için yolun sonunda ne kadar
tanındığım kadar, o yolda kimleri kırmadan ve incitmeden ilerlediğim de önemli.
İlk kitabımın ana maliyetini karşılamasının ardından kitaplarımın bir bölümünü hediye
ettim, bir bölümünü sattım. Çok şükür, kitabım iki fuarda yer aldı ve okurlara ulaştı.
Benim için bu bile büyük bir mutluluk ve şükür sebebi. Daha fazlasını istemeden önce
elimdekinin kıymetini bilmeyi önemsiyorum.
Kısacası, kitaplarımı tanıtmak için sosyal medya paylaşımlarından, okul söyleşilerinden,
kitap fuarlarından ve okurlarla gerçekleştirdiğim sohbetlerden yararlanıyorum. Ancak
bunu büyük ve gösterişli organizasyonlardan çok, samimi karşılaşmalarla sürdürmeyi
tercih ediyorum. Herkesin kendi yolu ve yöntemi var. Benim yolum ise biraz daha yavaş,
seçici ve içten ilerliyor. Rabbim herkesin yolunu açık etsin. Biz üzerimize düşeni
yapıyoruz; yazıyor, paylaşıyor ve insanlara ulaşmaya çalışıyoruz. Gerisini ise Rabbime
bırakıyorum.

17-Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının sizin için önemi
nedir bu etkinliklerin size ve okuyucuya ne gibi katkılar sağladığını
düşünüyorsunuz?
Kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmalarının benim için çok özel ve anlamlı bir yeri
var. Yakın zamanda on gün süren bir kitap fuarına katıldım ve beş gün boyunca fuarda
bizzat yer aldım. Her ne kadar karşılaşmalar çoğu zaman ayaküstü ve kısa sohbetler
şeklinde gerçekleşse de okurlarla kurulan iletişimin samimiyeti beni çok etkiledi.
Özellikle kendi öğrencilerimin yanı sıra farklı okullardan gelen öğrencilerin cıvıl cıvıl
hâlleri, kitaplara ve yazarlara duydukları ilgi benim için unutulmaz anlar oldu.
Bu fuar, okula ara verdiğim bir döneme de denk geldi. Çalışmayı seven bir insanım;
ancak bazı nedenlerden dolayı bu yıl ikinci kez çalışma hayatına ara vermek durumunda
kaldım. Bu süreçte kitaplarıma ve yazılarıma daha fazla yoğunlaştım. Fuar boyunca
öğrencilerle, okurlarla ve farklı insanlarla bir araya gelmek bana hem moral verdi hem
de duygusal açıdan çok şey kattı. İnsanlarla temas etmek, onların düşüncelerini
dinlemek ve yazdıklarımın karşılığını yüz yüze görebilmek benim için çok kıymetliydi.
Kitap fuarlarının yazara sağladığı en önemli katkılardan biri, okurla doğrudan iletişim
kurma imkânı sunmasıdır. Sosyal medya ya da kitap satışları aracılığıyla okura ulaşmak
elbette önemli; ancak bir okurun kitabınızı eline alması, sizinle birkaç cümle konuşması
ve düşüncelerini paylaşması bambaşka bir duygu. Bu buluşmalar, yazara yalnız
olmadığını ve çıktığı yolda insanların desteğinin bulunduğunu hissettiriyor.
Okur açısından da bu etkinliklerin önemli olduğunu düşünüyorum. Okurlar, kitabın
arkasındaki insanı tanıma, yazara soru sorma ve eserle ilgili düşüncelerini paylaşma
fırsatı buluyor. Özellikle öğrencilerin bu tür etkinliklere katılması, onların kitaplara ve
yazmaya olan ilgisini artırabiliyor. Ben de öğrencilerimi yazmaya teşvik etmeye, onlara
cesaret vermeye çalışıyorum. Çünkü bazen bir çocuğun ya da gencin yazmaya başlaması
için yalnızca birinin ona inanması ve yanında olduğunu hissettirmesi yeterli olabiliyor.
Elbette fuarların satış açısından da bir katkısı var. Ancak ben satış rakamlarına,
beklentisi çok yüksek olan insanların baktığı gibi bakmıyorum. Henüz tanınmış bir yazar
değilim ve kitabımın ulaştığı her okuru büyük bir kazanım olarak görüyorum. Benim için
önemli olan, kitabımın bir insana ulaşması, onda bir duygu ya da düşünce uyandırması
ve mümkünse hayatına küçük de olsa bir katkı sunmasıdır. Bu nedenle fuarda elde
ettiğim geri dönüşleri ve kurduğum samimi iletişimi çok değerli buluyorum.
Bu süreç bana destek görmenin ne kadar önemli olduğunu da hatırlattı. İnsan, özellikle
yazarlık yolculuğunun başında, yanında birilerinin olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyuyor.
Benim de kitabımın bir anda yayımlanmasıyla başlayan bu süreçte, yanımda olduğunu
düşündüğüm bazı insanların çeşitli nedenlerle uzaklaştığı oldu. Bu durum bana, insanın
kendi yolculuğunda hiç kimseye bütünüyle bel bağlamaması gerektiğini öğretti. Elbette
hayatımıza insanlar giriyor, bizimle yürüyor ve zaman zaman yollarımız ayrılıyor.
Dostlukların ve arkadaşlıkların değeri çok büyük; ancak dünya hayatının geçici
olduğunu da unutmamak gerekiyor.
Bütün bunlar bana, insanın asıl olarak kendi sorumluluğunu taşıması gerektiğini
gösterdi. İnsanlar destek olduğunda şükretmeli; ancak destek görmediğinde de
yolundan vazgeçmemeli. Çünkü yazarlık yolculuğu, bazen kalabalıklarla, bazen de
insanın kendi iç sesiyle yürüdüğü bir yolculuk. Ben bu süreçte samimiyetimi koruyarak,
elimden geleni yaparak ve kimseyi kırmadan ilerlemeye çalışıyorum.

İnanıyorum ki bu dünyada sahip olduğumuz her şey geçici. İnsan bedenen bu dünyadan
ayrıldığında geriye bıraktığı eserler, güzel sözler ve insanların hayatına kattığı değerler
kalıyor. Bu nedenle yazdığım eserleri, bu dünyadaki kalıcı izlerimden biri olarak
görüyorum. Kitap fuarları da bu izlerin okurlarla buluşmasına vesile olan çok kıymetli
ortamlar.
Kısacası, kitap fuarlarındaki okur-yazar buluşmaları hem yazara hem de okuyucuya
önemli katkılar sağlıyor. Yazara moral, cesaret ve yeni bir bakış açısı kazandırırken
okura da yazarla doğrudan iletişim kurma ve kitapla daha güçlü bir bağ kurma imkânı
sunuyor. Benim için fuarlar yalnızca kitap satılan yerler değil; insanların bir araya
geldiği, duyguların paylaşıldığı ve yeni başlangıçların mümkün olduğu özel alanlar. Biz
üzerimize düşeni yapıyor, yazıyor ve insanlara ulaşmaya çalışıyoruz. Gerisini ise
Rabbime bırakıyorum.
18- Şu an üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz ve keşfetmek
istediğiniz yeni projeleriniz var mı?
Şu anda zihnimde birikmiş pek çok proje var. Ancak zaman içinde, her şeyin kendi
şartları ve zamanı olduğunu öğreniyorum. Bu nedenle projelerimi hayata geçirirken
önceliklerimi göz önünde bulundurmaya çalışıyorum. Benim için en önemli
önceliklerden biri öğrencilerim. Onlar için neler yapabileceğimizi, okullarımızın ve
öğrencilerimizin ihtiyaçlarına nasıl katkı sunabileceğimizi düşünmek ve bu doğrultuda
çalışmak istiyorum. Öğrencilerimizin içinde bulunduğu şartlar hepimizin malumu. Bu
nedenle onların yararına olacak projelerde, imkânlarım ölçüsünde ve gönüllü olarak her
zaman yer almaya hazırım.
Yazarlık ve yazılarım açısından da çalışmalarımı sürdürüyorum. Fırsat buldukça yazıyor,
kaleme aldığım metinleri konularına göre tasnif ediyor ve gruplandırıyorum. Zamanı
geldiğinde bu yazıları kitaplaştırmayı elbette isterim. Ancak bunun ne zaman
gerçekleşeceğini şimdiden kesin olarak söylemek mümkün değil. Bazen bir projenin
hayata geçmesi için yalnızca yazmak değil, doğru zamanı ve uygun şartları beklemek de
gerekiyor.
Kitaplaşmayan yazılarımı da bir kenara bırakmıyorum. Onları biriktiriyor, zaman
buldukça yeniden okuyorum. Bu süreç benim için yalnızca arşiv oluşturmak anlamına
gelmiyor; aynı zamanda kendi yazılarımı değerlendirme, eksiklerimi görme ve
düşüncelerimin zaman içinde nasıl değiştiğini fark etme fırsatı sunuyor. Bazen eski bir
yazıyı yeniden okumak, bana yeni bir bakış açısı kazandırıyor ve başka bir yazının
kapısını aralıyor.
Dolayısıyla şu anda hem öğrencilerime fayda sağlayacak projeler üzerinde düşünmeye
hem de yazılarımı biriktirip geliştirmeye devam ediyorum. Her projenin hemen hayata
geçmesi gerekmiyor. Önemli olan, doğru zamanda doğru adımı atabilmek. Biz elimizden
geleni yapıyor, üretiyor ve tohumlarımızı atıyoruz; gerisini ise Rabbime bırakıyorum.

19-Okuyuculardan aldığınız sizi en çok duygulandıran ya da şaşırtan
geri dönüşler nelerdir?
Okuyuculardan aldığım geri dönüşler, yazma yolculuğumun en kıymetli taraflarından
biri. Çünkü bir yazının okurun kalbine ve zihnine nasıl ulaştığını, onda nasıl bir karşılık
bulduğunu görmek benim için büyük bir mutluluk.
Beni en çok duygulandıran geri dönüşler, okuyucuların yazılarımda kendilerinden bir
parça bulduklarını söylemeleri oldu. Bazen bir okur, bir denememi okuduktan sonra
uzun zamandır içinde taşıdığı bir duyguyu fark ettiğini ya da kendisini ifade etmekte
zorlandığı bir konuda yazımın ona yardımcı olduğunu söylüyor. Kimi zaman da bir
cümlenin kendisine umut verdiğini, yaşadığı bir sıkıntı karşısında yalnız olmadığını
hissettirdiğini belirtiyor. Böyle geri dönüşler aldığımda, yazmanın yalnızca kendi
duygularımı ifade etmekten ibaret olmadığını; başka insanların hayatlarına da
dokunabildiğini daha iyi anlıyorum.
Özellikle öğrencilerimden gelen tepkiler beni ayrıca duygulandırıyor. Kitabımı okuyup
düşüncelerini paylaşmaları, bazı yazılarımı kendi hayatlarıyla ilişkilendirmeleri ve
yazmaya ilgi duymaya başlamaları benim için çok değerli. Onlara kitap hediye ettiğimde
ya da yazmaya teşvik ettiğimde aldığım güzel karşılıklar, öğretmenlik yönümü de
besliyor. Bazı öğrencilerimin yazılarının yerel basında yayımlanması ise beni ayrıca
mutlu etti. Belki yazmaya devam etmediler ama en azından ilk adımı atmış olmaları bile
benim için önemli bir kazanım.
Beni şaşırtan geri dönüşler de oldu. Bazen üzerinde çok fazla durmadığımı düşündüğüm
bir yazının, okuyucular tarafından en çok ilgi gören metinlerden biri olduğunu gördüm.
Bu durum bana, bir yazının değerini yalnızca onu yazanın değil, okurun da belirlediğini
gösterdi. Benim için sıradan görünen bir duygu ya da düşünce, başka bir insanın
hayatında çok özel bir karşılık bulabiliyor.
Bu geri dönüşler, yazarken daha dikkatli ve sorumlu davranmamı sağlıyor. Çünkü her
cümlenin bir insana ulaşabileceğini, onu düşündürebileceğini, teselli edebileceğini ya da
harekete geçirebileceğini biliyorum. Benim için en büyük mutluluk, yazılarımın okurun
hayatında küçük de olsa olumlu bir iz bırakabilmesi. Bu nedenle aldığım her geri
dönüşü, yazarlık yolculuğumda bana güç veren değerli bir emanet olarak görüyorum.

20-Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına ne gibi
tavsiyelerde bulunmak istersiniz?
Edebiyat yolculuğunun başında olan yazar adaylarına öncelikle bol bol okumalarını
tavsiye ederim. Çünkü iyi yazmanın temelinde iyi okumak, farklı yazarları ve anlatım
biçimlerini tanımak vardır. Okumak yalnızca kelime dağarcığını geliştirmez; insanı,
hayatı ve dünyayı daha geniş bir pencereden görmeyi de sağlar.
Bunun yanında yazmaya başlamaktan ve kendilerini ifade etmekten çekinmemeliler. İlk
yazıların kusursuz olması gerekmiyor. Önemli olan yazmaya cesaret etmek, zamanla
eksikleri fark etmek ve kendini geliştirmeye devam etmek. Her yazarın kendine özgü bir
sesi vardır; bu sesi bulabilmek için sabırlı olmak ve başkalarını taklit etmek yerine kendi
duygu ve düşüncelerini samimiyetle ortaya koymak gerekir.
Hayatı gözlemlemelerini de özellikle öneririm. İnsanları, yaşanan olayları, kendi iç
dünyalarını ve çevrelerindeki ayrıntıları dikkatle izlesinler. Çünkü yazacak konu çoğu
zaman hayatın içinde, fark edilmeyi bekleyen küçük ayrıntılarda saklıdır. Bir duygu, bir
karşılaşma, bir soru ya da yaşanan herhangi bir olay, güçlü bir yazının başlangıcı
olabilir.
Yazarlık yolunda sabır ve süreklilik de çok önemli. Her yazının hemen karşılık bulmasını
ya da kısa sürede tanınmayı beklememek gerekir. Bazen bir yazı beklediğimiz ilgiyi
görmez, bazen de hiç ummadığımız bir metin okuyucunun kalbine dokunur. Bu nedenle
eleştirilere açık olmak, geri dönüşlerden yararlanmak ve yazmaya devam etmek gerekir.
Benim en önemli tavsiyem, yazarken samimiyeti kaybetmemeleri. Okur, yapaylığı ve
içtenliği kolayca hisseder. İnsan kendi yaşanmışlıklarından, gözlemlerinden ve
duygularından yola çıktığında yazısı daha gerçek ve etkili olur. Ayrıca yazdıklarını
paylaşmaktan, ilk adımı atmaktan ve kendilerine fırsat vermekten korkmasınlar. Çünkü
bazen küçük bir cesaret, uzun bir edebiyat yolculuğunun başlangıcı olabilir.
Son olarak, yazarlığı yalnızca kitap yayımlamak ya da tanınmak olarak görmemelerini
isterim. Yazarlık; düşünmek, hissetmek, gözlemlemek, üretmek ve bir insanın hayatına
dokunabilmektir. Biz bazen yalnızca bir tohum atarız; onun ne zaman filizleneceğini ve
nasıl büyüyeceğini bilemeyiz. Önemli olan, samimiyetle yazmaya devam etmek ve
üzerimize düşeni yapmaktır. Gerisini zamanın, okurun ve Rabbimin takdirine bırakmak
gerekir.

İlgili Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir